
İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda İngiltere’de geçen hikâye, dokuz yaşındaki Billy Rowan’ın perspektifinden savaşın kaotik atmosferini yansıtır. Gökten düşen bombalar, yanan evler ve her an kapıda beliren askerler, Billy için korkutucu birer gerçeklikten ziyade; oyun sahasının bir parçası ve büyük bir serüven gibidir. Film, çocukluğun masumiyetini savaşın yıkıcı etkileriyle çarpıştırarak izleyiciye alışılmadık bir savaş dramı sunar.
Babası cepheye giden Billy, annesi ve ablasıyla birlikte Londra’nın kenar mahallelerinde değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışır. Savaşın getirdiği yokluk ve yıkım, Billy’nin hayal gücüyle birleşerek hüzünlü olduğu kadar şiirsel bir anlatıya dönüşür. Bu süreçte aile bağları sınanırken, her sabah uyandıklarında karşılaştıkları enkaz yığınları, hayatın her şeye rağmen devam ettiğini simgeleyen birer dekora dönüşür.
Filmin başrolünde Billy karakterine hayat veren Sebastian Rice-Edwards, bir çocuğun dünyayı nasıl algıladığını ve savaşın dehşetini nasıl bir oyun alanına çevirdiğini büyük bir doğallıkla sergiliyor. Performansı, filmin duygusal yükünü tek başına omuzlayacak kadar güçlü ve samimi.
Billy’nin annesi Grace rolünde Sarah Miles, kocasının yokluğunda ailesini bir arada tutmaya çalışan dirençli ve sevgi dolu bir figür olarak öne çıkıyor. David Hayman ise baba rolünde kısa ama etkili bir performans sergileyerek savaşın erkekler üzerindeki psikolojik ağırlığını hissettiriyor. Ayrıca Sammi Davis, savaşın getirdiği özgürlükleri ve riskleri yaşayan abla rolünde hikâyeye dinamizm katıyor.
Yönetmen John Boorman, kendi çocukluk anılarından yola çıkarak çektiği bu filmde, klasik savaş filmlerinin aksine cephedeki çarpışmalara değil, evdeki yansımalara odaklanıyor. Filmin temposu, bir çocuğun merak duygusunu besleyecek şekilde akıcı ve keşif dolu. Görüntü yönetimi, savaşın gri tonlarını çocuksu bir ışıltıyla birleştirerek görsel bir şölen sunuyor. Film, trajediyi mizahla harmanlayan nadir savaş filmi örneklerinden biri olarak sinema tarihinde özel bir yere sahip.
Savaşın sadece strateji ve kan değil, aynı zamanda değişen hayatlar olduğunu görmek isteyenler bu filmi mutlaka izlemeli. Özellikle aile bağlarını ve çocuk psikolojisini merkezine alan yapımlardan hoşlananlar için ideal bir tercih. Eğer türü seven bir izleyiciyseniz ve dram filmleri kategorisinde farklı bir bakış açısı arıyorsanız, bu yapım sizi derinden etkileyecektir.
Bu film, savaşın yıkımını estetik bir dille ve çocuksu bir merakla anlatma becerisine sahip. Acıyı bağıra çağıra anlatmak yerine, enkazların arasından toplanan şarapnel parçalarının biriktirildiği koleksiyonlar üzerinden sessiz bir çığlık atıyor. Boorman’ın samimi anlatımı, izleyiciyi nostaljik bir yolculuğa çıkarırken aynı zamanda insan ruhunun dayanıklılığını kutluyor.
Masumiyetin Kaybı: Bir çocuğun savaş gerçeğiyle tanışması ve büyüme sancıları.
Aile Bağları: Zor zamanlarda bir arada kalmanın ve birbirine destek olmanın önemi.
Hayatta Kalma İçgüdüsü: Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, yaşamın devam etme arzusu.
Gerçeklik ve Hayal Gücü: Savaşın sert yüzüne karşı geliştirilen çocuksu savunma mekanizmaları.
Eğer bu filmin atmosferini sevdiyseniz, yine bir çocuğun gözünden savaşı anlatan Güneş İmparatorluğu (Empire of the Sun) filmini mutlaka listenize eklemelisiniz. Ayrıca, savaşın trajedisini çocuksu bir dille harmanlayan Hayat Güzeldir (La Vita è Bella) bu türün en güçlü örneklerinden biri olarak benzer bir tat bırakacaktır.
Filmin yönetmeni John Boorman, senaryoyu yazarken tamamen kendi çocukluk hatıralarından esinlenmiştir. Film, 1988 yılında 5 dalda Oscar adaylığı elde ederek başarısını taçlandırmıştır. Çekimler sırasında dönem atmosferini yaratmak için Shepperton Stüdyoları’nda devasa bir mahalle seti inşa edilmiş ve bu set o dönem için büyük bir prodüksiyon başarısı olarak kabul edilmiştir.
Evet, yönetmen John Boorman bu filmi kendi çocukluk anılarını temel alarak otobiyografik bir yaklaşımla kaleme almıştır.
Filmin orijinal adı "Hope and Glory"dir ve savaş dönemindeki İngiliz halkının ruh halini özetler.
Savaş temasını işlemesine rağmen şiddeti bir çocuk perspektifinden, daha çok psikolojik ve dramatik bir dille yansıttığı için genel izleyici kitlesine hitap eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...