
Honeyland, Avrupa'nın son kadın arı avcılarından biri olan Hatice Muratova'nın, elektrik ve suyun olmadığı terk edilmiş bir köydeki sessiz ve vakur yaşamını odağına alıyor. Hatice’nin yaşam felsefesi basit ama derindir: "Yarısı bana, yarısı onlara." Bu ilkeyle arılarından bal alırken doğaya olan saygısını asla yitirmez. Ancak bu huzurlu döngü, köye yerleşen kalabalık ve göçebe bir ailenin gelişiyle altüst olur.
Yeni komşular, daha fazla kar elde etmek amacıyla Hatice'nin geleneksel yöntemlerini ve doğanın altın kuralını görmezden gelince, hem arıların hem de Hatice’nin dünyası büyük bir yıkımla karşı karşıya kalır. Film, bir yandan Hatice’nin hasta annesiyle olan dokunaklı ilişkisini işlerken, diğer yandan insan açgözlülüğünün ekosistemi nasıl bir felakete sürüklediğini gözler önüne seren sarsıcı bir belgesel film deneyimi sunuyor.
Bu yapımı benzersiz kılan en önemli unsur, bir kurmaca değil, tamamen gerçek insanların hayatına tanıklık etmemizdir. Hatice Muratova, kameranın varlığını tamamen unutmuş doğal duruşuyla, modern dünyanın unuttuğu o kadim bilgeliği temsil ediyor. Hatice’nin annesi Nazife ile olan diyalogları, sevgi ve sabrın en saf halini izleyiciye hissettiriyor.
Karşı tarafta yer alan Sam ailesi ise kötü karakterler olarak değil, hayatta kalmaya çalışan ve cehaletin kurbanı olan bir topluluk olarak resmediliyor. Onların kontrolsüz hırsı ve çocuklarının enerjisi, Hatice’nin dingin dünyasıyla sert bir tezat oluşturuyor. Yönetmenler Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov, bu insanların yaşamlarına müdahale etmeden, onları birer sinematik karaktere dönüştürmeyi başarıyor.
Honeyland, sinema tarihinde aynı yıl hem "En İyi Uluslararası Film" hem de "En İyi Belgesel" dallarında Oscar adaylığı alan ilk film olarak büyük bir başarıya imza attı. Görüntü yönetimi, yapay ışık kullanılmadan sadece doğal ışık ve mum ışığıyla yaratılan atmosfer sayesinde adeta bir Rembrant tablosunu andırıyor. Film, bir belgeselden ziyade, görsel dili çok güçlü bir dram filmi gibi akıyor ve izleyiciyi ilk dakikadan itibaren Makedonya’nın o vahşi doğasına hapsediyor.
Doğa tutkunları, ekolojik denge üzerine düşünenler ve minimalist sinemadan hoşlanan herkes bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer insan doğa ilişkisini derinlemesine sorgulayan ve "az çoktur" felsefesini savunan yapımları seviyorsanız, Honeyland sizin için unutulmaz bir deneyim olacak. Ayrıca, belgesel türüne mesafeli olan izleyiciler bile, filmin sürükleyici kurgusu ve duygusal derinliği sayesinde bu etkileyici platform filmi seçeneğinden büyük keyif alacaktır.
Bu film, modern insanın tüketim hırsıyla neleri feda ettiğini en sade ve en vurucu yoldan anlatıyor. Hatice’nin arılarla olan bağı, aslında bizim dünyayla olan kopmuş bağımızın bir yansıması. İzleyiciye hiçbir şeyi dikte etmeden, sadece göstererek büyük bir farkındalık yaratıyor. Görsel ihtişamı ve kalbe dokunan insan hikâyesiyle, son yılların en samimi ve estetik yapımlarından biri olması filmi izlemek için yeterli bir sebep.
Sürdürülebilirlik: Doğadan sadece ihtiyacın kadarını almanın hayati önemi.
Açgözlülük vs. Bilgelik: Kısa vadeli kazanç hırsının, uzun vadeli yıkımlara yol açması.
Yalnızlık ve Bağlılık: Modern dünyadan kopuk bir yaşamın zorlukları ve güzellikleri.
Kuşak Çatışması: Kadim geleneklerin, modern dünyanın kaotik yöntemleriyle çarpışması.
Eğer Honeyland’in doğa ile insan arasındaki o ince çizgiyi işleyişini beğendiyseniz, bir çobanın hikâyesini anlatan Süt veya doğanın zorlu koşullarını minimalist bir dille yansıtan Kış Uykusu ilginizi çekebilir. Benzer bir gözlemci bakış açısıyla hazırlanan İnsan (Human) belgeseli veya doğanın korunması temalı Tuzun Ruhu (The Salt of the Earth) da izleme listenize eklenebilecek güçlü belgesel film örnekleridir.
Yönetmenler başlangıçta bölgeye nehirle ilgili bir çevre projesi için gitmişler, ancak Hatice’yi ve arı kovanlarını tesadüfen keşfedince projenin yönünü tamamen ona çevirmişlerdir. Çekimler üç yıl sürmüş ve ekip toplamda 400 saatlik ham görüntü elde etmiştir. Filmin dili yerel bir Türk lehçesi olduğu için, kurgu aşamasında yönetmenler sahnelerin duygusunu anlamak için uzun süre görüntülerdeki vücut diline odaklanarak çalışmışlardır.
Hatice arılarla özel bir bağ kurmuştur ve onları sakinleştirecek yöntemleri bilmektedir; ancak çekimler sırasında ekip üyeleri zaman zaman arı sokmalarına maruz kalmıştır.
Filmin başarısından sonra elde edilen gelirle Hatice’ye daha konforlu bir ev alınmıştır, ancak o hala arılarıyla ilgilenmeye ve doğayla iç içe yaşamaya devam etmektedir.
Makedonya’nın bu ıssız bölgesinde yaşayan Hatice ve komşuları, Osmanlı döneminden kalma eski bir Türk lehçesini konuşmaktadırlar; bu da filme bizler için ayrı bir samimiyet katmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...