
Türk sinemasının en naif ve içten yapımlarından biri olan Uzun Hikaye, izleyiciyi 1950’li yıllardan 70’li yılların sonuna uzanan nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. "Bulgaryalı Ali" karakterinin adalet arayışını ve ailesine olan sarsılmaz bağlılığını konu alan bu film, sadece bir dönem hikayesi değil, aynı zamanda onurlu yaşamanın ne demek olduğunu hatırlatan bir başyapıt niteliğinde.
Filmin kalbinde, Ali ile hayatının aşkı Münire’nin imkansızlıklara rağmen filizlenen sevdası yatıyor. Ailelerinin rızası olmayınca kaçmaya karar veren çiftin bu yolculuğu, tren vagonlarında ve kasaba istasyonlarında şekilleniyor. Uzun Hikaye, aşkın en saf halini beyaz perdeye taşırken, izleyiciye bir ailenin her türlü zorluğa rağmen nasıl bir arada kalabildiğini gösteriyor.
Ali, gittiği her kasabada haksızlığa karşı dik duran, eşitliği ve doğruluğu savunan bir adamdır. Ancak bu tavrı, onun her gittiği yerden sürülmesine ve sürekli yeni bir başlangıç yapmasına neden olur. Uzun Hikaye, bu "aykırı" ama dürüst adamın, oğlu Mustafa ile birlikte demir yolları boyunca süren macerasını hüzünlü ve bir o kadar da umut dolu bir dille anlatıyor.
Mustafa Kutlu’nun kaleminden çıkan bu etkileyici hikaye, sinemanın görsel gücüyle birleşince ortaya unutulmaz bir dram çıkıyor. Uzun Hikaye, izleyiciye kaybettiğimiz mahalle kültürünü, dostluğu ve samimiyeti yeniden hatırlatıyor. Karakterlerin derinliği ve filmin geçtiği dönemin atmosferi, her sahnede sizi o eski, güzel günlere geri götürüyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...