
Fantastik, Dram

Jöns

Death

Jof

Antonius Block

Mia

Lisa

Witch

Karin

Mute Girl
Raval
14. yüzyılda, veba salgınının Avrupa’yı kasıp kavurduğu karanlık bir dönemde, şövalye Antonius Block on yıl süren Haçlı Seferleri’nden yorgun ve inancını yitirmiş bir halde İsveç kıyılarına döner. Kıyıda, kendisini almaya gelen siyah pelerinli Ölüm ile karşılaşır. Ancak Block henüz ölmeye hazır değildir; zihnindeki varoluşsal sorulara yanıt bulmak ve hayatında anlamlı bir "son eylem" gerçekleştirmek için zamana ihtiyacı vardır.
Block, Ölüm’e bir satranç maçı teklif eder. Eğer maçı kazanırsa hayatı bağışlanacaktır; maç sürdüğü müddetçe ise Ölüm onu yanına almayacaktır. Şövalye ve sadık, nihilist silahtarı Jöns, vebanın dehşetiyle sarsılan topraklarda ilerlerken, yol boyunca dini bağnazlık, saf mutluluk ve mutlak çaresizlik ile karşılaşırlar. Film, bir yandan bu metaforik satranç oyununu sürdürürken, diğer yandan insanın sessiz bir tanrı karşısındaki yalnızlığını işler.
Max von Sydow (Antonius Block): Genç yaşına rağmen sergilediği ağırbaşlı ve hüzünlü performansıyla, inanç ile şüphe arasında sıkışmış entelektüel şövalyeyi unutulmaz kılar.
Bengt Ekerot (Ölüm): Bembeyaz yüzü ve siyah peleriniyle sinema tarihinin en ikonik "Ölüm" tasvirini yaratmıştır. Korkutucu değil, sadece görevini yapan, kaçınılmaz bir güçtür.
Gunnar Björnstrand (Jöns): Şövalyenin tam zıttı olan, hayatın acımasızlığını alayla karşılayan dünyevi ve gerçekçi silahtarı canlandırır.
Bibi Andersson ve Nils Poppe (Mia ve Jof): Filmdeki karanlık atmosfere zıt olarak, saf sevgiyi ve yaşam sevincini temsil eden gezgin sirk sanatçılarıdır.
Ingmar Bergman, bu filmle sinemayı sadece bir anlatı aracı değil, derin bir düşünce alanı olarak kurgulamıştır. Siyah-beyazın yarattığı sert kontrastlar, Orta Çağ atmosferinin kasvetini ve tekinsizliğini mükemmel bir şekilde yansıtır. Bergman, kişisel inanç krizlerini ve nükleer savaş korkusunun hakim olduğu 1950'ler dünyasını, veba salgını metaforu üzerinden anlatır. Finaldeki "Ölüm Dansı" sahnesi, sinemanın en çok atıf yapılan ve şiirsel karelerinden biridir.
Felsefi sorgulamalardan keyif alan, inanç, varoluş ve etik üzerine kafa yoran her sinemasever bu filmi izlemelidir. Bergman’ın sembolizmini ve Orta Çağ estetiğini seviyorsanız, bu film sizin için bir ders niteliğinde olacaktır. Eğer sinemayı sadece bir eğlence değil, insanın ruhsal yolculuğunu keşfeden bir sanat dalı olarak görüyorsanız, Yedinci Mühür listenizin başında yer almalıdır.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, "Tanrının Sessizliği" temasının bu kadar çıplak ve sarsıcı işlendiği bir başka örneğin bulunmamasıdır. Şövalyenin Ölüm ile bir kilisede (aslında Ölüm olduğunu bilmeden) itiraf sahnesi, sinema tarihinin en derin diyaloglarını barındırır. Ölümün her an ensemizde olduğu bir dünyada "Neden yaşamalıyız?" sorusuna verilen cevaplar, izleyiciyi uzun süre düşünmeye sevk eder.
Tanrının Sessizliği: İnsanın mutlak bir kanıt arayışı karşısında evrenin sustuğu anlar.
Kaçınılmazlık: Kimsenin, ne kadar zeki ya da soylu olursa olsun, ölümle girdiği maçı kazanamayacağı gerçeği.
Masumiyetin Korunması: Şövalyenin kendi ruhu yerine, masum ve mutlu bir aileyi (Mia ve Jof) ölümden koruma çabasıyla bulduğu anlam.
Filmin en meşhur sahnesi olan "Ölüm Dansı" (Danse Macabre), çekim gününün sonunda oyuncuların çoğu gitmişken, yoldan geçen turistlere kıyafetler giydirilerek doğaçlama bir şekilde çekilmiştir.
Bergman, filmin senaryosunu kendi yazdığı Wood Painting (Ahşap Boyama) adlı tiyatro oyunundan uyarlamıştır.
Film, 1957 Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü kazanarak Bergman'ı dünya çapında bir yönetmen yapmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...