

Ingrid

Martha / Michelle

Damian

Policeman

Photographer

Spanish Priest (Bernardo)

Fred's Wife

Fred

Young Martha

Jonah (The Trainer)
Dünya sinemasının dahi yönetmeni Pedro Almodóvar’ın İngilizce dilindeki ilk uzun metrajlı yapımı olan Yandaki Oda (The Room Next Door), yıllar sonra yolları yeniden kesişen iki kadının derin hikayesini merkezine alıyor. Gençliklerinde aynı dergide çalışan Ingrid ve Martha, hayatın akışında farklı yönlere savrulmuşlardır. Ingrid başarılı bir kurgu yazarı olurken, Martha savaşın en acımasız yüzüne tanıklık eden bir savaş muhabiri olarak kariyerini şekillendirmiştir. Yıllar süren kopukluğun ardından gelen bir hastalık haberi, bu iki eski dostu hayatın en zorlu virajında tekrar bir araya getirir.
Martha’nın terminal evredeki kanser teşhisi ve hayatının kontrolünü kendi eline alma kararı, filmin ana çatışmasını oluşturur. Martha, acısız ve onurlu bir vedayı seçerken, bu süreçte kendisine "yan odada" eşlik edecek birine ihtiyaç duyar. Ingrid, kendi ölüm korkularıyla yüzleşmek pahasına arkadaşının bu sarsıcı talebini kabul eder. Dram filmleri içinde ölüm temasını bu kadar canlı renklerle ve entelektüel derinlikle işleyen nadir yapımlardan biri olan film, New England’ın huzurlu doğasında geçen bu veda sürecini adeta bir tablonun renk paletiyle işliyor.
Filmin en büyük gücü, modern sinemanın iki devi Tilda Swinton ve Julianne Moore’u karşılıklı izleme fırsatı sunmasıdır. Tilda Swinton, Martha rolünde karakterin hem kırılganlığını hem de savaşçı ruhunu mükemmel bir dengeyle sunuyor. Ölümü bekleyen bir kadının fiziksel ve ruhsal dönüşümünü, abartıdan uzak ama derinden hissedilen bir performansla sergiliyor. Julianne Moore ise Ingrid karakterinde, arkadaşına duyduğu sevgi ile ölüm karşısındaki çaresizliği arasındaki o ince gerilimi izleyiciye her bakışıyla hissettiriyor.
Yandaki Oda oyuncu kadrosunda yer alan bir diğer önemli isim ise John Turturro. Damian karakteriyle hikayeye dahil olan Turturro, dünyadaki iklim krizi ve insanlığın geleceğine dair yaptığı monologlarla filme politik ve felsefi bir boyut katıyor. Almodóvar’ın her zaman olduğu gibi titizlikle seçtiği yan karakterler, Tilda ve Julianne’ın kurduğu bu güçlü atmosferi başarıyla destekliyor.
Pedro Almodóvar, İngilizce çektiği bu ilk filminde kendi estetik dilinden ve renk paletinden ödün vermeden evrensel bir temayı ele alıyor. Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan ile dönen yapım, ölümü bir dehşet nesnesi olarak değil, yaşamın bir parçası ve hatta bir özgürlük seçimi olarak tasvir ediyor. Yönetmenin alametifarikası olan canlı renkler, Edward Hopper tablolarını andıran mekan tasarımları ve Alberto Iglesias’ın büyüleyici müzikleri, konunun ağırlığını sanatsal bir zarafetle dengeliyor. Film, tempoyu yavaş tutarak izleyicinin karakterlerin iç dünyasında kaybolmasına olanak tanıyor.
Bu yapım, her şeyden önce sinemanın görsel ve entelektüel gücüne inanan izleyiciler için bir görsel şölen. Almodóvar sinemasına aşina olanlar, yönetmenin olgunluk dönemindeki bu duru anlatımı mutlaka deneyimlemeli. Eğer ötanazi, dostluk ve etik tartışmalar üzerine düşünmeyi seviyorsanız, bu film zihninizde uzun süre yer edinecektir. Ayrıca, oyunculuk performansı odaklı ödüllü filmler takipçisiyseniz, Swinton ve Moore’un zirve performanslarını kaçırmamalısınız.
Yandaki Oda, ölümü konuşmanın tabu olduğu bir dünyada, bu süreci şefkatle ve dürüstlükle ele aldığı için izlenmeli. Almodóvar, hikayeyi ajite etmek yerine, bir dostun "yan odadaki" varlığının ne kadar iyileştirici olabileceğini gösteriyor. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, yas temasını karanlık bir tonda değil, kırmızılar, maviler ve yeşillerle örülü, hayat dolu bir estetikle anlatmasıdır. Bu tezat, izleyicide hüzünle karışık bir huzur duygusu bırakıyor.
Onurlu Ölüm: Kişinin kendi yaşamı ve sonu üzerindeki kontrol hakkı.
Koşulsuz Dostluk: En zorlu kararlarda bile yargılamadan yanında olma sadakati.
Annelik ve Küskünlük: Martha’nın kızıyla olan sancılı ilişkisi ve geçmişin gölgeleri.
Dünyanın Sonu ve İnsan: İklim krizi ile bireysel ölüm arasındaki paralel yıkım hissi.
Ölümle yüzleşme ve veda temasını sevenler için Michael Haneke’nin Aşk (Amour) filmi daha sert ama benzer bir yerden dokunacaktır. Ayrıca, dostluk ve hastalık sürecini daha mizahi ama duygusal bir yerden işleyen Şimdi ya da Asla (The Bucket List) bir seçenek olabilir. Almodóvar’ın diğer kadın odaklı şaheserleri olan Annem Hakkında Her Şey veya Julieta, yönetmenin diline daha derinlemesine hakim olmak isteyenler için en iyi benzer filmler arasında yer alır.
Film, Sigrid Nunez'in "What Are You Going Through" (Ne Yaşıyorsun) adlı romanından uyarlanmıştır.
Çekimlerin büyük bir kısmı Madrid yakınlarındaki El Escorial ormanlarında yapılmış olsa da hikaye New England atmosferini kusursuz yansıtır.
Almodóvar, bu filmle kariyerinde ilk kez bir uzun metrajlı yapımı tamamen İngilizce olarak yönetmiştir.
Filmdeki sahneler ve kostümler, yönetmenin sanatsal ilham kaynağı olan Edward Hopper’ın ışık ve kompozisyon anlayışından izler taşır.
Film, ötanaziyi politik bir tartışma zemininden ziyade bireysel bir özgürlük ve onurlu bir tercih olarak ele alıyor; Martha’nın kararını yargılamadan, arkadaşlığın sağladığı destek üzerinden anlatıyor.
Hayır, film iki kadının yıllar öncesine dayanan derin, entelektüel ve platonik bir dostluğuna odaklanıyor. Ancak aralarındaki bağ, romantizmden çok daha derin bir sadakat ve şefkat içeriyor.
Evet, Ingrid filmde ölüm ve korkuları üzerine kitaplar yazan başarılı bir yazarı canlandırıyor, bu da Martha’nın süreciyle olan çatışmasını güçlendiriyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...