

Hank Deerfield

Detective Emily Sanders

Joan Deerfield

Evie

Sergeant Carnelli

Mike Deerfield

Lieutenant Kirklander

Chief Buchwald

Corporal Penning

Specialist Gordon Bonner
Emekli bir askeri polis olan Hank Deerfield, Irak’ta görev yaptıktan sonra ABD’ye yeni dönen oğlu Mike’ın birliğinden izinsiz ayrıldığını ve kaybolduğunu öğrenir. Hank, oğlunun disiplinli bir asker olduğunu bildiğinden bu firar senaryosuna inanmaz ve gerçeği bulmak için yola çıkar. Ancak karşılaştığı manzara, oğlunun sadece kaybolmadığını, vahşi bir cinayete kurban gittiğini ve cesedinin tanınmayacak halde parçalandığını gösterir.
Yerel bir polis dedektifi olan Joan Sanders’ın yardımıyla Hank, askeri üssün duvarları arasındaki sessizlik yeminini ve örtbas edilen detayları deşmeye başlar. Mike’ın cep telefonundan kurtarılan bozuk video kayıtları, savaşın ön cephesinde yaşananların askerlerin ruhunda nasıl onarılmaz yaralar açtığını ve eve dönenlerin aslında tanıdıkları o eski çocuklar olmadığını kanıtlar. Hank, hem katili ararken hem de savunduğu değerlerin altüst oluşunu izlerken, savaşın gerçek kurbanlarının sadece savaş meydanında kalmadığını fark eder.
Tommy Lee Jones, Hank Deerfield rolünde kariyerinin en sarsıcı ve ölçülü performanslarından birini sergileyerek Oscar adaylığı kazanmıştır. Sert mizaçlı, vatansever ve disiplinli bir babanın evlat acısıyla harmanlanan çaresizliğini, abartısız ama derinden hissettiren bir oyunculukla sunuyor. Charlize Theron, sistemin içine sıkışmış ama adaleti arayan dedektif Joan Sanders rolünde, karakterin profesyonel duruşu ile empatik yanını başarıyla dengeliyor.
Susan Sarandon, oğlunu kaybeden anne rolünde kısa ama oldukça etkili sahneleriyle filmin duygusal yükünü sırtlanıyor. James Franco, Josh Brolin ve Jonathan Tucker gibi isimlerden oluşan yan kadro ise, askeri hayatın içindeki yoldaşlık ve yabancılaşma duygusunu ustalıkla yansıtarak hikâyenin gerçekçilik dozunu artırıyor.
Yönetmen Paul Haggis, gerçek olaylardan esinlenen bu yapımda, alışılagelmiş savaş filmlerinin aksine cepheyi değil, cepheden dönenlerin geride bıraktığı yıkımı mercek altına alıyor. Filmin adı, Davut ile Golyat’ın savaştığı vadiye bir gönderme yaparak, devasa bir askeri bürokrasiye karşı tek başına adalet arayan babanın hikâyesini epik bir zemine oturtuyor. Ağır temposu ve loş sinematografisiyle film, izleyiciyi bir suç gizeminin içine çekerken arka planda modern Amerikan toplumunun ve ordu kültürünün sert bir eleştirisini yapıyor.
Klasik bir polisiye gizeminden daha fazlasını, toplumsal bir mesajla harmanlanmış olarak görmek isteyenler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer psikolojik dram öğeleriyle desteklenmiş suç hikâyelerine ilgi duyuyorsanız ve savaşın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini merak ediyorsanız bu yapım sizin için biçilmiş kaftan. Siyasi alt metni güçlü, karakter odaklı başarılı yapımlar arayan sinemaseverler için Tanrının Vadisinde oldukça doyurucu bir seyirlik sunuyor.
Bu filmi izlemek için en önemli sebep, vatanseverlik ile vicdan arasındaki o ince çizgide yürüyen bir babanın, inandığı her şeyi sorgulama cesaretini göstermesidir. Film, savaşın sadece bir dış politika meselesi olmadığını, bireylerin ahlaki bütünlüğünü nasıl parçaladığını ham bir dille anlatıyor. Tommy Lee Jones'un finaldeki o unutulmaz sahnesi, sinema tarihinin en sessiz ama en güçlü haykırışlarından biri olarak zihninize kazınacak.
Savaş Sonrası Travma (PTSD): Cepheden dönen askerlerin sivil hayata uyum sağlayamaması ve şiddet eğilimleri.
Kayıp ve Yas: Bir babanın oğlunu tanıma ve kaybetme süreci arasındaki trajik köprü.
Sistem Eleştirisi: Askeri kurumların kendi itibarını korumak için gerçeği nasıl kurban edebileceği.
İnanç ve Çöküş: İdeallere olan inancın, gerçeklerin ağırlığı altında ezilmesi.
Savaşın psikolojik etkilerini konu alan Brothers (Kardeşler) veya bir babanın adalet arayışını anlatan Prisoners (Tutsak) bu filmi sevenler için uygun alternatiflerdir. Benzer bir atmosfer için Clint Eastwood'un yönettiği Mystic River (Gizemli Nehir) veya siyasi gerilim dozu yüksek olan The Messenger keyifli seyirler sunabilir. Ayrıca, ordudaki yozlaşmayı merkezine alan A Few Good Man (Senden İyi Yok) de benzer temalar taşır.
Film, gazeteci Mark Boal'ın 2004 yılında yazdığı "Death and Dishonor" (Ölüm ve Şerefsizlik) adlı gerçek bir makaleye dayanmaktadır.
Tommy Lee Jones, bu roldeki performansıyla 80. Oscar Ödülleri'nde En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterilmiştir.
Filmdeki Mike karakterine ait olduğu söylenen bozuk dijital görüntüler, savaşın yarattığı karmaşayı simgelemek adına kasten bozulmuş ve amatörce kurgulanmıştır.
Evet, film 2003 yılında Irak’tan dönen Richard Davis adlı bir askerin arkadaşları tarafından öldürülmesi ve babasının bu cinayeti aydınlatma çabasını anlatan gerçek olaylardan esinlenmiştir.
"Elah Vadisi", İncil'de Davut'un dev Golyat ile savaştığı yerdir. Filmde Hank, torununa bu hikâyeyi anlatırken aslında kendi mücadelesinin de devasa bir sisteme karşı küçük bir adamın savaşı olduğuna gönderme yapar.
Mike, savaşın yarattığı psikolojik tahribat ve askeri grup içindeki kontrolden çıkmış bir şiddet sarmalının sonucunda, en yakın silah arkadaşları tarafından anlamsız bir tartışma ve cinnet anında öldürülmüştür.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...