

Barbara Baekeland

Brooks Baekeland

Tony Baekeland

Nini Daly

Blanca

Sam Green
Aschwin Lippe

Midge Vanden Heuvel

Joost Vanden Heuvel

Simone Lippe
Film, Bakelite plastik imparatorluğunun varisi Brooks Baekeland ve karısı Barbara'nın gerçek yaşam öyküsüne dayanıyor. Barbara, sosyeteye sonradan girmiş, hırslı, güzel ama ruhsal olarak dengesiz bir kadındır. Kocası Brooks ile yaşadığı fırtınalı ve sevgisiz evlilik, Brooks'un onu terk etmesiyle iyice rayından çıkar.
Barbara, hayatındaki boşluğu ve kaybettiği statüsünü, tek oğlu Tony üzerine kurduğu hastalıklı bir ilgiyle doldurmaya çalışır. Tony, annesinin manipülasyonları, sınır tanımayan sevgisi ve trajik beklentileri arasında büyürken, kendi kimliğini ve cinsel yönelimini bulmaya çalışır. Ancak Barbara’nın oğlunu "iyileştirme" bahanesiyle başvurduğu yöntemler, aileyi kaçınılmaz bir felakete ve kan donduran bir sona sürükleyecektir. Film, 1940'lardan 1970'lere uzanan bir süreçte Paris, Londra ve İspanya gibi Avrupa’nın elit duraklarında geçen, psikolojik bir yıkım öyküsüdür.
Julianne Moore, Barbara Baekeland rolünde kariyerinin en etkileyici ve zorlu performanslarından birini sergiliyor. Karakterin zarafeti ile içsel parçalanmışlığını, kibrini ve çaresizliğini her mimiğiyle izleyiciye hissettiriyor. Oğlu Tony rolündeki Eddie Redmayne, o dönemdeki genç yaşına rağmen, annesinin gölgesinde ezilen, kırılgan ve yavaş yavaş akıl sağlığını kaybeden bir genci muazzam bir derinlikle canlandırıyor.
Brooks Baekeland rolünde Stephen Dillane, aristokratik soğukluğuyla hikâyedeki kopuşun fitilini ateşleyen isim oluyor. Moore ve Redmayne arasındaki o rahatsız edici kimya, filmin izlenmesi zor ama sanatsal açıdan güçlü olan atmosferini ayakta tutan en büyük unsur.
Yönetmen Tom Kalin, Natalie Robins ve Steven M.L. Aronson'un kitabından uyarlanan bu yapımda, izleyiciyi bir "röntgenci" pozisyonuna sokuyor. Film, yüksek sınıfın estetik dünyasını (kıyafetler, dekorlar, manzaralar) büyük bir özenle sunarken, bu güzelliğin altındaki ahlaki çöküşü "vahşi" bir tezatla işliyor. Temposu yavaş olsa da yarattığı gerilim ve ensest bariyerini zorlayan cesur sahneleriyle editoryal açıdan oldukça kışkırtıcı bir yapım. Klasik bir biyografiden ziyade, insan psikolojisinin en karanlık labirentlerine giren bir dram çalışması.
Psikolojik derinliği olan dramaları, gerçek hayat hikâyelerini ve insan doğasının uç noktalarını inceleyen filmleri seven izleyiciler bu yapımı kaçırmamalı. Julianne Moore’un oyunculuk dehasına tanıklık etmek isteyenler ve sinemada "tabuların" nasıl işlendiğini merak edenler için uygun bir tercih. Ancak filmin ağır temalar, ensest ve trajik şiddet içerdiğini, bu nedenle hassas izleyiciler için oldukça sarsıcı olabileceğini belirtmekte fayda var.
Bu film, zenginliğin ve zarafetin mutluluğu garantilemediğini, aksine bazen derin yalnızlıkları ve saplantıları beslediğini kanıtladığı için izlenmeli. Sinema tarihinin en trajik anne-oğul ilişkilerinden birini, hiçbir detaydan kaçınmadan dürüstçe anlattığı için önemli bir yapım. Ayrıca Eddie Redmayne’in gelecekteki büyük kariyerinin sinyallerini veren o çiğ ve samimi performansını görmek için bile izlenmeye değer.
Saplantılı Annelik: Evladını kendisinin bir uzantısı veya mülkü olarak görme yanılgısı.
Sınıf ve Statü Kaygısı: Sosyetede tutunma çabasının ruh sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisi.
Kimlik ve Cinsellik: Baskıcı bir ebeveyn altında bireyin kendi varoluşunu gerçekleştirme sancısı.
Kalıtımsal Trajedi: Mutsuz bir evliliğin ve sevgisizliğin nesiller boyu süren karanlık mirası.
Bu filmin sunduğu o hastalıklı aile dinamiklerini ve estetik dramayı sevdiyseniz, yine Julianne Moore'un başrolde olduğu Far from Heaven veya bir başka rahatsız edici anne-oğul hikâyesi olan Notes on a Scandal (Skandal Notları) filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca aristokrasinin karanlık yüzünü anlatan The Dreamers (Düşler, Tutkular ve Suçlar) da benzeri bir atmosfer sunan yapımlar arasındadır.
Film, 1972 yılında Londra'da gerçekleşen gerçek bir cinayet vakasına dayanmaktadır. Julianne Moore, rolünü daha iyi kavrayabilmek için Barbara Baekeland hakkında yazılmış pek çok mektubu ve günlük kaydını incelemiştir. Film, Cannes Film Festivali başta olmak üzere pek çok festivalde tartışmalara yol açmış, cesur sahneleriyle eleştirmenleri ikiye bölmüştür.
Film, Baekeland ailesinin yaşadığı olaylara büyük ölçüde sadık kalmıştır; özellikle Tony'nin annesiyle olan ilişkisi ve Londra'daki o meşhur final sahnesi tarihi kayıtlara dayanmaktadır.
Barbara, terk edilme korkusu, narsisistik kişilik özellikleri ve o dönemde elit çevrelerde kabul görme hırsı yaşayan, ruhsal açıdan ciddi destek almamış trajik bir karakterdir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...