
Aksiyon, Suç, Dram, Tarih, Gerilim

Ulrike Meinhof

Andreas Baader

Gudrun Ensslin

Brigitte Mohnhaupt

Holger Meins

Jan Karl Raspe

Peter-Jürgen Boock

Horst Mahler

Petra Schelm

Horst Herold
The Baader Meinhof Complex, Batı Almanya’nın 1960’ların sonu ve 1970’lerin başındaki çalkantılı dönemini mercek altına alıyor. Her şey, Vietnam Savaşı’na ve Alman hükümetinin otoriter tutumuna karşı çıkan solcu öğrenci hareketleriyle başlar. Ancak bu protesto dalgası, Andreas Baader, Gudrun Ensslin ve saygın bir gazeteci olan Ulrike Meinhof'un liderliğinde "Kızıl Ordu Fraksiyonu" (RAF) adında radikal bir örgüte evrilir.
Film, bu grubun sadece birer aktivist olmaktan çıkıp; bombalamalar, suikastlar ve adam kaçırmalarla devlete savaş açan bir suç dramı odağına nasıl yerleştiğini kronolojik bir sırayla işler. Silahlı mücadele inancı, bir noktadan sonra kendi kendini yok eden bir şiddet sarmalına dönüşürken, devletin buna karşılığı da bir o kadar sert olur. Stammheim Hapishanesi’ne uzanan süreç, sadece bir terör hikâyesi değil, aynı zamanda ideallerin kana bulandığı trajik bir toplumsal kırılmadır.
Filmin başarısının arkasında, Alman sinemasının en yetenekli isimlerinin bir araya gelmesi yatar. Martina Gedeck, Ulrike Meinhof rolünde; entelektüel birikimiyle radikal eylemler arasındaki o ince çizgide yürüyen bir kadının içsel çatışmalarını muazzam bir soğukkanlılıkla yansıtır. Moritz Bleibtreu ise Andreas Baader’in narsist, karizmatik ve kontrolsüz enerjisini ekranın her köşesine yayar.
Gudrun Ensslin karakterine hayat veren Johanna Wokalek, örgütün ideolojik katılığı ve tavizsiz tutumunu canlandırırken izleyiciyi ürpertiyor. Performanslar o kadar gerçekçi ki, karakterlerin eylemlerini onaylamasanız bile onların inanç dünyasındaki karanlığa çekilmekten kendinizi alamıyorsunuz.
Uli Edel tarafından yönetilen film, Stefan Aust’un aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. Yapım, bir terör örgütünün doğuşunu ve çöküşünü anlatırken "aksiyon" ve "belgesel" estetiği arasında harika bir denge kuruyor. Filmin temposu, olayların ağırlığına rağmen hiç düşmüyor; aksine her çatışma ve her bomba, hikâyeyi daha da gerilimli bir noktaya taşıyor.
Görsel dil, dönemin atmosferini, kıyafetlerini ve politik ruhunu %100 doğrulukla yansıtmak üzerine kurulmuş. Yönetmen, karakterleri kahramanlaştırmaktan kaçınırken, devlet mekanizmasının işleyişini de aynı objektiflikle masaya yatırıyor. Bu tarafsız duruş, filmi sıradan bir siyasi propaganda aracı olmaktan çıkarıp güçlü bir dönem panoramasına dönüştürüyor.
Siyasi tarihe meraklı olanlar, 20. yüzyıl Avrupa’sının en büyük travmalarından birini anlamak isteyenler için bu yapım bulunmaz bir nimettir. Eğer aksiyon ile entelektüel derinliğin birleştiği gerilim filmleri ilginizi çekiyorsa, bu film beklentinizi karşılayacaktır. Ayrıca radikalizm, ideolojik saplantılar ve devlet-birey çatışması üzerine kafa yoran izleyiciler için de politik dram türündeki en iyi örneklerden biridir.
Bu filmi izlemek, şiddetin bir çözüm aracı olarak görüldüğünde nasıl bir yıkıma yol açtığını bizzat gözlemlemek demektir. The Baader Meinhof Complex, bir neslin idealleri uğruna nasıl yoldan çıktığını ve "haklılık" duygusunun nasıl bir terör mekanizmasına dönüştüğünü cesurca anlatır. Sinematografik açıdan bakıldığında ise, Avrupa sinemasının Hollywood standartlarında bir prodüksiyonla neler yapabileceğini gösteren başyapıtlardan biridir.
Radikalizm ve İdeoloji: Bir fikrin, tüm ahlaki değerleri hiçe sayacak kadar uç bir noktaya evrilmesi.
Devlet ve Otorite: Hükümetin terörle mücadele ederken kendi hukuk sınırlarını ne kadar zorlayabileceği.
Kuşak Çatışması: Nazi geçmişiyle yüzleşemeyen bir ebeveyn kuşağına karşı, çocuklarının isyankar ve yıkıcı tepkisi.
Politik terör ve toplumsal olaylar ilginizi çekiyorsa, Steven Spielberg imzalı Munich (Münih) filmi benzer bir intikam ve şiddet sarmalını işler. İrlanda’nın benzer mücadelelerini anlatan The Wind That Shakes the Barley (Özgürlük Rüzgarı) veya yine bir hücre yapılanmasını merkezine alan Carlos (2010) dizisi/filmi, bu yapımla benzer temalara sahiptir.
Film, 2009 yılında "En İyi Yabancı Dilde Film" dalında hem Oscar hem de Altın Küre adaylığı kazanmıştır.
Çekimler sırasında gerçek mekanların kullanılmasına ve olayların yaşandığı tarihteki detaylara (araçlar, kıyafetler, silahlar) aşırı özen gösterilmiştir.
Filmdeki sahnelerin çoğu, tanık ifadelerine ve mahkeme tutanaklarına dayanarak birebir canlandırılmıştır.
Evet, film 1967-1977 yılları arasında Batı Almanya'da faaliyet gösteren Kızıl Ordu Fraksiyonu'nun (RAF) gerçek tarihini ve eylemlerini anlatmaktadır.
Andreas Baader örgütün daha çok eylemci ve agresif yüzüyken, Ulrike Meinhof grubun entelektüel sesi ve teorisyeni olarak öne çıkmıştır. Film, bu iki farklı karakterin nasıl ortak bir yıkımda birleştiğini gösterir.
Hayır, film şiddeti bir çözüm olarak sunmak yerine, şiddetin hem uygulayanları hem de toplumu nasıl bir çıkmaza sürüklediğini objektif bir bakış açısıyla belgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...