

Johnny

Viv

Jesse

Paul

Roxanne

Fern

Carol
Sunni

Waitress

Behavioral Center Nurse
Johnny, ülkenin dört bir yanındaki çocuklarla geleceğe dair umutları ve korkuları üzerine röportajlar yapan, orta yaşlı ve yalnız bir radyo programcısıdır. Kendi dünyasına hapsolmuş bir hayat sürerken, uzun süredir görüşmediği kız kardeşi Viv’in bir aile krizi yaşaması üzerine, dokuz yaşındaki yeğeni Jesse’ye bakmayı kabul eder. Başlarda birbirine yabancı olan bu iki karakter, Johnny’nin işi gereği New York’tan New Orleans’a kadar uzanan bir seyahate çıkarlar.
Bu yolculuk, Johnny için sadece bir çocuk bakıcılığı görevi değil, aynı zamanda hayatı ve duyguları yeniden keşfetme sürecine dönüşür. Jesse’nin bitmek bilmeyen merakı, tuhaf soruları ve bazen zorlayıcı olan davranışları; Johnny’yi kendi geçmişiyle, yarım kalmış ilişkileriyle ve hayatın o kaotik yapısıyla yüzleşmeye iter. Yaşamaya Bak, kuşaklar arası bir köprü kurarken, dinlemenin ve anlamanın bir insanı nasıl iyileştirebileceğini naif bir dille anlatıyor.
Filmin kalbinde, Johnny rolüyle izleyiciyi kendine hayran bırakan Oscar ödüllü Joaquin Phoenix yer alıyor. Phoenix, alışık olduğumuz uç karakterlerin aksine, burada son derece insani, kırılgan ve şefkatli bir portre çiziyor. Ancak filmin asıl keşfi, Jesse rolündeki genç yetenek Woody Norman. Norman, bir çocuğun tüm neşesini, öfkesini ve zekasını o kadar doğal yansıtıyor ki, izleyici onun gerçek bir oyuncu olduğuna inanmakta güçlük çekiyor.
Kız kardeş Viv rolünde Gaby Hoffmann, çocuk yetiştirmenin zorluklarını ve bir annenin yaşadığı zihinsel yorgunluğu muazzam bir sahicilikle canlandırıyor. Oyuncular arasındaki bu güçlü kimya, filmin belgesel vari atmosferini destekleyen en büyük unsur olarak öne çıkıyor.
Yönetmen Mike Mills, bu filmde siyah-beyaz bir estetiği tercih ederek hikâyeyi zamansızlaştırıyor ve izleyicinin tamamen duygulara odaklanmasını sağlıyor. Robbie Ryan’ın ustalıklı sinematografisi, şehirlerin gürültüsünü ve sessizliğin huzurunu aynı karede eritiyor. Filmde kullanılan gerçek çocuk röportajları, kurgu ile gerçeği iç içe geçirerek yapıma sosyolojik bir derinlik katıyor. Yaşamaya Bak, bağırmadan konuşan, büyük trajediler yerine küçük anların kıymetini bilen, son yılların en samimi ve "insan" kokan dram filmlerinden biri.
Ebeveynlik üzerine düşünenler, çocukların dünyasına ilgi duyanlar ve karakter odaklı, sakin akan hikâyeleri sevenler için bu film bir başyapıt niteliğinde. Eğer modern sinema içinde görsel bir ziyafet ve ruhsal bir arınma arıyorsanız, Johnny ve Jesse’nin bu yolculuğu size çok iyi gelecektir. Dinlemenin gücüne inanan ve hayatın küçük detaylarında mutluluk arayan her sinefilin listesinde yer almalı.
Film, yetişkinlerin çocuklara bir şeyler öğretmesinden ziyade, çocukların yetişkinlere "yaşamaya bakmayı" nasıl öğretebileceğini gösteriyor. Siyah-beyaz görselliğiyle bir fotoğraf albümü hissi yaratan yapım, gündelik hayatın karmaşası içinde unuttuğumuz empati duygusunu yeniden canlandırıyor. Joaquin Phoenix’in en yumuşak ve içten performanslarından birine şahitlik etmek için bile bu film mutlaka izlenmeli.
İletişim ve Dinleme: Sadece duymak değil, karşıdakinin dünyasına gerçekten dahil olma sanatı.
Gelecek Kaygısı: Çocukların gözünden yarının dünyasına duyulan merak ve korku.
Aile Bağları: Küslüklerin, hastalıkların ve uzaklıkların gölgesinde yeniden kurulan köprüler.
Çocukluk ve Yetişkinlik: İki farklı dünyanın birbirini besleme ve dönüştürme süreci.
Beginners: Yine Mike Mills imzalı bu film, baba-oğul ilişkisini ve hayatın yeni başlangıçlarını benzer bir zarafetle ele alır.
Roma: Siyah-beyaz görselliği ve gündelik hayatın içindeki destansı anlatımıyla atmosferik bir benzerlik taşır.
Florida Project: Çocukların dünyasını tüm gerçekliği ve renkleriyle sunan sarsıcı bir bağımsız sinema örneği.
Filmdeki röportaj sahnelerinde yer alan çocuklar oyuncu değildir; verdikleri cevaplar tamamen kendi doğal düşüncelerini ve gerçek hayatlarını yansıtmaktadır.
Woody Norman aslında İngilizdir ancak film boyunca o kadar kusursuz bir Amerikan aksanıyla konuşmuştur ki, set ekibi bile onun İngiliz olduğunu sonradan öğrenmiştir.
Yönetmen Mike Mills, hikâyeyi kurgularken kendi çocuğuyla olan ilişkisinden ve gözlemlerinden ilham almıştır.
Siyah-beyaz tercih edilmesinin nedeni, izleyicinin renklerin dikkat dağıtıcılığından uzaklaşarak karakterlerin arasındaki duygusal bağa ve çocukların anlattığı hikâyelere daha derinlemesine odaklanmasını sağlamaktır.
Filmde Jesse’ye herhangi bir teşhis konulmaz; onun davranışları daha çok babasının ruhsal sorunlarından etkilenen, hayal gücü yüksek ve duygusal olarak hassas bir çocuğun tepkileri olarak işlenir.
Johnny, çocuklara geleceğin nasıl görüneceğini, dünyadan ne beklediklerini ve hayatın onlar için ne anlam ifade ettiğini sorarak toplumsal bir portre çizmeye çalışıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...