
Film, 19. yüzyıl Paris'inin kaotik ve sisli atmosferinde geçiyor. Dönemin en ünlü dedektifi olan Vidocq, gizemli ve aynalı maske takan "Simyacı" (The Alchemist) adındaki bir katilin peşindeyken aniden ortadan kaybolur. Bu kayboluşun ardındaki sır perdesini aralamak ise onun biyografisini yazmaya çalışan genç gazeteci Etienne Boisset’ye düşer. Vidocq filmi, izleyiciyi ilk dakikadan itibaren cevabı zor sorularla dolu bir kovalamacanın içine çekiyor.
Yönetmen Pitof’un imzasını taşıyan Vidocq, tamamen dijital kamera ile çekilen ilk uzun metrajlı filmlerden biri olma özelliğini taşıyor. Bu teknik tercih, filme alışılmışın dışında, adeta bir tabloyu andıran egzotik ve gotik bir görsellik katıyor. Renk paleti ve kamera açıları, Vidocq dünyasını sıradan bir polisiye olmaktan çıkarıp sürreal bir deneyime dönüştürüyor.
Hikaye ilerledikçe, işlenen cinayetlerin arkasında sadece basit bir suçlunun değil, doğaüstü güçlere atıfta bulunan karanlık bir planın olduğu anlaşılır. Vidocq, bir yandan suç dehasını konuştururken diğer yandan "Simyacı"nın ruhları hapseden aynalı maskesinin ardındaki gerçeği çözmeye çalışır. Gerilim dozunun hiç düşmediği filmde, gerçek ile efsane arasındaki çizgi giderek bulanıklaşır.
Gérard Depardieu, tarihin ilk dedektifi olarak kabul edilen gerçek şahsiyet Eugène François Vidocq karakterine hayat vererek filme büyük bir ağırlık katıyor. Ona eşlik eden Guillaume Canet ise genç ve meraklı biyografi yazarı rolüyle hikayenin dinamizmini sağlıyor. Vidocq, karakter derinliği ve olay örgüsüyle izleyiciyi ters köşe yapmayı başaran nadir yapımlardan biri.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...