
Dram

İsa

Meryem

House-Owner

-

Boss of Agency

-

House-Owner's Son

-

Mafia Boss (Reis)
Meryem's Husband
İsa, İstanbul’un arka sokaklarında figüranlık yaparak geçinmeye çalışan, hayatın sillesini yemiş, silik ve yalnız bir adamdır. Çaldırmadığı halde hırsızlıkla suçlandığı elli dolar yüzünden feci bir dayak yer ve bu parayı bulması için kendisine sadece yirmi dört saat süre tanınır. Çaresizliğin doruğunda, ev sahibiyle girdiği tartışma trajik bir cinayetle sonuçlanır. İsa, bir anda kendini hayatın kenarından "üçüncü sayfa" haberlerinin tam ortasına düşmüş bir katil olarak bulur.
Cinayetin hemen ardından baygınlık geçiren İsa’nın yardımına, karşı komşusu Meryem yetişir. Meryem de en az İsa kadar hayatın sillesini yemiş, kocasından şiddet gören ve bu bataklıktan kurtulma hayalleri kuran yaralı bir kadındır. İki kaybeden ruh, bu karanlık sırrın gölgesinde birbirlerine tutunmaya çalışırken, aslında kaderin onlar için hazırladığı oyun henüz bitmemiştir. Üçüncü Sayfa, masumiyetin nasıl kirlendiğini ve insanın en temel hayatta kalma içgüdüsünün nasıl birer canavara dönüşebileceğini soğuk bir gerçekçilikle işliyor.
Filmin yükünü omuzlayan Ruhi Sarı, İsa rolünde sergilediği ezik, ürkek ve vicdan azabıyla kavrulan adam performansıyla devleşiyor. Sarı, karakterin yaşadığı o yoğun klostrofobik duyguyu izleyiciye geçirmekte o kadar başarılı ki, editoryal bir bakış açısıyla bu performansın Türk sinemasındaki en iyi "kaybeden" portrelerinden biri olduğunu söylemek mümkün. Meryem karakterine hayat veren Başak Köklükaya ise, masumiyetle kurnazlık arasındaki o ince çizgide yürürken sergilediği oyunculukla büyüleyici bir performans sunuyor.
Zeki Demirkubuz’un kendine has oyuncu yönetimi sayesinde, kadrodaki her isim abartıdan uzak, hayatın içinden ve son derece çiğ bir gerçekçilik sunuyor. Karakterlerin birbirleriyle olan etkileşimi, sadece sözlerle değil, o dumanlı odalardaki sessizliklerle ve kaçırılan bakışlarla örülüyor.
Zeki Demirkubuz’un "Kader" ve "Masumiyet" gibi başyapıtlarının arasında yer alan bu eser, yönetmenin sinemasal dilinin en saf örneklerinden biridir. Sabit kamera açıları, doğal ışık kullanımı ve minimal mekan tercihleriyle Üçüncü Sayfa, izleyiciyi bir odanın içine hapsederek karakterin yaşadığı ruhsal daralmayı bizzat hissettiriyor. Film, bir cinayet hikayesinden ziyade bir vicdan muhasebesi ve bir sınıfsal çaresizlik portresi çiziyor. Anlatım dili o kadar dürüst ve maskesizdir ki, film bittiğinde kendinizi bir gazetenin üçüncü sayfasındaki o kısa habere çok daha yakından bakarken buluyorsunuz.
Bu yapım, ana akım sinemanın pembe tablolarından sıkılmış, hayatın en sert ve en çıplak gerçekleriyle yüzleşmeye hazır izleyiciler içindir. Eğer karakter odaklı, ağır tempolu ama duygusal yükü çok ağır olan psikolojik dram türündeki yapımları seviyorsanız, bu film tam size göre. Türk sinemasının bağımsız kanadına ilgi duyan ve sanat filmi estetiğini takdir eden sinemaseverler için Üçüncü Sayfa kaçırılmaması gereken bir duraktır.
Üçüncü Sayfa, "kader" kavramını insanın kendi elleriyle nasıl ördüğünü veya bir tesadüfün nasıl bir kâbusa dönüşebileceğini en iyi anlatan yapımlardan biridir. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, cinayeti bir aksiyon unsuru olarak değil, bir çürümenin sonucu olarak ele almasıdır. İnsanın içindeki o ilkel korkuyu ve sevilme ihtiyacının nasıl manipüle edilebileceğini görmek için bu film, sinema tarihinin en etkileyici derslerinden birini sunar.
Kader ve Rastlantı: Küçük bir olayın zincirleme bir felakete dönüşmesi.
Suç ve Vicdan Azabı: İnsanın işlediği suçla yaşamaya çalışırken ruhsal olarak erimesi.
Yalnızlık ve Çaresizlik: Büyük şehirde, dar bir odada sıkışıp kalmış insanların çıkışsızlığı.
İhanet ve Umut: Kurtuluş hayallerinin nasıl birer yıkıma dönüştüğü.
Eğer Zeki Demirkubuz’un bu karanlık atmosferini sevdiyseniz, yönetmenin diğer kült yapımları olan Masumiyet ve Kader filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca insanın karanlık tarafına ve suç psikolojisine odaklanan Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmi veya Dostoyevski etkisindeki Yeraltı, benzer bir editoryal derinlik ve sinematografik tat sunan Türk filmi önerileri arasındadır.
Film, Zeki Demirkubuz'un "Karanlık Üstüne Öyküler" üçlemesinin ilk filmi olarak kabul edilir.
Çok düşük bir bütçeyle ve kısıtlı imkanlarla çekilmesine rağmen, pek çok ulusal ve uluslararası festivalden ödülle dönmüştür.
Filmdeki sahnelerin büyük çoğunluğu, o dönem yönetmenin de yaşadığı Beşiktaş ve çevresindeki gerçek ev ve sokaklarda çekilmiştir.
Hayır, film Zeki Demirkubuz'un kendi yazdığı özgün bir senaryodur; ancak yönetmenin Dostoyevski hayranlığı ve onun eserlerindeki suç-vicdan temaları filme büyük ölçüde yön vermiştir.
Evet, filmde şiddet bir görsellik unsuru olarak değil, olayın yarattığı şok ve çiğlik üzerinden son derece gerçekçi ve rahatsız edici bir dille yansıtılmıştır.
Bu ilişki, aşktan ziyade iki yaralı ve çaresiz insanın birbirine olan muhtaçlığı ve bu muhtaçlığın getirdiği bir tür hayatta kalma iş birliğidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...