

Williams

Margaret Harris

Peter Wakeling

Sutherland

Middleton

Hart
Rusbridger

Mrs. McMasters

Michael

Fiona
Yaşamak, 1950’lerin Londra’sında geçen, bürokrasinin gri ve soğuk dişlileri arasında kaybolmuş bir devlet memurunun hikayesini anlatıyor. Bay Williams, yıllardır belediyede aynı masada, aynı kağıt yığınları arasında, duygularından arınmış bir şekilde yaşamaktadır. Ancak bir gün doktorundan aldığı amansız hastalık haberi, onun bu donuk dünyasını yerle bir eder. Hayatının sonuna geldiğini fark eden Williams, o güne kadar aslında hiç "yaşamadığını" acı bir şekilde fark eder.
Önce kısa bir süre başıboş bir eğlence arayışına girse de, aradığı tatmini orada bulamaz. Yanında çalışan hayat dolu genç bir kadının enerjisinden ilham alarak, ölmeden önce gerçek bir işe imza atmaya karar verir. Bürokrasinin engellerini aşarak küçük bir çocuk parkı inşa etme çabası, sadece bir inşaat projesi değil, onun ruhunun yeniden doğuş hikayesine dönüşür. Akira Kurosawa’nın klasik eseri Ikiru’nun yeniden çevrimi olan film, zamanın kıymetini derinden hissettiriyor.
Filmin omuzlarındaki tüm yükü, usta oyuncu Bill Nighy muazzam bir zarafetle taşıyor. Nighy, Bay Williams karakterinin o içe dönük, kibar ama bir o kadar da hüzünlü dünyasını o kadar etkileyici yansıtıyor ki, sadece bir bakışıyla veya omuzlarını düşürüşüyle izleyiciyi kalbinden vuruyor. Bu performansıyla Oscar adaylığı elde eden aktör, kariyerinin en olgun işlerinden birine imza atıyor.
Ona eşlik eden Aimee Lou Wood, hayat enerjisi saçan Margaret rolüyle filmin karanlık atmosferine güneş gibi doğuyor. Margaret ve Williams arasındaki o naif dostluk, filmin duygusal merkezini oluşturuyor. Alex Sharp ise genç memur rolüyle, sistemin içindeki masumiyeti ve değişimi temsil ederek kadroyu kusursuz bir şekilde tamamlıyor.
Nobel ödüllü yazar Kazuo Ishiguro’nun senaryosunu kaleme aldığı yapım, yönetmen Oliver Hermanus’un titiz işçiliğiyle birleşince ortaya tam bir dönem filmi çıkıyor. Filmin renk paletinden kostümlerine kadar her detay, 1950’lerin melankolik ruhunu yansıtıyor. Bir biyografi olmasa da, insan ömrünün bir özeti niteliğinde olan yapım, temposunu hiç aceleye getirmeden, izleyiciyi yavaş yavaş Bay Williams’ın içsel dönüşümüne ortak ediyor.
Hayatın anlamını sorgulayan, "Geç kalmış sayılır mıyım?" sorusunu kendine soran herkes bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer dram türündeki yapımlarda derinlik ve edebi bir tat arıyorsanız, Yaşamak sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Gösterişli aksiyon sahneleri yerine, insan ruhunun derinliklerine inen ve sessiz ama güçlü bir etki bırakan filmleri sevenler için bu yapım bir hazine niteliğindedir.
Bu film, sadece bir ölümü değil, aslında nasıl "yaşanması" gerektiğini hatırlatıyor. Kurosawa’nın başyapıtını İngiliz kültürüyle bu kadar uyumlu harmanlaması, filmi özgün kılan en büyük unsurlardan biri. Bill Nighy’nin oyunculuk dersi verdiği sahneler ve filmin finalinde bıraktığı o buruk ama umut dolu his, uzun süre zihninizden çıkmayacak.
Yaşamın Anlamı: Kısıtlı zamanın, sıradan anları nasıl değerli kıldığı.
Bürokrasi Eleştirisi: İnsan hayatını kağıt yığınları arasına sıkıştıran soğuk sistem.
Miras Bırakmak: Fiziksel bir yapıdan ziyade, bir iyilikle anılmanın önemi.
Kuşak Çatışması ve Uyum: Yaşlılığın durgunluğu ile gençliğin dinamizmi arasındaki köprü.
Eğer Yaşamak sizi duygulandırdıysa, hikayenin orijinali olan 1952 yapımı Ikiru filmine mutlaka göz atmalısınız. Ayrıca bir başka Kazuo Ishiguro uyarlaması olan ve görev bilinci ile duygular arasındaki sıkışmışlığı anlatan Günden Kalanlar (The Remains of the Day) da benzer bir tona sahiptir. Hayatının son evresinde bir amaç arayan karakterleri seviyorsanız, The Bucket List daha neşeli ama benzer temalı bir seçenek olabilir.
Filmin senaryosu, "Beni Asla Bırakma" kitabıyla tanınan Kazuo Ishiguro tarafından, özellikle Bill Nighy düşünülerek yazılmıştır. Nighy, bu rol için Londra sokaklarında uzun yürüyüşler yaparak dönemin beyefendi tavırlarını çalışmıştır. Ayrıca filmde kullanılan bazı arşiv görüntüleri, 1950’lerin Londra atmosferini daha gerçekçi kılmak için dijital olarak restore edilerek filme dahil edilmiştir.
Film, Leo Tolstoy’un "İvan İlyiç’in Ölümü" öyküsünden esinlenen Akira Kurosawa filmi Ikiru'nun modern ve İngiliz kültürüne uyarlanmış bir versiyonudur.
Evet, o park sadece bir oyun alanı değil; Bay Williams’ın anlamsız geçen onlarca yılına karşılık, dünyada bıraktığı somut ve anlamlı bir "iyilik" izini temsil ediyor.
Çekimlerin büyük çoğunluğu Londra ve çevresindeki tarihi mekanlarda gerçekleştirildi. Dönem atmosferini korumak adına gerçek mekanların kullanımı tercih edildi.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...