
Romantik, Komedi, Aksiyon, Macera

Jack T. Colton

Joan Wilder

Ralph

Ira

Juan

Zolo

Gloria

Elaine

Mrs. Irwin

Super
Ah, işte o efsanevi karışıklık! Türkiye'de film isimlerinin bazen orijinalinden bambaşka diyarlara savrulmasının en meşhur kurbanlarından biriyle karşı karşıyayız. Romancing the Stone, orijinalinde nehrin sakin sularını değil, Kolombiya’nın balta girmemiş ormanlarını ve yüksek adrenalinli bir mücevher avını anlatır.
Michael Douglas ve Kathleen Turner’ın kimyasıyla devleşen bu 84 klasiğini bizim formatta inceleyelim:
Joan Wilder, New York’ta yaşayan, kendi yazdığı aşk romanlarındaki gibi bir macera ve aşkın hayalini kuran başarılı ama içine kapanık bir yazardır. Ancak hayatı, kız kardeşinin Kolombiya’da kaçırılması ve kendisine postayla gönderilen gizemli bir hazine haritası yüzünden bir anda yazdığı romanlardan daha tehlikeli bir hal alır. Kardeşini kurtarmak için Güney Amerika’nın tehlikeli ormanlarına giden Joan, burada karşısına çıkan karizmatik ama kaba saba kuş avcısı Jack Colton ile istemeye istemeye iş birliği yapar.
Peşlerinde hem Kolombiya ordusu hem de antika kaçakçıları varken, ikili "El Corazón" (Kalp) adındaki paha biçilemez bir zümrütün izini sürer. Joan, New York’un konforundan uzak, çamur, yağmur ve timsahlarla dolu bu macerada hem kendi içindeki cesareti hem de hayalini kurduğu aşkı bulacaktır. Amazon'da Fırtına, mizah, aksiyon ve romantizmin kusursuz bir karışımıdır.
Kathleen Turner, Joan Wilder rolünde "ev kızı" modundan "macera kadınına" dönüşümü harika bir doğal yetenekle sergiliyor. Michael Douglas, Jack Colton karakteriyle hem alaycı hem de korumacı bir "modern Indiana Jones" portresi çizerek kariyerinin en ikonik performanslarından birine imza atıyor.
Filmin en eğlenceli halkası ise, beceriksiz kötü adam Ralph rolündeki Danny DeVito. DeVito ve Douglas’ın gerçek hayattaki yakın dostluğu, filmdeki atışmalarına müthiş bir enerji katıyor. Yönetmen koltuğunda ise o dönemde henüz yolun başında olan ama bu filmle devleşecek olan Robert Zemeckis (Geleceğe Dönüş’ün yönetmeni) oturuyor.
Vizyona girdiği dönemde pek çok kişi tarafından "Indiana Jones çakması" olacağı düşünülse de, film kendi özgün mizahı ve kadın karakterin ön planda olduğu anlatımıyla bu algıyı yerle bir etti. Zemeckis'in dinamik yönetimi ve Alan Silvestri'nin enerjik müzikleriyle film, 80’lerin popüler kültür hazinelerinden biri haline geldi. Hem gişede devleşen hem de eleştirmenlerden tam not alan bu yapım, başarılı yapımlar arasında türün standartlarını belirleyen bir eserdir.
80’lerin nostaljik aksiyon-komedi ruhunu özleyenler, "zıt kutuplar birbirini çeker" temalı romantik hikâyeleri sevenler ve bir oturduğunda zamanın nasıl geçtiğini anlamak istemeyen herkes bu filmi izlemeli. Eğer Indiana Jones serisinden veya modern versiyonu olan The Lost City (Kayıp Şehir) filminden keyif aldıysanız, bu film sizin için gerçek bir keyifli seyir deneyimi olacaktır.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, aksiyon ve romantizm arasındaki o bıçak sırtı dengeyi nasıl bu kadar iyi koruduğunu görmektir. Joan ve Jack’in ormandaki çamurlu sahnelerinden, bir ayakkabı topuğunun kopuşundaki mizaha kadar her detay ustalıkla işlenmiş. Ayrıca Michael Douglas ve Kathleen Turner arasındaki o inanılmaz ekran enerjisi, günümüz filmlerinde nadiren rastlanan türden.
Konfor Alanından Çıkmak: Sıradan bir insanın zorunlulukla gelen büyük dönüşümü.
Hazine Avı ve Hırs: Maddi zenginliğin peşinde koşarken asıl değerli olanı keşfetmek.
Güven ve İş Birliği: Birbirine tamamen zıt iki karakterin hayatta kalmak için uzlaşması.
Gerçek vs. Hayal: Joan'ın kitaplarında yazdığı kurgusal dünya ile hayatın gerçek acımasızlığının çarpışması.
Bu macera ruhunu sevdiyseniz, filmin devamı olan The Jewel of the Nile (Nil'in Mücevheri) kaçınılmaz bir seçenek. Benzer bir atmosfer için Indiana Jones: Raiders of the Lost Ark, daha modern bir dokunuş için Uncharted veya yine bir yazarın ormana düşüşünü anlatan The Lost City başarılı yapımlar olarak listene eklenebilir.
Filmin senaryosu aslında bir garson olan Diane Thomas tarafından yazılmıştı; Michael Douglas senaryoyu o kadar beğendi ki hemen haklarını satın aldı.
Çekimler sırasında Meksika ormanlarında çıkan gerçek fırtınalar ve çamur kaymaları, set ekibine ve oyunculara filmdeki zorlukları bizzat yaşattı.
Bu film, Robert Zemeckis’in yönetmenlik kariyerini kurtaran film olarak bilinir; eğer bu film batmış olsaydı Back to the Future projesi muhtemelen rafa kalkacaktı.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...