
Dram, Romantik

J.R.

The Girl

Girl in Dream

Joey
Sally Gaga

Harry
Girl in Dream
Girl in Dream

Iggy at Party

Boy in Copake
J.R., vaktinin çoğunu arkadaşlarıyla bar köşelerinde veya sokaklarda geçiren, Katolik inancıyla yetişmiş, sinema tutkunu genç bir İtalyan-Amerikalıdır. Hayatı, feribotta tanıştığı entelektüel ve bağımsız bir genç kadınla tanışmasıyla tamamen değişir. Bu gizemli kadın, J.R.'ın dünyasındaki "iyi kız" ve "kötü kız" algısını yerle bir ederek onu daha önce hiç tanımadığı duygusal bir derinliğe sürükler.
Ancak ilişkileri ciddileştikçe, kadının geçmişinden gelen karanlık bir sır J.R.'ın köhne ahlak anlayışını ve inancını sarsar. Kadının geçmişte yaşadığı travmatik bir olay, J.R. için aşılması imkansız bir engel haline gelir. Kendi bağnazlığı ve Katolik suçluluk duygusu arasında sıkışan genç adamın trajedisi, aslında bir toplumun kadına ve namusa bakış açısının acımasız bir yansımasıdır. Bu yapım, masumiyetin yitirilişini anlatan çok katmanlı bir dram filmi örneğidir.
Filmin başrolünde, sinema tarihinin en büyük aktörlerinden biri olacak olan Harvey Keitel yer alıyor. Henüz kariyerinin ilk basamağında olan Keitel, J.R. karakterinin içindeki maço tavırlar ile kırılgan ruh halini muazzam bir doğallıkla sergiliyor. Keitel'ın bu performansı, daha sonraki yıllarda Martin Scorsese ile yapacağı efsanevi iş birliklerinin de ilk kıvılcımı niteliğindedir.
Genç kadın rolünde ise Zina Bethune, duru güzelliği ve karakterine kattığı entelektüel ağırlıkla J.R.'ın kısıtlı dünyasına kontrast oluşturuyor. Bethune'un karakteri, dönemin sinemasındaki alışılagelmiş kadın figürlerinden çok daha güçlü ve özgürlükçü bir portre çiziyor. Kadrodaki diğer isimler, Scorsese'nin çocukluk arkadaşlarından ve yerel figürlerden oluşarak filmin bağımsız sinema ruhunu ve otantik atmosferini güçlendiriyor.
Bu film, dünya sinemasının dâhilerinden Martin Scorsese’nin ilk uzun metrajlı yönetmenlik denemesidir. Henüz öğrenciyken başladığı bu proje, yönetmenin daha sonraki şaheserlerinde göreceğimiz Katolik suçluluk duygusu, sokak kültürü, şiddet ve sadakat gibi ana temaların ilk tohumlarını barındırır. Siyah-beyaz sinematografisi ve Avrupa "Yeni Dalga" akımından esinlenen kurgu teknikleriyle, döneminin çok ötesinde bir estetik sunar.
Scorsese, bu yapımda New York sokaklarını sadece bir fon değil, karakterlerin karakterini şekillendiren canlı bir organizma gibi kullanıyor. Müzik kullanımındaki ustalığı, sahnelerin temposunu ayarlama biçimi ve amatör bir ruhla yakaladığı profesyonel derinlik takdire şayandır. Who's That Knocking at My Door, bir yönetmenin doğuşuna tanıklık etmek isteyen her sinemaseverin mutlaka görmesi gereken bir kült film başlangıcıdır.
Martin Scorsese hayranları ve sinema tarihine ilgi duyanlar için bu film bir temel taş niteliğindedir. 1960'ların New York atmosferini, İtalyan-Amerikan alt kültürünü ve dönemin toplumsal ahlak anlayışını merak eden izleyiciler bu yapımda aradıklarını bulacaklardır. Eğer karakter odaklı, psikolojik derinliği olan ve festival filmleri tarzındaki samimi anlatımlardan hoşlanıyorsanız, bu siyah-beyaz klasik zihninizde yer edinecektir.
Sinema tarihinin en etkili yönetmenlerinden birinin, kendi köklerini ve takıntılarını en çiğ haliyle nasıl kağıda döktüğünü görmek için izlenmelidir. Harvey Keitel'ın ham enerjisi ve Scorsese'nin deneysel kamera hareketleri, filmi zamansız bir sanat eseri kılıyor. Ayrıca, "erkeklik" ve "namus" gibi kavramların bir erkeğin mutluluğunu nasıl baltalayabileceğine dair yaptığı sert eleştiri, bugün bile geçerliliğini korumaktadır.
Katolik Suçluluk Duygusu: İnancın ve dini kuralların bireyin cinsel ve duygusal yaşamı üzerindeki baskısı.
Kadın ve Ahlak Algısı: Toplumun kadınları "kutsal anne" ve "fahişe" olarak ikiye ayıran ikiyüzlü bakış açısı.
Sinema Tutkusu: Ana karakterin gerçek hayattan kaçmak için sığındığı film dünyası ve sanatsal referanslar.
Sokak ve Aidiyet: Arkadaşlık bağları ile bireysel gelişim arasındaki çatışma.
Scorsese'nin bu ilk dönem eserindeki samimiyeti ve sokak ruhunu sevdiyseniz, şu önerilerimizi de değerlendirebilirsiniz:
Mean Streets (Arka Sokaklar): Scorsese ve Keitel'ın yine New York sokaklarında sadakat ve suçu işlediği efsanevi suç filmi.
Shadows: John Cassavetes'in bağımsız sinemada devrim yaratan, doğaçlama ağırlıklı New York hikâyesi.
The 400 Blows (400 Darbe): Bir gencin büyüme sancılarını ve toplumla çatışmasını anlatan Fransız Yeni Dalga başyapıtı.
Film, Scorsese'nin New York Üniversitesi'nde öğrenciyken başladığı kısa filmlerin birleşimi ve genişletilmesiyle ortaya çıkmıştır.
Filmin adı üretim sürecinde birkaç kez değişmiş; "I Call First" ve "Bring on the Dancing Girls" gibi isimler düşünülmüştür.
Orijinal kurguda yer almayan, ancak dağıtımcıların isteği üzerine sonradan eklenen bir erotik rüya sekansı bulunmaktadır; bu sahne Amsterdam'da çekilmiştir.
Film, Roger Ebert gibi dönemin önemli eleştirmenlerinden büyük övgüler almış ve Scorsese'nin keşfedilmesini sağlamıştır.
İsim, bir tür halk şarkısından ve karakterin iç dünyasındaki huzursuzluktan, yani vicdanının kapısını çalmasından esinlenilerek seçilmiştir.
Evet, ana karakter J.R. birçok yönden Scorsese'nin kendi gençliğini, sinema tutkusunu ve New York'un Little Italy bölgesinde yaşadığı kültürel çatışmaları temsil eder.
Dönemin bağımsız film yapımındaki bütçe kısıtlamalarının yanı sıra, yönetmenin İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve Fransız Yeni Dalga akımlarına duyduğu estetik hayranlık nedeniyle bu tercih yapılmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...