
Dram, Animasyon, Savaş, Belgesel
Beşir’le Vals, yönetmen Ari Folman’ın bizzat kendi hayatından yola çıkan, belgesel ile kurmaca arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran bir yüzleşme hikâyesidir. Film, bir arkadaşının Folman’a her gece rüyasında peşinden koşan 26 vahşi köpeği anlatmasıyla başlar. Bu sayı, 1982 Lübnan Savaşı sırasında öldürmek zorunda kaldığı köpeklerin sayısıdır. Arkadaşının aksine Folman, o dönemde bir asker olmasına rağmen savaşa dair hiçbir şey hatırlamadığını dehşetle fark eder.
Zihnindeki bu büyük boşluk, onu eski silah arkadaşlarıyla tek tek görüşmeye iten bir hafıza dedektifliğine dönüşür. Her görüşme, Lübnan’ın sıcak sokaklarından, tankların arasından ve denizin serin sularından kopup gelen birer parça anıyı geri getirir. Ancak anılar netleştikçe, Folman’ın bilinçaltının neden bu geçmişi sakladığı da ortaya çıkar. Hikâye, izleyiciyi savaşın en trajik noktalarından biri olan Sabra ve Şatilla katliamının yaşandığı o karanlık geceye doğru kaçınılmaz bir sona sürükler.
Filmde yer alan karakterlerin çoğu, savaş dönemindeki gerçek tanıklardır. Ari Folman, merkezde yer alarak hem yönetmen hem de ana karakter olarak kendi sesini ve deneyimini yapıma aktarır. Ronny Dayag ve Shmuel Frenkel gibi isimlerin anlatımları, animasyonun sağladığı sürrealist atmosferle birleşerek sıradan bir röportajdan çok daha fazlasını sunar.
Oyuncuların (ya da anlatıcıların) performanslarındaki donuk ve rasyonel ton, anlattıkları olayların dehşetiyle birleştiğinde izleyici üzerinde sarsıcı bir etki bırakır. Bu durum, savaşın sadece fiziksel bir çatışma değil, aynı zamanda bireyin ruhunda bıraktığı donuk bir kabullenme süreci olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Beşir’le Vals, sinema dilinde devrim yaratan bir animasyon belgesel örneğidir. Ari Folman’ın savaşın travmatik doğasını anlatmak için animasyonu seçmesi bir tesadüf değildir; çünkü hafıza, rüyalar ve halüsinasyonlar ancak bu esnek görsel dille bu kadar çarpıcı işlenebilirdi. Sarı ve siyahın hakim olduğu palet, savaşın kasvetini ve zihnin puslu köşelerini ustalıkla yansıtır.
Yönetmenlik başarısı, filmin son anına kadar korunan gerilim dozunda ve müziğin sahnelerle olan kusursuz uyumunda gizlidir. Özellikle Chopin’in tınıları eşliğinde kurşunların havada uçuştuğu sahneler, savaşın absürtlüğünü ve trajedisini sinematografik bir zirveye taşır.
Hafıza, vicdan ve savaşın psikolojik yıkımı üzerine derin düşünmek isteyenler için bu film bir zorunluluktur. Eğer politik dram türünün en özgün örneklerini arıyorsanız ve animasyonun ciddi, yetişkin hikâyeleri anlatmadaki gücünü görmek istiyorsanız bu yapımı kaçırmamalısınız. Ayrıca yabancı dilde film kategorisindeki kült eserlere ilgi duyan izleyiciler için de ödüllü filmler listesinin en üst sıralarında yer almaktadır.
Bu filmi izlemek, sadece bir tarih dersi almak değil, bir insanın kendi suçluluk duygusuyla nasıl başa çıktığına tanık olmaktır. Beşir’le Vals, savaşı kahramanlık üzerinden değil, unutma ve hatırlama sancısı üzerinden anlatır. Görsel stili o kadar etkileyicidir ki, sahneler film bittikten sonra bile zihninizde dönmeye devam eder. Türünün tek örneği olan bu yapım, gerçeğin bazen hayallerden daha korkunç olduğunu hatırlatır.
Hafızanın İnşası: Zihnin travmaları engellemek için yarattığı savunma mekanizmaları ve sahte anılar.
Savaşın Travması: Genç yaşta ölüme tanık olan bireylerin yaşadığı psikolojik çöküş ve hissizleşme.
Ahlaki Sorumluluk: Doğrudan fail olmasanız bile, bir trajedinin sessiz tanığı olmanın getirdiği vicdani ağırlık.
Bu filmin etkileyici atmosferini sevdiyseniz, yine animasyon tekniğiyle kişisel bir tarihi anlatan Persepolis filmini mutlaka izlemelisiniz. Savaşın masumlar üzerindeki yıkımını en sert haliyle gösteren Ateşböceklerinin Mezarı (Grave of the Fireflies), duygusal açıdan benzer bir yoğunluk sunar. Ayrıca hafıza ve geçmişin peşine düşme temasını seviyorsanız, Memento kurgusuyla sizi cezbedebilir.
Film, Oscar’a "En İyi Yabancı Film" dalında aday gösterilen ilk animasyon belgeseldir.
Yapım aşamasında önce gerçek görüntüler çekilmiş, ardından 2300'den fazla çizim üzerinden animasyon teknikleriyle bu görseller oluşturulmuştur.
Filmin finalinde animasyonun aniden kesilip yerini gerçek arşiv görüntülerine bırakması, izleyiciyi rüyadan gerçeğin tokat gibi çarpan yüzüne uyandırmak için planlanmıştır.
Evet, film yönetmen Ari Folman’ın 1982 Lübnan Savaşı sırasında bir asker olarak yaşadığı gerçek tecrübeleri ve yıllar sonra geri kazandığı anılarını temel alır.
"Beşir", suikasta kurban giden Lübnan Devlet Başkanı Beşir Cemayel’i temsil eder. "Vals" ise bir askerin mermiler altında, Cemayel’in posterlerinin önünde delice dans eder gibi ateş açtığı sürreal anı simgeler.
Tam tersine, animasyon kullanımı savaşın rüya benzeri, korkunç ve bazen de absürt doğasını gerçeğe en yakın şekilde yansıtmak için kullanılmış bir araçtır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...