
Bal Ülkesi, Avrupa'nın son kadın arı avcısı olan Hatice Muratova’nın hikayesine odaklanıyor. Kuzey Makedonya’nın elektrik ve su imkânı bulunmayan terk edilmiş bir köyünde, yatalak annesiyle birlikte yaşayan Hatice, nesillerdir süregelen kadim bir kuralı takip eder: "Yarısı bana, yarısı onlara." Arıların ürettiği balın yarısını kendine alır, diğer yarısını ise koloninin devamlılığı için arılara bırakır. Bu sarsılmaz denge, Hatice’nin doğayla olan ruhani bağının en temel göstergesidir.
Ancak bu huzurlu ve sürdürülebilir yaşam tarzı, köye yerleşen göçebe bir ailenin gelişiyle tehdit altına girer. Yeni komşular, Hatice’nin tavsiyelerini göz ardı ederek sadece kâr odaklı ve agresif bir arıcılık yapmaya başladığında, bölgedeki ekosistem hızla bozulmaya başlar. Film, modern dünyanın doymak bilmez tüketim hırsı ile geleneksel yaşamın korumacı bilgeliği arasındaki o ince ve kırılgan çizgiyi Hatice’nin yaşamı üzerinden gözler önüne seriyor.
Bu yapım bir belgesel filmi olduğu için kadroda profesyonel oyuncular yer almıyor. Ancak başkarakter Hatice Muratova, kameranın varlığını tamamen unutmuş doğal tavırlarıyla izleyiciyi büyüleyen bir karizmaya sahip. Hatice'nin annesi Nazife ile olan diyalogları, sabrı ve doğaya duyduğu sevgi, herhangi bir kurmaca senaryonun ötesinde bir samimiyet sunuyor.
Hatice’nin komşusu olan yedi çocuklu aile ise hikayenin çatışma unsurunu oluşturuyor. Aile üyelerinin kendi aralarındaki sert iletişim ve geçim kaygısıyla yaptıkları hatalar, yönetmenler Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov tarafından yargılamadan, sadece gözlemci bir tavırla aktarılıyor.
Bal Ülkesi, sinematografik açıdan adeta bir Rönesans tablosunu andırıyor. Sadece doğal ışık kullanılarak çekilen sahneler, Hatice’nin dünyasındaki o saf ve el değmemiş atmosferi mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Film, bir çevre belgeseli olmanın çok ötesinde, insan ruhunun dayanıklılığını ve doğaya olan borcumuzu hatırlatan şiirsel bir ağıt niteliğinde. Oscar tarihinde hem "En İyi Uluslararası Film" hem de "En İyi Belgesel" dallarında aynı anda aday gösterilen ilk film olma başarısını göstererek sinema tarihindeki yerini sağlamlaştırmıştır.
Doğa ile insan arasındaki ilişkiyi derinlemesine sorgulayan, ekolojik dengenin önemini hissetmek isteyen herkes bu filmi izlemeli. Sanatsal derinliği yüksek ve görsel dili güçlü yapımlardan hoşlanan sinemaseverler için Bal Ülkesi, unutulmaz bir deneyim vaat ediyor. Ayrıca geleneksel yaşam kültürlerine ilgi duyanlar için bu biyografi tadındaki gerçek hikaye eşsiz bir kaynak sunuyor.
Bu filmi izlemek, modern dünyanın gürültüsünden kaçıp evrenin en temel kuralıyla tanışmak anlamına geliyor. Hatice’nin "yarısı bana, yarısı onlara" felsefesi, bugün dünyanın yaşadığı iklim krizine ve kaynakların tükenmesine verilmiş en sade ama en etkili cevaptır. Minimalist bir anlatımla devasa duygular uyandıran yapım, sabrın ve doğaya saygının ne demek olduğunu en çarpıcı haliyle öğretiyor.
Doğa ve Denge: Ekosistemin devamlılığı için açgözlülükten uzak durmanın gerekliliği.
Gelenek ve Modernite: Eski dünyanın korumacı bilgeliği ile modern dünyanın tüketim hırsının çatışması.
Yalnızlık ve Sadakat: Hatice’nin hem annesine hem de mesleğine duyduğu derin bağlılık.
Sürdürülebilirlik: Kaynakların sadece bugün için değil, gelecek için de korunması ilkesi.
İnsanın doğa ile olan mücadelesini ve uyumunu işleyen yapımları seviyorsanız, bir çoban ve köpeğinin hikayesini anlatan Koyunlu Adam (Rams) veya doğanın kalbinde geçen İnsan ve Doğa temalı diğer Kuzey Makedonya yapımlarına göz atabilirsiniz. Ayrıca görsel estetiğiyle dikkat çeken Samsara belgeseli de benzer bir ruhsal yolculuk sunacaktır.
Yönetmenler başlangıçta bölgeye nehir kıyısıyla ilgili kısa bir çevre videosu çekmek için gitmişler, ancak tesadüfen Hatice ile tanışınca projeyi üç yıl süren bir belgesele dönüştürmeye karar vermişlerdir. Hatice ile çekim ekibi başlangıçta aynı dili konuşmuyorlardı; Hatice yerel bir Türk lehçesi konuşurken, ekip Makedonca konuşuyordu. Bu durum, filmin görsel dilinin kelimelerden daha güçlü olmasını sağlamıştır.
Film, Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’e yakın ancak ulaşımı oldukça zor olan, terk edilmiş Bekirlija köyünde çekilmiştir.
Filmin başarısının ardından sağlanan desteklerle Hatice, artık daha iyi yaşam koşullarına sahip bir eve yerleşmiş olsa da arıcılık yapmaya ve doğayla bağını korumaya devam etmektedir.
Belgesel "gözlemci sinema" tekniğiyle çekildiği için yönetmenler müdahale etmeden olayların akışını kaydetmiştir; bu da sessizliğin ve doğanın seslerinin daha ön planda olmasını sağlamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...