
Komedi, Dram, Romantik

Lars Lindstrom

Karin

Gus

Reverand Bock

Margo

Mrs. Gruner

Mr. Hofstedter

Mr. Shaw
Mrs. Schindler

Mrs. Petersen
Lars Lindstrom, küçük bir kasabada yaşayan, son derece utangaç ve sosyal etkileşimden kaçınan genç bir adamdır. Ağabeyi ve yengesinin yanındaki küçük bir garaj evinde, kendi içine kapalı bir hayat sürmektedir. Bir gün, ailesine internetten tanıştığı Bianca adında bir kız arkadaşı olduğunu ve onu akşam yemeğine getireceğini müjdelediğinde herkes büyük bir sevinç yaşar. Ancak akşam yemeği saati geldiğinde gerçek ortaya çıkar: Bianca, gerçek bir insan değil, tekerlekli sandalyeye oturtulmuş silikon bir cansız mankendir.
Lars, Bianca’nın gerçek bir insan olduğuna, bir geçmişi ve kişiliği olduğuna içtenlikle inanmaktadır. Kasaba doktoru, Lars’ın bu sanrısının bir iyileşme süreci olabileceğini söyler ve çevresindekilere Bianca’ya gerçek bir insanmış gibi davranmalarını tavsiye eder. Bu noktadan sonra film, absürt bir komedi olmaktan çıkıp koca bir kasabanın Lars’a olan sevgisi nedeniyle bu oyuna dahil olduğu, yürek burkan ve iyileştirici bir toplumsal dayanışma öyküsüne dönüşür. Lars, Bianca aracılığıyla aslında dünyayla ve kendi travmalarıyla bağ kurmaya çalışmaktadır.
Filmin başarısının en büyük paydaşı, Lars karakterine hayat veren Ryan Gosling’dir. Gosling, karakterin çocuksu masumiyetini, yaşadığı içsel acıyı ve sosyal kaygısını o kadar içten bir performansla sergiliyor ki, izleyici Bianca’nın bir plastik olduğunu unutup Lars’ın duygularına odaklanıyor. Gosling bu performansıyla o dönem birçok ödüle aday gösterilerek kariyerindeki dramatik yetkinliğini kanıtlamıştır.
Lars’ın ağabeyi Gus rolünde Paul Schneider ve yengesi Karin rolünde Emily Mortimer, karakterin bu tuhaf durumuna karşı duydukları şaşkınlığı ve zamanla gelişen korumacı tavırlarını harika bir editoryal dengede sunuyorlar. Özellikle Mortimer’ın Lars’a yaklaşımı, filmin şefkat dolu atmosferini pekiştiriyor. Kasaba doktoru rolünde izlediğimiz Patricia Clarkson ise hikayeye sağduyulu ve sakinleştirici bir ses katıyor.
Yönetmen Craig Gillespie, Gerçek Sevgili ile oldukça riskli bir konuyu ele alıyor. Bir adamın cansız bir mankenle olan ilişkisi kağıt üzerinde alaycı bir komedi gibi dursa da, Gillespie bu malzemeyi büyük bir nezaket ve empatiyle işliyor. Filmin temposu, Lars’ın duygusal dünyası gibi sakin ve huzurlu ilerliyor. Anlatım dili, absürtlüğü bir espri malzemesi yapmak yerine, yalnızlığın ve yasın ne kadar farklı biçimlerde dışa vurulabileceğini gösteren bir araç olarak kullanıyor. Karlı kasaba manzaraları ve yumuşak renk paleti, filmin "modern bir masal" hissi vermesini sağlıyor.
İnsan psikolojisinin derinliklerine inen, naif ve samimi hikayelerden hoşlananlar için bu yapım bir başyapıt niteliğindedir. Alışılmadık senaryoları ve karakter odaklı bağımsız sinemayı seven izleyiciler, 2007 filmleri arasında parlayan bu cevheri mutlaka görmeli. Eğer toplumsal empatiyi ve nezaketi odağına alan bir dram filmi arıyorsanız, Gerçek Sevgili izle listenizde en üst sıralarda yer almalıdır.
Bu film, "normallik" kavramını sorgulayan ve bir topluluğun bir bireyi iyileştirmek için ne kadar ileri gidebileceğini gösteren eşsiz bir örnek. Mizah ile hüznü aynı potada eriten nadir yapımlardan biri olması, onu benzerlerinden ayırıyor. Lars’ın Bianca üzerinden kendi geçmişiyle kurduğu bağ, izleyiciye sevginin sadece fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda zihinsel bir ihtiyaç olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca Ryan Gosling'in kariyerindeki en saf ve dokunaklı performansını izlemek için bile büyük bir neden sunuyor.
Yalnızlık ve İzolasyon: Bireyin modern dünyada ve kendi iç dünyasında hissettiği kopukluk.
Toplumsal Dayanışma: Bir topluluğun, bir bireyin acısına ortak olarak onu iyileştirme gücü.
Yas ve Travma: Geçmişte yaşanan kayıpların yetişkinlikteki beklenmedik dışavurumları.
Kabulleniş ve Sevgi: Koşulsuz sevginin ve anlayışın, en tuhaf sanrıları bile nasıl dönüştürebileceği.
Eğer Lars'ın bu hüzünlü ve tatlı hikayesini sevdiyseniz, teknoloji ve aşkı benzer bir melankoliyle işleyen Her (Aşk) filmi ilginizi çekebilir. Ayrıca sıra dışı bir dostluğu anlatan Swiss Army Man veya karakterlerin iç dünyasındaki tuhaflıklara şefkatle yaklaşan Little Miss Sunshine (Küçük Gün Işığım) bu tür bir gerilim filmi olmayan ama duygusal gerilimi yüksek yapımlar arasındadır.
Senaryo, Nancy Oliver tarafından yazılmış ve "En İyi Özgün Senaryo" dalında Akademi Ödülü'ne aday gösterilmiştir.
Ryan Gosling, karakterine tam olarak bürünebilmek için çekimler süresince sette Bianca (manken) ile gerçekten vakit geçirmiş ve ona bir insan gibi davranılmasını istemiştir.
Filmin çekimleri sırasında kasaba halkını canlandıran figüranlara, Bianca'ya bir oyuncak gibi değil, Lars'ın gerçekten sevdiği biri gibi bakmaları konusunda özel direktifler verilmiştir.
Hayır, Bianca cansız bir mankendir; ancak Lars onunla sürekli diyalog halindedir ve onun tepkilerini kendi zihninde kurgulayarak çevresine aktarır.
Film her ne kadar başlangıçta absürt bir durum komedisi gibi görünse de, özünde yalnızlık ve travma üzerine kurulu çok güçlü bir psikolojik dramdır.
Filmin sonu, Lars’ın Bianca aracılığıyla yas sürecini tamamlayıp gerçek dünyayla yeniden bağ kurmaya başladığı duygusal bir dönüşümü temsil eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...