

Ruby

Nicole

Élise

Voisin d'en Face

Denise

Mari de Denise

Paul
Dams / Fantôme

Diego

Gynécologue
Marsilya’nın hapsolmuş hissettiren sarı sıcağında, aynı daireyi paylaşan üç kadın; bir aktris, bir yazar ve bir influencer, günlerini balkonda karşı daireleri gözleyerek geçirmektedir. Sıradan bir merakla başlayan bu röntgencilik serüveni, karşı binadaki gizemli ve yakışıklı komşularına duydukları ilgiyle derinleşir. Ancak bu masum izleme eylemi, beklenmedik bir olayın fitilini ateşleyerek kız kardeşlik bağlarını ve hayatta kalma içgüdülerini test eden bir kaosa dönüşür.
Gece yarısı başlayan tekinsiz bir karşılaşma, kadınları kendi evlerinin güvenliğinden çıkarıp şiddet dolu, gerçeküstü ve bir o kadar da özgürleştirici bir labirentin içine iter. Balkondaki Kadınlar, modern dünyanın kadınlara biçtiği rolleri, tacizi ve toplumsal baskıları; türler arası geçişler yapan, kuralları yıkan ve izleyiciyi her an şaşırtan provokatif bir anlatıyla ele alıyor. Film, bir noktadan sonra sadece bir gözlem hikayesi olmaktan çıkıp, kadınların kendi adaletlerini vahşi bir dille inşa ettiği bir manifestoya evriliyor.
Filmin yönetmen koltuğunda da oturan Noémie Merlant, sadece vizyonuyla değil, oyuncu olarak kattığı enerjiyle de büyüleyici bir performans sergiliyor. Merlant’a eşlik eden Sanda Codreanu ve Souheila Yacoub, üçlü arasındaki dinamik çatışmaları ve sarsılmaz dostluğu büyük bir samimiyetle ekrana taşıyor. Her bir karakter, modern kadının farklı bir yönünü temsil ederken, oyuncuların doğallığı filmin sürrealist anlarını bile inandırıcı kılıyor.
Kadronun erkek karakterleri, özellikle de "karşı komşu" rolündeki Lucas Bravo, kadınların bakış açısıyla nesneleştirilen ve ardından gizemi çözülen bir figür olarak hikayeye hizmet ediyor. Oyuncu kadrosunun tamamı, filmin korku ve komedi arasındaki ince çizgisinde yürürken, yönetmenin istediği o tekinsiz ama bir o kadar da enerjik tonu yakalamayı başarıyor.
Noémie Merlant, bu ikinci uzun metrajlı filminde, sinema dünyasının "erkek bakışını" (male gaze) tersyüz ederek cesur bir sanat filmi ortaya koyuyor. Cannes Film Festivali’nin Gece Yarısı Gösterimleri bölümünde prömiyerini yapan yapım, görsel diliyle Pedro Almodóvar’ın renk paletini, anlatımıyla ise türler arası geçiş yapan korku-komedi örneklerini anımsatıyor. Yönetmenlik tercihleri, Marsilya’nın klostrofobik sıcağını ve kadınların iç dünyasındaki patlamaya hazır enerjiyi izleyiciye başarıyla geçiriyor.
Bu film, feminist alt metinleri olan, geleneksel tür kalıplarını yıkan ve görsel estetiği ön planda tutan yapımlardan hoşlanan izleyiciler için biçilmiş kaftandır. Eğer "Midnight Movie" ruhunu taşıyan, kanlı ama bir o kadar da mizahi unsurlar barındıran yabancı film seçeneklerini seviyorsanız, bu eser tam size göre. Klasik bir intikam hikayesinden fazlasını, gerçeküstücü bir anlatımla izlemek isteyen sinemaseverler bu deneyimi kaçırmamalı.
Balkondaki Kadınlar, kadınların maruz kaldığı günlük tacizleri ve kısıtlamaları, onları birer "kurban" olarak değil, kendi kaderlerini tayin eden "eylemciler" olarak resmettiği için izlenmeli. Filmin en güçlü yanı, ciddi meseleleri ele alırken eğlenceden ve görsellikten asla ödün vermemesi. Fransız sinemasının o kendine has entelektüel dokusunu, vahşi bir janr sinemasıyla harmanlaması, yapımı yılın en özgün projelerinden biri haline getiriyor.
Röntgencilik ve Bakış: Kimin kimi izlediği ve izleme eyleminin bir güç gösterisine dönüşmesi.
Kız Kardeşlik: Zorlu bir kriz anında kadın dayanışmasının kurtarıcı gücü.
İntikam ve Adalet: Toplumun sağlamadığı adaleti, kadınların kendi yöntemleriyle arayışı.
Kapalı Alan ve Özgürlük: Balkonun hem bir hapishane hem de dünyaya açılan bir özgürlük alanı olması.
Eğer bu yapımın yarattığı "intikamcı kadın" ve "renkli şiddet" atmosferini sevdiyseniz, Emerald Fennell imzalı Promising Young Woman veya Julia Ducournau’nun beden korkusuyla toplumsal eleştiriyi birleştiren Titane filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca, balkon üzerinden kurulan gerilim temasını seviyorsanız, Alfred Hitchcock klasiği Rear Window (Arka Pencere) filminin feminist bir parodisi gibi de okunabilir.
Filmin senaryosu, yönetmen Noémie Merlant ve Portrait of a Lady on Fire ile tanınan ünlü yönetmen Céline Sciamma tarafından birlikte kaleme alınmıştır.
Çekimler Marsilya'nın ikonik mahallelerinde, şehrin gerçek kaosu ve sıcaklığı fon olarak kullanılarak gerçekleştirildi.
Film, Cannes Film Festivali’nde gösterildiğinde, geleneksel Fransız dramalarından çok farklı olan kanlı finali ve mizah anlayışıyla uzun süre tartışılmıştır.
Film her iki türün de özelliklerini taşıyan bir "genre-bending" (tür kıran) örneğidir. Başlarda eğlenceli bir arkadaşlık draması gibi görünse de, ikinci yarıda kanlı bir korku ve gerilim filmine dönüşür.
Marsilya, filmdeki dördüncü ana karakter gibidir. Şehrin kaosu, sıcaklığı ve kozmopolit yapısı, kadınların hissettiği sıkışmışlık ve ardından gelen patlama hissini güçlendiren en önemli unsurdur.
Noémie Merlant ve Céline Sciamma, yakın dostlardır ve kadın bakış açısını sinemada daha güçlü kılmak için bu projede güçlerini birleştirmişlerdir. Bu iş birliği, filmin derinlikli feminist alt metnine büyük katkı sağlamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...