

-

-
Mahmut

Gökhan

-

Madam

-
Haldun

Baba

Kiralık Katil
İstanbul’un sıradan bir gününde, hattında ilerleyen bir tramvay, birbirinden tamamen farklı hayatlara ve dertlere sahip bir grup yolcuyu ağırlamaktadır. İlk bakışta her şey normal görünse de, yolcuların her birinin zihninde bastırılmış öfkeler, hayal kırıklıkları ve toplumsal baskıların yarattığı ağır bir yük vardır. Tramvayın içinde yükselen gerilim, küçük bir kıvılcımla kontrolden çıkar ve araç, dış dünyadan izole bir şiddet sarmalına dönüşür.
Bu klostrofobik ortamda; taciz, tahammülsüzlük ve nefret gibi duygular su yüzüne çıkarken, sıradan insanlar birer canavara dönüşmeye başlar. Film, bir ulaşım aracını adeta bir laboratuvar gibi kullanarak, Türkiye’nin o dönemdeki toplumsal ruh halini, insanların birbirine olan güvensizliğini ve şiddetin ne kadar kolay meşrulaşabileceğini sert bir gerçekçilikle yüzümüze vuruyor.
Filmin en güçlü yanlarından biri, karakterlerin o tekinsiz halini başarıyla yansıtan oyuncu kadrosudur. Fırat Tanış, canlandırdığı karakterin içindeki dengesizliği ve her an patlamaya hazır ruh halini muazzam bir sahicilikle sergiliyor. Tanış'ın performansı, filmin o gergin atmosferini ayakta tutan en önemli unsurlardan biri.
Kadronun bir diğer kilit ismi Emel Çölgeçen, tramvaydaki kadın yolcuların yaşadığı tedirginliği ve baskıyı çok iyi yansıtıyor. Ayrıca Gökhan Özoğuz ve Ferit Kaya gibi isimlerin yer aldığı kadro, toplumsal prototipleri başarıyla perdeye taşıyor. Oyuncuların dar alandaki performansı, izleyicide o kapalı alandan çıkma isteği uyandıracak kadar etkileyici ve rahatsız edici.
Yönetmen Olgun Ergun, ilk uzun metrajlı filminde oldukça cesur bir denemeye imza atıyor. Tek mekanda geçen ve klostrofobik bir yapıya sahip olan film, izleyiciyi bir koltukta rahatça oturtmak yerine, rahatsız etmeyi ve sorgulatmayı hedefliyor. Türk sinemasında pek sık rastlanmayan bir türde, toplumsal cinneti mikro bir örnek üzerinden anlatan yapım, çekim teknikleri ve karanlık renk paletiyle de bu boğucu havayı destekliyor. Tempo, bir tramvayın durakları gibi ağır ağır ama kararlı bir şekilde felakete doğru ilerliyor.
Sosyolojik tahliller barındıran, insan psikolojisinin karanlık labirentlerinde dolaşan ve toplumsal şiddeti çıplak bir dille eleştiren yapımlardan hoşlananlar bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer gerilim türünün sadece aksiyon değil, psikolojik baskı üzerinden kurulduğu filmleri seviyorsanız, Tramvay size farklı bir deneyim sunacaktır. Tek mekan filmlerine ve yerli bağımsız sinemaya ilgi duyanlar için de dikkate değer bir örnek.
Tramvay, hepimizin her gün bindiği toplu taşıma araçlarında yanımızdan geçen insanların aslında ne kadar büyük birer patlamaya hazır bomba olabileceğini hatırlatıyor. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, şiddeti estetize etmek yerine, onun ne kadar çiğ ve anlamsız olduğunu göstermesidir. Toplumsal empati yoksunluğunu ve "öteki"ne duyulan nefreti sorgulatan yapım, bittiğinde sizi derin bir sessizliğe ve çevreye karşı daha dikkatli bir bakışa itiyor.
Toplumsal Cinnet: Bireylerin birikmiş öfkelerinin kitlesel bir şiddet eylemine dönüşmesi.
Tahammülsüzlük: Farklı hayat tarzlarına veya küçük hatalara karşı duyulan aşırı tepki.
Klostrofobi ve İzolasyon: Dar bir mekanda mahsur kalmanın yarattığı psikolojik gerginlik.
Taciz ve Şiddet: Gündelik hayatta kanıksanmış ama yıkıcı sonuçları olan davranışların eleştirisi.
İnsan doğasının dar alanlarda nasıl vahşileştiğini anlatan başyapıt Das Experiment (Deney) veya toplumsal öfkenin patlama anını işleyen Falling Down (Sonun Başlangıcı) bu filmle benzer temaları paylaşır. Yerli sinemadan ise insanın karanlık yüzüne ve şiddete odaklanan Zeki Demirkubuz filmleri, özellikle Kader ve Masumiyet, Tramvay'ın yarattığı o ağır atmosferi sevenler için uygun birer seçenek olabilir.
Film, 13. Altın Safran Belgesel Film Festivali gibi çeşitli platformlarda gösterilmiş ve farklı vizyonuyla dikkat çekmiştir.
Filmin çekimleri, gerçek bir tramvay atmosferini yansıtmak adına oldukça zorlu fiziki şartlarda gerçekleştirilmiştir.
Fırat Tanış, bu filmdeki performansıyla karakter oyuncusu kimliğini bir kez daha kanıtlamıştır.
Film, belirli bir tek olaydan ziyade, metropol hayatında her gün tanık olduğumuz toplumsal gerginliklerin ve yaşanmış çeşitli "yolcu kavgalarının" dramatik bir derlemesi niteliğindedir.
Yönetmenin amacı, izleyiciye karakterlerin ruh halini bizzat yaşatmaktır; bu nedenle dar açılar, loş ışıklar ve klostrofobik bir kurgu tercih edilmiştir.
Şiddet, fiziksel olmaktan çok psikolojik bir baskı olarak hissedilmektedir ancak filmin sonlarına doğru bu gerginlik somut ve sert bir şiddet patlamasına dönüşür.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...