

Sang-hyun

Dong-soo

Su-jin

So-young

Detective Lee

Hae-jin

Woo-sung

Orphanage Director's Wife

Seon-ho

Mr. Song
Sang-hyeon, kendi halinde bir kuru temizleme dükkânı işletse de ciddi borç yükü altında ezilen bir adamdır. Gönüllü olarak kilisede çalışan yardımcısı Dong-soo ile birlikte, insanların kimliğini gizleyerek bebeklerini bırakabildikleri "bebek kutularından" aldıkları çocukları, karaborsada iyi bir gelecek vaat eden ailelere satmaktadırlar. İkili, kendilerini bu çocuklara yasal bürokrasinin soğukluğu yerine sıcak bir yuva bulan "aracılar" (broker) olarak tanımlamaktadır.
Bir gece, genç bir anne olan So-young, bebeği Woo-sung’u bu kutulardan birine bırakır. Ancak ertesi gün fikrini değiştirip geri döndüğünde bebeğin çalındığını anlar. Şikayetçi olmak yerine, bebeğine en doğru aileyi seçmek için bu iki kaçakçının peşine takılır. Bu tuhaf üçlüye yolda dahil olan küçük bir yetimle birlikte, eski bir minibüsün içinde Güney Kore yollarında absürt ve bir o kadar duygusal bir yolculuk başlar. Ancak bilmedikleri bir şey vardır: Dedektif Su-jin ve ortağı, onları suçüstü yakalamak için her adımlarını gizlice takip etmektedir.
Filmin başrolünde, Parasite ile dünya çapında tanınan usta oyuncu Song Kang-ho yer alıyor. Sang-hyeon karakterine kattığı insani derinlik ve mizah, suç işleyen bir adamı bile izleyici için anlaşılır kılıyor. Dong-soo rolündeki Gang Dong-won ise yetimhane geçmişinden gelen kırgınlığını karakterine başarıyla yansıtıyor.
Filmin asıl parlayan yıldızı ise genç anne So-young karakterine hayat veren ve müzik dünyasından sinemaya muazzam bir geçiş yapan Lee Ji-eun (IU). Onun mesafeli ama içten içe yaralı anne portresi, hikâyenin duygusal merkezini oluşturuyor. Ayrıca soğukkanlı dedektif rolünde izlediğimiz Bae Doona, adaletin ve ahlakın sınırlarını sorgulayan performansıyla kadroyu tamamlıyor.
Japon sinemasının dahi yönetmeni Hirokazu Kore-eda, bu kez kamerasını Güney Kore’ye çeviriyor ve "aile" kavramını bir kez daha masaya yatırıyor. Yönetmen; suç, yoksulluk ve çaresizlik gibi karanlık temaları, neredeyse bir peri masalı yumuşaklığında anlatmayı başarıyor. Filmin temposu, bir yol hikâyesinin gerektirdiği şekilde dingin ama asla sıkıcı değil. Renk paletindeki pastel tonlar ve müziklerin naifliği, izleyiciyi karakterlerin arasındaki bağa odaklanmaya davet ediyor. Bebek Servisi, bir suç dramı olmaktan ziyade, birbirine tutunmaya çalışan yalnız ruhların tesellisini anlatan bir şaheser niteliğinde.
Hümanist sinemadan hoşlanan, "seçilmiş aile" temalı hikâyeleri seven ve toplumsal meselelere empatiyle yaklaşan izleyiciler için bu film tam bir görsel şölen. Eğer aksiyon ve gerilim yerine karakter derinliği ve güçlü diyaloglar arıyorsanız, bu Güney Kore filmi sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Ayrıca Kore-eda’nın önceki işlerini beğenenler için kaçırılmaması gereken bir yapım.
Film, izleyiciyi ahlaki bir ikileme sürüklüyor: "Bir bebeği yasadışı satmak mı daha kötü, yoksa onu terk etmek mi?" Bu soruya siyah-beyaz cevaplar vermek yerine gri alanlarda dolaşması, filmi benzerlerinden ayırıyor. İzleyiciye "Doğduğun için teşekkür ederim" dedirten o meşhur sahne, sinema tarihinin en saf sevgi anlarından biri olarak hafızalara kazınıyor.
Alternatif Aile: Kan bağının ötesinde, paylaşılan acılarla kurulan bağlar.
Vicdan ve Bağışlanma: Geçmiş hatalarla yüzleşme ve kendini affetme süreci.
Sosyal Eleştiri: Bebek kutuları sistemi ve yoksulluğun ebeveynlik üzerindeki baskısı.
Yaşamın Değeri: Her çocuğun dünyaya gelme hakkı ve sevilme ihtiyacı.
Arakçılar (Shoplifters): Yönetmenin bir diğer başyapıtı olan film, yine bir suç çetesinin kurduğu sıra dışı aile bağlarını konu alıyor.
Küçük Gün Işığım (Little Miss Sunshine): Disfonksiyonel bir ailenin minibüsle çıktığı içsel yolculuğu anlatan bu yol filmi, atmosfer açısından benzerlikler taşıyor.
Benim Adım Sam (I Am Sam): Sevgi ve ebeveynlik yeterliliği üzerine düşündüren duygusal bir dram arayanlar için ideal.
Film, 2022 Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanmış ve Song Kang-ho’ya "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazandırmıştır.
Yönetmen Kore-eda, filmin senaryosunu yazarken Güney Kore'deki bebek kutusu tesislerini bizzat ziyaret ederek araştırma yapmıştır.
IU (Lee Ji-eun), yönetmenin favori oyuncularından biri olduğu için senaryo aşamasında onun kadroda olması planlanmıştır.
Film kurgusal bir hikâye olsa da Güney Kore'de ve Japonya'da bulunan "bebek kutusu" (Baby Box) uygulaması ve bu sistemin etrafındaki sosyal gerçekliklerden esinlenilerek yazılmıştır.
Klasik bir mutlu sondan ziyade, karakterlerin her biri için dürüst ve umut verici bir yüzleşmeyle sonlanıyor. Dramatik yapısı gereği hüzünlü anlar barındırsa da genel his umut doludur.
Hayır, film bir suç dünyasını anlatsa da şiddet sahnelerinden ziyade karakterlerin duygusal gelişimlerine ve diyaloglarına odaklanan soft bir dramdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...