
Filmin ana hikayesi, Kıdemli Başçavuş Roy Miller’ın (Matt Damon) liderliğindeki bir ekibin, Irak çölleri ve Bağdat çevresinde saklandığı iddia edilen kitle imha silahlarını aramasını konu alıyor. Ancak Miller ve ekibi, istihbarat raporlarında belirtilen her noktaya gittiklerinde elleri boş dönerler. Green Zone, askeri bir operasyonun nasıl bir dezenformasyon ağına dönüştüğünü Miller’ın gözünden anlatıyor.
Miller, kendisine verilen bilgilerin yanlış olduğunu fark ettiğinde, bu hataların bir tesadüf mü yoksa kasıtlı bir oyun mu olduğunu sorgulamaya başlar. Green Zone, kahramanımızın kendi ordusu ve hükümet yetkilileriyle karşı karşıya gelmesini anlatırken; sadakat, dürüstlük ve savaşın etik boyutlarını masaya yatırıyor. Film boyunca Miller, sadece düşmanla değil, aynı zamanda sistemin içindeki karanlık odaklarla da mücadele etmek zorunda kalıyor.
Yönetmen Paul Greengrass, "Bourne" serisinden aşina olduğumuz o hareketli kamera tekniklerini Green Zone filminde de ustalıkla kullanıyor. Bu sayede izleyici, kendisini adeta bir savaş muhabiri gibi olayların içinde hissediyor. Bağdat’ın tozlu sokakları, Yeşil Bölge'nin (Green Zone) korunaklı duvarları ve gece baskınları, filmin atmosferini son derece gerçekçi ve soluk kesici kılıyor.
Green Zone, basit bir savaş filmi olmanın ötesine geçerek politik bir gerilim kimliği kazanıyor. Bir yanda diplomatik oyunlar, diğer yanda ise sahada canını dişine takan askerlerin dramı yer alıyor. Film, izleyiciye "Savaşın ilk kurbanı gerçektir" sözünü her sahnede hatırlatırken, aksiyon dozunu bir an bile düşürmeden finale doğru sürükleyici bir yolculuk sunuyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...