

Lawyer

Wife

Nikos
Son

Dry clean shop owner

Good neighbor

Victim's daughter

Grandpa

Secretary

Music teacher
Başarılı bir avukat olan orta yaşlı bir adam, eşinin geçirdiği bir kaza sonrası komaya girmesiyle derin bir kederin içine düşer. Ancak bu keder, zamanla onun için garip bir tatmin kaynağına dönüşür. Komşularının getirdiği yemekler, iş arkadaşlarının hüzünlü bakışları ve çevresindeki insanların sunduğu sınırsız şefkat, adamın hayatındaki en büyük motivasyon haline gelir. Acı çekmek, ona toplum içinde özel bir statü ve hiç tatmadığı bir ilgi kazandırmıştır.
Eşi mucizevi bir şekilde iyileşip eve döndüğünde ise işler tersine döner. Mutluluğun ve normalliğin geri gelişi, adamın artık "ilgi odağı" olmaması anlamına gelmektedir. Kaybettiği o "değerli" kederini geri kazanmak ve insanların kendisine yeniden acımasını sağlamak için her şeyi göze alan adam, mutluluğa karşı korkunç ve absürt bir savaş başlatır. Film, trajedinin bir bağımlılığa dönüştüğü karanlık bir portre çizer.
Yannis Drakopoulos, başroldeki avukat karakteriyle tek kelimeyle büyüleyici bir performans sergiliyor. Duygularını neredeyse hiç belli etmeyen, donuk ama içten içe fırtınalar koparan bu adamı canlandırırken, izleyiciyi hem güldürmeyi hem de dehşete düşürmeyi başarıyor. Karakterin acı çekme konusundaki kararlılığı, Drakopoulos’un kontrollü oyunculuğuyla birleşince ortaya unutulmaz bir figür çıkıyor.
Eşi rolündeki Evi Saoulidou ise iyileşmenin getirdiği yaşama sevincini, kocasının karanlık dünyasıyla zıtlık oluşturacak şekilde başarıyla yansıtıyor. Filmdeki yardımcı oyuncular, Yunan sinemasına has o mesafeli ve tuhaf tavırlarıyla, adamın trajedisine ortak olan "seyirci toplumu"nu kusursuz bir şekilde tamamlıyor.
Yönetmen Babis Makridis, senaryosunu The Lobster ve Dogtooth filmlerinden tanıdığımız Efthimis Filippou ile birlikte kaleme aldığı bu yapımda, Yunan Tuhaf Dalgası'nın en keskin örneklerinden birini sunuyor. Film, insanın ilgi görme açlığını ve mutsuzluğu bir konfor alanı olarak seçmesini sert bir dille eleştiriyor. Parlak güneşin altındaki Ege manzaralarıyla adamın karanlık ruh hali arasındaki tezatlık, filmin görsel dilini güçlendiriyor.
Yorgos Lanthimos tarzı rahatsız edici ama düşündürücü sinemayı sevenler ve sanat filmi meraklıları için bu film bir cevher niteliğindedir. İnsan psikolojisinin karanlık dehlizlerinde gezinmeyi seven, kara mizahın en soğuk halinden keyif alan izleyiciler bu yapımdan çok etkilenecektir.
Bu film, modern insanın "kurban rolü" oynayarak elde ettiği sosyal sermayeyi daha önce hiç görülmemiş bir absürtlükle masaya yatırıyor. Mutluluğun bir zorunluluk gibi dayatıldığı dünyada, mutsuzluğa aşık bir adamın hikâyesi hem çok komik hem de son derece ürkütücü. Toplumsal maskelerimizi ve samimiyetimizi sorgulamak için izlenmelidir.
Acı Bağımlılığı: Kederin bir kimlik haline gelmesi ve bundan vazgeçememe.
Toplumsal İkiyüzlülük: İnsanların başkalarının acısına duyduğu yüzeysel ilgi.
Narsisizm: Kişinin kendi acısını dünyanın merkezine koyma arzusu.
Mutluluk Korkusu: Rutinleşmiş bir kederin, öngörülemez bir mutluluktan daha güvenli gelmesi.
Eğer bu filmin tuhaf dünyası hoşunuza gittse, yine aynı senaristin elinden çıkan The Lobster veya yönetmen Makridis'in bir diğer yapımı olan L filmine göz atabilirsiniz. Ayrıca, insan doğasının absürt yanlarını işleyen komedi filmleri ve dramalar arayanlar için Ulrich Seidl sineması benzer bir tat bırakabilir.
Film, dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yaparak uluslararası eleştirmenlerden tam not almıştır. Senarist Efthimis Filippou’nun imzasını taşıyan her yapımda olduğu gibi, bu filmde de diyaloglar oldukça mekanik ve duygudan arındırılmıştır; bu da izleyicide kasıtlı bir yabancılaşma hissi yaratır. Filmin çekimleri sırasında Atina'nın en güneşli günleri seçilerek, karakterin içsel karanlığıyla zıt bir atmosfer oluşturulmuştur.
Zavallı, türler arası bir yapıya sahiptir. "Kara komedi" olarak nitelendirilebilir; zira izleyiciyi en trajik anlarda bile durumun absürtlüğü nedeniyle güldürmeyi hedefler.
Film, insanların sadece acı çekerken başkalarından gerçek anlamda ilgi gördüğüne dair acımasız bir toplumsal eleştiri sunar.
Karakterin film boyunca ağlamak için özel çaba sarf etmesi ve hatta yapay gözyaşı kullanması, onun acıyı gerçekten hissetmekten ziyade, acının provasını yaptığını gösteren önemli bir detaydır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...