

Lee Chandler

Patrick Chandler

Randi Chandler

Joe Chandler

George

Elise Henderson

Jeffrey Garner
Sandy
Jill
Young Patrick Chandler
Lee Chandler, Boston’da bir apartman görevlisi olarak çalışan, çevresine karşı mesafeli, öfkeli ve yalnız bir adamdır. Hayatı, abisi Joe’nun kalp krizi sonucu öldüğünü öğrenmesiyle değişir. Vasiyet gereği 16 yaşındaki yeğeni Patrick’in vasisi tayin edildiğini öğrenen Lee, doğup büyüdüğü ancak büyük bir trajedi nedeniyle terk ettiği sahil kasabası Manchester-by-the-Sea’ye geri döner.
Lee için bu dönüş, sadece bir cenaze töreni veya yeğenine bakmak demek değildir; aynı zamanda kasabanın her köşesine sinmiş olan ve hayatını paramparça eden geçmişiyle yüzleşmek demektir. Patrick hayatına devam etmek ve arkadaşlarıyla kalmak isterken, Lee her saniye bu kasabadan kaçma arzusuyla yanar. Film, "bazı acıların üstesinden gelinemeyeceği" gerçeğini, hiçbir ajitasyona kaçmadan, hayatın içinden bir sadelikle işler.
Casey Affleck, Lee Chandler rolünde sergilediği performansla "En İyi Erkek Oyuncu" Oscar'ını kazandı. Affleck, karakterin içindeki sönmeyen yangını ve yaşadığı donuk kederi o kadar ölçülü ve derinlikli yansıtıyor ki, sinema tarihinin en iyi dramatik performanslarından birine imza atıyor.
Michelle Williams, Lee’nin eski eşi Randi rolünde, özellikle sokaktaki o meşhur karşılaşma sahnesinde sergilediği performansla izleyiciyi gözyaşlarına boğuyor. Lucas Hedges ise ergenlik heyecanları ile babasını kaybetmenin yarattığı boşluk arasında gidip gelen Patrick karakterine harika bir enerji katıyor. Kyle Chandler ise flashback (geriye dönüş) sahnelerinde abi Joe olarak hikayenin duygusal zeminini sağlamlaştırıyor.
Yönetmen ve senarist Kenneth Lonergan, bu yapımla modern bir trajedi şaheseri yaratıyor. Film, Hollywood’un alışılagelmiş "iyileşme ve mutlu son" klişelerini reddederek, yasın ve suçluluk duygusunun insan ruhunda nasıl kalıcı izler bıraktığını dürüstçe gösteriyor. Bir gerilim filmleri temposunda olmasa da, Lee'nin geçmişindeki sırrın yavaş yavaş açığa çıkması izleyiciyi büyük bir duygusal gerilimde tutuyor. Klasik müzik kullanımı ve gri tonlardaki sinematografi, kasabanın kış atmosferiyle birleşerek filmin melankolik ruhunu güçlendiriyor.
İnsan psikolojisinin derinliklerine inen, karakter odaklı ve "hayatın tam kendisi" gibi hissettiren dramalardan hoşlanan herkes bu filmi izlemeli. Eğer yas süreci, aile bağları ve geçmişle hesaplaşma temaları ilginizi çekiyorsa, bu yapım size çok derin bir deneyim sunacaktır. Gösterişli sahneler yerine, sessizliğin ve bakışların gücüne inanan bir macera filmleri ötesi anlatı arayanlar için zirve noktasıdır.
Bu film, acının her zaman iyileşmek zorunda olmadığını, bazen sadece onunla yaşamayı öğrenmenin de bir yol olduğunu gösteren nadir dürüstlükteki yapımlardan biridir. Casey Affleck ve Michelle Williams’ın oyunculuk dersi niteliğindeki performansları için bile defalarca izlenebilir. Ayrıca, Patrick ve Lee arasındaki zoraki ama samimi ilişki, hüznün içine serpiştirilmiş ince mizahıyla izleyiciye nefes aldırıyor.
Yas ve Suçluluk: Geri döndürülemez hataların insan hayatında yarattığı sonsuz pişmanlık.
İyileşememe Hakkı: Toplumun "hayata devam etme" baskısına karşı, karakterin acısını taşıma biçimi.
Vesayet ve Sorumluluk: Kendi hayatını taşıyamayan bir adamın, başka bir hayatın sorumluluğunu alma çabası.
Geçmişin Hayaletleri: Mekanların ve anıların insan ruhu üzerindeki kaçınılmaz etkisi.
Bu filmin sunduğu o ağır ve gerçekçi dramatik yapıyı sevdiyseniz, yine yas temalı bir başyapıt olan Ordinary People (Sıradan İnsanlar) veya sessiz ama derin bir hikaye anlatan Drive My Car filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca benzer bir kasaba atmosferi ve suçluluk duygusu için Mystic River (Gizemli Nehir) harika birer gerilim filmleri ve dram örneğidir.
Filmin yapımcılığını Matt Damon üstlenmiştir ve başlangıçta başrolü kendisi oynamayı planlamıştır; ancak zamanlama sorunları nedeniyle rolü çocukluk arkadaşı Casey Affleck’e devretmiştir. Kenneth Lonergan’ın senaryosu, karakterlerin doğal konuşma dillerini ve duraksamalarını o kadar gerçekçi yansıtmıştır ki, film sanki senaryosuz çekilmiş bir belgesel hissi verir. Film, ismini Massachusetts’teki gerçek bir sahil kasabasından alır.
(Spoiler İçerir) Lee, yıllar önce sarhoşken şömineyi yakıp dışarı çıktığında evin yanmasına neden olmuş ve üç çocuğunu bu yangında kaybetmiştir. Bu olay, onun tüm yaşam enerjisini ve yaşama sevincini elinden almıştır.
Yönetmen Lonergan, hayatın her zaman mucizevi iyileşmeler sunmadığına inanır. Lee'nin yeğenini yanına alıp Boston'a dönememesi veya kasabada kalamaması, onun içindeki kırıklığın derinliğini ve "üstesinden gelemediği" gerçeğini vurgular.
Bu sahne, iki karakterin de birbirini hala sevdiğini ancak paylaştıkları acının onları bir arada tutmaya yetmeyeceğini gösteren, pişmanlık ve bağışlanma arzusunun çarpıştığı en saf andır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...