
Arthur Kirkland, Baltimore hukuk sisteminin çarpıklıkları arasında adaleti kovalamaya çalışan, idealist ve hırçın bir savunma avukatıdır. Kirkland’ın dünyası, müvekkillerinin bürokratik hatalar yüzünden hapislerde çürümesi ve sistemin mekanik hissizliği ile doludur. Hayatını dürüstlük üzerine kurmaya çalışsa da, sürekli olarak "hukuk" ile "adalet" arasındaki o derin uçurumun içine çekilir.
Film, Kirkland'ın baş düşmanı olan ve katılığıyla tanınan Yargıç Fleming'in tecavüzle suçlanmasıyla bambaşka bir boyuta evrilir. Trajikomik bir tesadüf eseri, Fleming'i savunma görevi Kirkland'a verilir. Kendi etik değerleri ile mesleki zorunlulukları arasında sıkışan Arthur, mahkeme salonunda sadece bir sanığı değil, tüm bir sistemi yargılamak zorunda kalacaktır.
Filmin kalbinde, kariyerinin zirvesindeki Al Pacino yer alıyor. Pacino, Arthur Kirkland karakterine öylesine yüksek bir enerji ve samimiyet katıyor ki, izleyici onun her hayal kırıklığını bizzat hissediyor. Özellikle filmin finalindeki o meşhur patlama sahnesi, sinema tarihinin en güçlü performanslarından biri olarak kabul edilir.
Yargıç Fleming rolünde John Forsythe, karakterin soğuk ve itici doğasını kusursuz bir şekilde yansıtarak harika bir karşıtlık oluşturuyor. Jack Warden ise intihara meyilli ve eksantrik Yargıç Caulfield rolünde, hikâyeye hem kara mizah hem de hüzünlü bir derinlik katıyor. Yardımcı oyuncu kadrosu, yozlaşmış bir sistemin dişlilerini temsil eden figürlerle oldukça zenginleştirilmiş.
Norman Jewison yönetmenliğindeki film, adalet sistemine yönelik en sert ve en dürüst eleştirilerden biri olarak öne çıkıyor. Senaryonun Barry Levinson ve Valerie Curtin tarafından yazılmış olması, filme hem keskin bir zekâ hem de yer yer absürtleşen bir gerçekçilik kazandırıyor. Tempo, Kirkland’ın artan stresiyle paralel şekilde yükselirken, dram ve kara mizah dengesi başarıyla korunuyor.
Hukuk sisteminin işleyişine ilgi duyanlar ve etik ikilemler üzerine kafa yormayı sevenler için bu yapım bir başyapıt niteliğindedir. Mahkeme draması türünden hoşlanan ve güçlü oyuncu performanslarına odaklanan izleyiciler, Al Pacino’nun bu devleştiği performansı mutlaka görmelidir. Ayrıca, toplumsal eleştiri dozu yüksek 70’ler sinemasına meraklı olanlar için suç filmi ögeleri barındıran bu eser kaçırılmaması gereken bir klasiktir.
Bu filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, adaleti kutsallaştırmak yerine onun ne kadar kolay manipüle edilebileceğini korkusuzca göstermesidir. "Hukuk nedir?" sorusundan ziyade "Adalet nerede?" sorusunu sordurtur. Final sahnesi, sinema tarihinin en ikonik anlarından biri olarak sadece bir savunma değil, bir isyan çığlığıdır.
Sistem Eleştirisi: Hukukun bir adalet aracı olmaktan çıkıp, teknik bir prosedüre dönüşmesi.
Bireysel Etik: Kişisel doğruların, mesleki kurallar ve toplumsal beklentilerle çatışması.
Yozlaşma: Gücü elinde bulunduranların hukuku kendi çıkarları veya egoları için kullanması.
Vicdan Azabı: Masum insanların sistemin hatasıyla feda edilmesinin yarattığı duygusal yıkım.
Eğer bu filmin yarattığı atmosferi ve sistem eleştirisini sevdiyseniz, Sidney Lumet imzalı ve yine bir hukuk mücadelesini anlatan The Verdict (Hüküm) filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, adaletin peşindeki yalnız adam temasını işleyen 12 Angry Men ve güncel bir hukuk gerilimi olan Dark Waters (Karanlık Sular) benzer temaları başarıyla işleyen politik dram örnekleridir.
Al Pacino, bu filmdeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar adaylığı elde etmiştir.
Filmin senaristlerinden Barry Levinson, daha sonra yönetmen olarak Rain Man gibi klasiklere imza atacaktır.
Meşhur "You’re out of order!" repliği, sinema dünyasında en çok taklit edilen ve referans verilen sahnelerden biridir.
Çekimler büyük oranda Baltimore'da gerçek mekanlarda gerçekleştirilmiştir.
Film, hukuki prosedürlerden ziyade bir avukatın vicdani patlamasına odaklandığı için son sahne dramatik bir doruk noktasıdır; gerçek bir mahkemede bu durum anında duruşmanın iptaline yol açar ancak filmin mesajı için hayati önem taşır.
Film tamamen kurgusal bir hikâyedir ancak yazıldığı dönemdeki Amerikan hukuk sistemindeki gerçek aksaklıklardan ve avukatların yaşadığı etik çıkmazlardan beslenmiştir.
Karakteri Arthur Kirkland, sistemin içinde ezilen insanları gördükçe biriken bir öfkeye sahiptir; bu agresif tutum, karakterin çaresizliğinin ve adaletsizliğe duyduğu nefretin dışa vurumudur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...