

Self

Self
Self

Self (archive footage) (uncredited)
Self (archive footage) (uncredited)

Self (archive footage) (uncredited)

Self (archive footage) (uncredited)

Self (archive footage) (uncredited)

Self (archive footage) (uncredited)

Self (archive footage) (uncredited)
American Symphony, müzisyen Jon Batiste’in kariyerinin zirvesine çıkışını ve eşi Suleika’nın kanserle mücadelesini harmanlayan, aşk ve yaratıcılık üzerine sarsıcı bir belgesel.
2022 yılının başlarında, çok yönlü müzisyen Jon Batiste, hayatının en büyük profesyonel başarısının eşiğindedir: 11 dalda Grammy adaylığı kazanmış ve Carnegie Hall’da sergilenecek iddialı bir senfoni besteleme sürecine girmiştir. Ancak bu sanatsal zafer sarhoşluğu, hayatın acımasız bir cilvesiyle bölünür. Jon’un hayat arkadaşı, yazar ve sanatçı Suleika Jaouad’ın lösemisi, yıllar süren remisyonun ardından nükseder.
Belgesel, bu keskin tezat üzerine kuruludur: Bir yanda ışıklar, alkışlar ve müzikal dehanın patlaması; diğer yanda steril hastane odaları, kemoterapi seansları ve ölüm korkusu. Yönetmen Matthew Heineman, kamerayı bu çiftin en mahrem anlarına çevirerek, Jon’un sahnedeki enerjisiyle evdeki çaresizliği arasındaki uçurumu gözler önüne serer. Film, sadece bir müzisyenin portresini değil, sanatın hayatta kalma aracı olarak nasıl kullanıldığını ve sevginin en karanlık zamanlarda nasıl bir çapaya dönüştüğünü anlatır.
Bu bir kurmaca film değil, gerçek hayatın ta kendisi olduğu için "oyuncular" aslında hayatlarını yaşayan gerçek insanlardır.
Jon Batiste: Filmin merkezindeki enerji kaynağı. Sahnede bir fırtına gibi esen Batiste’in, kameralar arkasında yaşadığı endişeyi, panik ataklarını ve eşine destek olmak için gösterdiği sessiz direnci izliyoruz. Onun piyano başındaki anları, kelimelerin yetersiz kaldığı yerde duygularının tercümanı oluyor.
Suleika Jaouad: Filmin duygusal kalbi. Hastalığın getirdiği fiziksel ve ruhsal yıkımı gizlemeden, büyük bir cesaret ve zarafetle kameraya yansıtıyor. Kendi sanatını (resim ve yazı) bir hayatta kalma pratiği olarak kullanması, izleyiciye ilham veriyor.
Matthew Heineman (Cartel Land, The First Wave), savaş bölgelerinden ve kriz anlarından tanıdığımız o gergin ve gerçekçi sinema dilini bu kez bir ilişkiye uyarlıyor. American Symphony, tipik "konuşan kafalar" (röportaj) belgesellerinden biri değil. Yönetmen, olayları anlatmak yerine bizi o anların içine, odanın bir köşesine yerleştiriyor.
Kurgu, hayatın o acımasız ritmini mükemmel yakalıyor: Jon'un coşkulu bir performansından hemen sonra, Suleika'nın kemoterapi yüzünden saçlarını kazıttığı o sessiz ve ağır sahneye geçiş, izleyicide "soğuk duş" etkisi yaratıyor. Film, başarı ve trajedinin aynı anda yaşanabileceğini, hayatın tek bir notadan ibaret olmadığını; majör ve minör tonların iç içe geçtiği bir senfoni olduğunu kanıtlıyor. Ajitasyona kaçmadan göz yaşartan, son derece samimi ve insani bir yapım.
Müziğin üretim sürecine ve yaratıcılığın psikolojisine ilgi duyanlar, Jon Batiste hayranları ve gerçekçi insan hikayelerini sevenler mutlaka izlemeli. Ayrıca hastalık, yas süreci veya zor zamanlarda sanatın iyileştirici gücüne inanan izleyiciler için derin bir duygusal deneyim sunuyor.
Çünkü bu film, "hayat devam ediyor" sözünün sinematografik karşılığıdır. Bir insanın aynı anda hem dünyanın en mutlu hem de en üzgün insanı olabileceğini gösteren nadir yapımlardan. Jon Batiste’in o meşhur enerjisinin arkasındaki kırılganlığı görmek ve "It Never Went Away" şarkısının doğumuna şahitlik etmek için izlenmeli.
İkilik (Duality): Zafer ve trajedinin, neşe ve kederin aynı zaman diliminde yaşanması.
Sanatın İyileştiriciliği: Müziğin ve resmin, acıyla baş etmede bir kalkan olarak kullanılması.
Bağlılık ve Aşk: Zorluklar karşısında bir çiftin birbirine nasıl tutunduğu.
Belirsizlik: Geleceğin ne getireceğini bilmeden "şu anı" yaşama mücadelesi.
Gaga: Five Foot Two: Bir yıldızın sahne ışıkları altındaki fiziksel acılarını ve kırılganlığını anlatan benzer bir portre.
Time: Siyah-beyaz estetiği ve zaman kavramını işleyişiyle benzer bir samimiyet taşıyan, Oscar adayı bir belgesel.
Dick Johnson Is Dead: Ölüm ve hastalık temasını sanat ve mizah yoluyla işleyen yaratıcı bir yapım.
Belgesel, Barack ve Michelle Obama'nın yapım şirketi Higher Ground Productions tarafından desteklenmiştir.
Jon Batiste, film için bestelediği ve filmde yapım sürecini gördüğümüz "It Never Went Away" şarkısı ile Oscar'a aday gösterilmiştir.
Çekimler sırasında Jon Batiste, 64. Grammy Ödülleri'nde "Yılın Albümü" dahil olmak üzere 5 ödül kazanarak tarihi bir başarı elde etmiştir.
Filmde görülen "American Symphony" performansı, Carnegie Hall'da tek gecelik özel bir etkinlik olarak gerçekleşmiştir.
Hayır, film müzikal performanslar içerse de temelde Jon Batiste ve eşinin hayatına odaklanan, biyografik ve gözlemsel bir belgeseldir.
Film sürecinde kemik iliği nakli olan Suleika Jaouad, hayattadır ve tedavisi devam etmekle birlikte sanatsal üretimlerini sürdürmektedir.
Film, bir Netflix orijinal yapımıdır ve dünya genelinde Netflix üzerinden izlenebilmektedir.
Stephen Colbert'in "The Late Show" programındaki orkestra şefliğiyle tanınan Batiste, Pixar'ın "Soul" filminin müzikleriyle Oscar kazanmış ve caz/R&B müziğindeki yeteneğiyle küresel bir üne kavuşmuştur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...