
Belgesel
Yönetmen Marcel Mettelsiefen’in üç yıllık bir zaman dilimine yayılan çalışması olan bu yapım, Humus şehrinde yaşayan bir ailenin savaşla değişen kaderine odaklanıyor. Özgür Suriye Ordusu komutanlarından biri olan babalarının IŞİD tarafından kaçırılmasının ardından, anne Hala ve dört çocuğu için hayat geri dönülemez bir yola girer. Film, savaşın sadece bombalardan ibaret olmadığını; bir evin, bir mahallenin ve nihayetinde bir kimliğin nasıl yavaş yavaş yitirildiğini çocukların gözünden anlatıyor.
Hikâye, ailenin Suriye’deki yıkık dökük evlerinden ayrılıp mülteci olarak Almanya’ya sığınma süreçlerini epik bir dille ele alıyor. Yeni bir dil, yeni bir kültür ve bambaşka bir coğrafyada hayata tutunmaya çalışan çocukların, savaşın travmalarını geride bırakma çabası izleyicinin kalbine dokunuyor. Watani: My Homeland, mülteci krizini manşetlerin ötesine taşıyarak, evrensel bir "yuvaya dönüş" ya da "yuvayı yeniden kurma" arayışına dönüştüren sarsıcı bir belgesel olarak öne çıkıyor.
Bu belgeselin en etkileyici "oyuncuları", hayatın kendisini yaşayan Hala ve çocukları Helen, Farah, Sara ve Mohammed’dir. Özellikle çocukların Suriye’deki çocuksu neşelerinin, yerini savaşın getirdiği erken olgunluğa bırakması filmin en güçlü performansıdır. Küçük yaştaki çocukların savaşın ortasında oyun oynamaya çalışmaları ve ardından Almanya’daki düzenli okul hayatına uyum sağlama süreçleri, insan ruhunun esnekliğini gösteriyor.
Anne Hala ise, bir kadının hem savaşın acımasızlığına hem de bilinmez bir geleceğe karşı sergilediği metaneti temsil ediyor. Onun sessiz çığlıkları ve çocukları için ayakta kalma iradesi, editoryal bir bakışla, modern bir kahramanlık destanı olarak nitelendirilebilir. Görüntülerdeki her bir bakış, kurgusal bir senaryonun asla ulaşamayacağı bir duygusal derinlik taşıyor.
Marcel Mettelsiefen, bu çalışmasıyla 2017 yılında En İyi Kısa Belgesel dalında Oscar adaylığı kazandı. Filmin en büyük başarısı, izleyiciyi mültecilere birer "istatistik" olarak bakmaktan alıkoyup, onları birer birey olarak görmemizi sağlamasıdır. Görsel anlatım, Suriye’nin gri ve tozlu sokaklarından Almanya’nın yeşil ve düzenli parklarına geçiş yaparken, aslında kaybolan bir vatanın hüznünü her karede hissettiriyor. Tempo, ailenin içsel dönüşümüne paralel olarak bazen duraksayan bazen de umutla hızlanan bir ritimde ilerliyor.
Dünya üzerindeki göç dalgalarının insani boyutunu merak edenler ve savaş filmleri içindeki sivil dramlara ilgi duyanlar için bu yapım bir zorunluluktur. Sosyoloji, psikoloji ve uluslararası ilişkilerle ilgilenen izleyiciler, bir ailenin entegrasyon sürecini ve savaş sonrası travmalarını gözlemlemek adına bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer belgesel türünün gerçeği tüm çıplaklığıyla sunan gücünden etkileniyorsanız, Watani sizi derinden sarsacaktır.
Bu film, "Vatan nedir?" sorusuna en saf cevabı arıyor. Sadece bir coğrafyanın değil, bir anılar bütününün nasıl terk edildiğini görmek ve ardından yeni bir başlangıcın sancılarına ortak olmak için izlenmeli. Watani, mülteci krizine dair önyargıları yıkan, empati kurmayı bir zorunluluk haline getiren ve en karanlık anlarda bile yeşeren umudu gösteren nadir yapımlardan biri.
Vatan Hasreti: Geride bırakılan evin, anıların ve köklerin yarattığı boşluk.
Yeni Başlangıçlar: Hiç bilinmeyen bir dilde ve kültürde hayata sıfırdan başlama cesareti.
Çocukluk ve Savaş: Savaşın çocukların dünyasındaki tahribatı ve iyileşme süreci.
Suriyeli bir ailenin göç yolculuğuna ve sonrasına odaklanan bu yapımı sevdiyseniz, yine bir ailenin hikâyesini yıllara yayan For Sama (Sama İçin) belgeselini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, mülteci çocukların eğitim ve uyum süreçlerini ele alan School in the Crosshairs veya göçün küresel boyutunu anlatan Human Flow bu tema için oldukça güçlü önerilerdir.
Yönetmen Mettelsiefen, aileyle o kadar yakın bir bağ kurmuştur ki, çekimler bittikten sonra da onların Almanya’daki hayatlarını takip etmeye devam etmiştir. Belgeselin ilk hali, İngiliz kanalı Channel 4 için hazırlanan daha kısa bir haber dosyasıyken, hikâyenin derinliği projenin Oscar adayı bir filme dönüşmesini sağlamıştır. Film, savaşın ortasındaki bir aileyi en başından en sonuna kadar bu kadar yakından takip eden nadir görsel dokümanlardan biridir.
Evet, aile Almanya’da kalmaya devam ediyor ve çocukların eğitim süreçleri, uyum sağlama çabaları başarıyla ilerliyor.
Film, babanın IŞİD tarafından kaçırılmasından sonraki belirsizliği ve bu durumun aile üzerindeki ağır psikolojik etkisini spoilersız bir hüzünle yansıtıyor.
Belgeselin son kısımlarında, çocukların inanılmaz bir hızla dile adapte olduklarını ve yeni kültürlerini benimsediklerini görebiliyoruz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...