

Mária

Endre

Klára

Sándor

Jenő

Mária's Childhood Doctor

Zsóka

Köves Jutka

Detective

Zsuzsa
On Body and Soul, Macar yönetmen Ildikó Enyedi’nin uzun bir aradan sonra sinemaya muhteşem dönüşünü simgeleyen, şiirsel ve sarsıcı bir romantik dram örneğidir. Hikâye, steril ve kanlı bir mezbahada geçer. Buranın finans müdürü olan yaşlıca ve bir kolu felçli Endre ile kalite kontrol uzmanı olarak yeni işe başlayan, obsesif-kompulsif eğilimleri olan genç Mária’nın yolları bu soğuk ortamda kesişir. Her ikisi de sosyal ilişkilerde başarısız, kendi iç dünyalarına hapsolmuş karakterlerdir.
Mezbahada yaşanan bir hırsızlık vakası sonrası tüm personele uygulanan psikolojik testler sırasında, Endre ve Mária’nın her gece birbirini tamamlayan rüyalar gördüğü ortaya çıkar. İkisi de rüyalarında birer geyik olarak karlı ve huzurlu bir ormanda buluşmaktadır. Gündüzün sert, mekanik ve kanlı gerçekliği ile gecenin zarif, sessiz ve doğayla iç içe rüya alemi arasındaki bu paradoks, karakterleri fiziksel dünyada da yakınlaşmaya zorlar. Ancak ruhların rüyadaki uyumu, yaralı bedenlerin ve çekingen ruhların gerçek dünyadaki teması kadar kolay olmayacaktır.
Alexandra Borbély, Mária rolünde tek kelimeyle hipnotize edici bir performans sergiliyor. Duygularını dışarı vurmakta zorlanan, dokunulmaktan korkan ama içten içe sevgiye aç bir kadının kırılganlığını, en küçük yüz hareketleriyle bile hissettiriyor. Borbély, bu performansıyla Avrupa Film Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanarak başarısını taçlandırmıştır.
Géza Morcsányi ise Endre karakterinde, hayattan beklentisini kesmiş ama Mária ile tanıdığı bu mucize sonrası yeniden canlanan bir adamı büyük bir olgunlukla canlandırıyor. Morcsányi’nin sergilediği o sakin ve bilge duruş, Borbély’nin tedirgin enerjisiyle mükemmel bir zıtlık oluşturuyor. Oyuncuların arasındaki bu sessiz kimya, filmin bir sanat filmi olarak taşıdığı duygusal yükü izleyiciye başarıyla aktarıyor.
Ildikó Enyedi, mezbahanın vahşi gerçekliği ile ormanın masalsı atmosferini yan yana getirerek izleyiciyi sürekli bir tezat içinde tutuyor. Filmin görüntü yönetimi, hem kanlı sahneleri hem de karlı orman manzarasını aynı estetik özenle sunuyor. Tempo, karakterlerin doğasına uygun olarak ağır ama her karesi anlam yüklü. Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönen bu yapım, aşkı sadece bedensel bir haz değil, ruhsal bir bütünleşme olarak tanımlayan modern bir klasik niteliğinde.
Görselliği güçlü, felsefi derinliği olan ve alışılmışın dışındaki aşk hikayelerinden hoşlanan her sinemasever bu filmi izlemeli. Eğer "ruh eşi" kavramına farklı bir perspektiften bakmak istiyorsanız ve minimalist İskandinav/Macar sineması estetiğini seviyorsanız On Body and Soul size hitap edecektir. Duygusal yoğunluğu yüksek ama bunu ajitasyona kaçmadan yapan bir festival filmi arayanlar için de kusursuz bir tercih.
Çünkü bu film, modern dünyada birbirimize ulaşmanın ne kadar zor ama bir o kadar da mucizevi olduğunu hatırlatıyor. Mezbaha gibi ölümün ve mekanikliğin olduğu bir mekandan böylesine zarif bir aşk hikayesi çıkarmak, sinemanın ne kadar güçlü bir anlatım aracı olduğunun kanıtı. Mária’nın sosyal hayata uyum sağlama çabalarını izlerken hem gülümseyecek hem de insan ruhunun yalnızlığı karşısında derin bir empati duyacaksınız.
Ruh ve Beden İkilmi: Fiziksel engellerin ve sosyal fobilerin ruhsal bağın önünde engel teşkil edip edemeyeceği.
İzolasyon ve Yalnızlık: Modern toplumda kendi iç dünyasına hapsolmuş bireylerin iletişim kurma çabası.
Zıtlıkların Uyumu: Mezbahanın kanlı gerçekliği ile rüyanın saf doğası arasındaki denge.
Kader: İki insanın birbirini bulması için mantığın ötesinde bir gücün (rüyalar) devreye girmesi.
Eğer bu filmin naif ve sıra dışı atmosferini sevdiyseniz, yine bir iletişim kurma çabasını anlatan Aşk (Her) veya bir kadının hayal dünyasıyla gerçeği birleştirdiği Amélie ilginizi çekebilir. Ayrıca rüyalar ve gerçeklik arasındaki o ince çizgide yürüyen Bilim Kurgu ötesi bir aşk için Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind), benzer bir duygusal derinlik arayanlar için uygun bir öneridir.
Film, 2017 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde en büyük ödül olan Altın Ayı’yı kazanmıştır.
Başrol oyuncusu Géza Morcsányi aslında profesyonel bir oyuncu değil, Macaristan’ın tanınmış yayıncılarından biridir; yönetmen Enyedi onun entelektüel duruşundan etkilendiği için rolü ona teklif etmiştir.
Filmdeki geyik sahneleri, karakterlerin duygularını yansıtmak adına son derece titiz bir dijital ve canlı çekim sürecinden geçirilmiştir.
Film, orijinal dili olan Macarca olarak çekilmiştir.
Evet, filmdeki sahnelerin bir kısmı gerçek bir mezbahada çekilmiştir; bu durum yaşam ve ölüm arasındaki keskin zıtlığı vurgulamak için bilinçli bir editoryal tercihtir.
Filmde açıkça belirtilmese de Mária’nın davranışları ve sosyal etkileşim biçimi, Asperger sendromu veya ileri derece obsesif-kompulsif bozukluk spektrumunda bir karakter olduğunu düşündürmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...