

Angel

Théo

Esmé

Nora Howe-Nevinson

Hermione

Mother Deverell

Aunt Lottie

Lord Norley

Angelica

Clive Fennelly
1900’lü yılların İngiltere’sinde, yoksul bir bakkalın kızı olan Angel Deverell, hayal dünyası geniş ve hırslı bir genç kadındır. Kendi yazdığı aşk romanlarıyla bu karanlık ve sıradan hayatından kurtulmayı kafasına koymuştur. Angel, gerçeğin ne kadar sert olduğunun farkında bile olmadan, kendi kurguladığı o lüks ve ışıltılı dünyaya inanarak yaşamaktadır. Bir yayıncının onun eserlerini keşfetmesiyle birlikte Angel, hayallerindeki şöhrete ve zenginliğe kavuşur; ancak bu yükseliş, beraberinde derin bir körlüğü ve trajediyi de getirecektir.
Angel’ın hikayesi sadece bir başarı öyküsü değil, aynı zamanda gerçeklikten kopuşun ve narsisizmin sınırlarında gezinen bir dram filmi portresidir. Satın aldığı görkemli malikane, aşık olduğu karizmatik ama sorunlu ressam Esmé ve yazdığı pembe dizileri andıran kitaplar, onun sahte cennetinin sütunlarını oluşturur. Ancak savaşın gölgesi ve değişen dünya düzeni, Angel’ın kendi elleriyle ördüğü bu fildişi kuleyi sarsmaya başladığında, düşüşü de yükselişi kadar gürültülü olacaktır.
Romola Garai, Angel Deverell rolünde, karakterin hem çekilmez kibrini hem de çocuksu saflığını muazzam bir dengeyle canlandırıyor. Garai, izleyicinin bir yandan nefret ettiği, bir yandan da acıdığı bu tutarsız karakterin her bir duygu geçişini editoryal bir titizlikle yansıtıyor. Michael Fassbender, Angel’ın tutkuyla bağlı olduğu Esmé rolünde, savaşın yıktığı melankolik bir sanatçıyı canlandırırken, sergilediği performansla filmin duygusal ağırlığını artırıyor.
Sam Neill ve Charlotte Rampling gibi usta isimler ise Angel’ın yayıncısı ve eşi rollerinde, genç kadının dünyasındaki akıl seslerini ve sınıfsal çatışmaları temsil ediyorlar. Özellikle Rampling’in soğukkanlı ve mesafeli oyunculuğu, Angel’ın taşkın duygusallığıyla çarpıcı bir tezat oluşturuyor.
Ünlü yönetmen François Ozon, Elizabeth Taylor’ın romanından uyarladığı bu filmde, klasik melodram türüne hem bir saygı duruşunda bulunuyor hem de türün sınırlarını zorluyor. Ozon, yapay renkler ve gösterişli dekorlar kullanarak Angel’ın gerçeklikten kopuk iç dünyasını sinematografik bir dile dönüştürmüş. Filmin temposu, ana karakterin ruh hali gibi bazen coşkulu bazen de hüzünlü bir akışa sahip. Yönetmenlik tercihleri, seyirciye her an "bu bir kurgu" hissini vererek Angel’ın trajik komedisini güçlendiriyor.
Dönem kostümlerine, edebi uyarlamalara ve derinlikli karakter analizlerine ilgi duyanlar için Angel bulunmaz bir nimet. Eğer gösterişli prodüksiyonlardan, imkansız aşk hikayelerinden ve hırsın insanı nerelere sürükleyebileceğini anlatan yabancı filmler listesinden hoşlanıyorsanız bu yapımı mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca bir yazarın yaratım sürecindeki sancıları ve narsisizmin sanattaki yerini merak edenler için de ilham verici olabilir.
Film, kurgu ile gerçeklik arasındaki o ince çizgiyi ve insanın inanmak istediği yalana ne kadar sıkı sarılabileceğini çok çarpıcı bir şekilde gösteriyor. François Ozon’un estetik anlayışı, her karesi tabloyu andıran görsellerle birleşerek izleyiciyi adeta büyüleyen bir atmosfere sokuyor. Klasik bir "sıfırdan zirveye" hikayesini, beklenmedik bir psikolojik derinlikle sunması filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik.
Hayal ve Gerçek Çatışması: Kendi kurguladığı dünyaya hapsolan bir kadının gerçeklikle olan trajik savaşı.
Hırs ve Şöhret: Başarının getirdiği körlük ve sınıf atlama arzusunun bedelleri.
Tutkulu Aşk: Tek taraflı idealize edilmiş bir sevdanın yarattığı yıkım ve fedakarlık.
Bu filmin görkemli atmosferini ve hırslı kadın karakterini sevdiyseniz, The House of Mirth veya yine bir yazarın hayatına odaklanan Becoming Jane gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca görselliğiyle ön plana çıkan Aşkın Rengi (The Deep Blue Sea) gibi dramatik filmler de listenizde yer alabilir.
Filmin çekimleri Belçika ve İngiltere’deki tarihi mekanlarda gerçekleştirilmiştir. François Ozon, filmde kullanılan bazı sahnelerin özellikle "yapay" görünmesini istemiş, böylece Angel’ın zihnindeki sahte dünyayı vurgulamayı amaçlamıştır. Romola Garai, bu rol için uzun bir hazırlık süreci geçirmiş ve dönemin konuşma protokollerini detaylıca çalışmıştır.
Hayır, Angel Deverell karakteri Elizabeth Taylor’ın 1957 tarihli romanından alınmış kurgusal bir karakterdir; ancak dönem yazarlarının bazılarından izler taşır.
Yönetmen François Ozon, Angel’ın gerçeklikten kopuşunu vurgulamak için kasıtlı olarak abartılı renk paleti ve dekorlar tercih ederek izleyiciye karakterin bakış açısını sunmuştur.
Angel, Michael Fassbender’ın uluslararası arenada tanınmaya başladığı ilk önemli başrollerinden biri olup, aktörün dramatik yeteneğini kanıtladığı bir yapım olarak kabul edilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...