

Dracula

Mina Murray / Elisabeta

Professor Abraham Van Helsing

Jonathan Harker

Lucy Westenra

Lord Arthur Holmwood

Dr. Jack Seward

Quincey P. Morris

R.M. Renfield

Dracula's Bride
15. yüzyılda, sevdiği kadının ölümü üzerine Tanrı’ya sırt çevirip karanlık güçlerle bir anlaşma yapan Prens Dracula, yüzyıllar sürecek bir yalnızlığa mahkum olur. 19. yüzyılın sonlarında, genç emlak danışmanı Jonathan Harker’ın şatosuna gelmesiyle Dracula’nın bitmek bilmeyen susuzluğu yeniden alevlenir. Ancak bu kez onu harekete geçiren sadece kan değil, Harker’ın nişanlısı Mina’nın, asırlar önce kaybettiği aşkı Elisabeta’ya olan benzerliğidir.
Londra’nın sisli sokaklarına taşınan bu karanlık gölge, Mina’yı ele geçirmek için hem doğaüstü güçlerini hem de trajik cazibesini kullanır. Dracula ve Mina arasındaki çekim, saf bir korku hikayesinden öte, ölümün bile koparamadığı hastalıklı ve tutkulu bir bağa dönüşür. Bu sırada, kadim düşman Profesör Abraham Van Helsing liderliğindeki bir grup, Londra’yı bu ölümsüz canavardan kurtarmak için zamana karşı amansız bir savaşa girişir. Film, izleyiciyi kan ve gözyaşının birbirine karıştığı, görkemli ama bir o kadar da ürkütücü bir atmosferin içine hapseder.
Gary Oldman, Kont Dracula rolünde sergilediği performansla karakterin canavarca yönlerini ve içindeki o derin kederi muazzam bir şekilde dengeliyor. Oldman’ın her karede değişen görünümü, karakterin çok boyutluluğunu simgeliyor. Anthony Hopkins, eksantrik Van Helsing rolünde filme dinamizm katarken, Winona Ryder (Mina) ve Keanu Reeves (Jonathan Harker) genç ve kırılgan aşıklar olarak hikayenin duygusal merkezini oluşturuyor. Özellikle Gary Oldman’ın bu korku filmi içindeki karizmatik ve tekinsiz duruşu, Dracula imajını sonsuza dek değiştirmiştir.
Francis Ford Coppola, bu yapımda dijital efektlerden kaçınarak "eski okul" sinema tekniklerini kullanmış ve ortaya görsel bir şölen çıkarmıştır. Kostüm tasarımından ışık kullanımına kadar her detay, Gotik edebiyatın ruhunu yansıtır. Filmin temposu, Londra sahnelerindeki gerilim ve şatodaki klostrofobik hava ile sürekli olarak yükselir. 1993 yılında En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Ses Kurgusu ve En İyi Makyaj dallarında kazandığı üç Oscar, filmin teknik başarısının en somut kanıtıdır.
Klasik edebiyat uyarlamalarını sevenler, atmosferik korku ve karanlık romantizm tutkunları için bu film bir başyapıttır. Eğer görselliğin ön planda olduğu, duygusal derinliği yüksek ve estetik bir gerilim filmi arıyorsanız, Coppola’nın Dracula’sı tam size göre. Sinemada makyaj ve kostüm sanatının zirvesini görmek isteyenler de bu yapımı kaçırmamalıdır.
Bu film, Dracula’yı sadece bir "canavar" olarak değil, aşkı için her şeyi göze almış trajik bir figür olarak ele aldığı için izlenmelidir. Sinemanın ilk dönemlerine selam duran kamera teknikleri ve Gary Oldman’ın hipnotize edici performansı, filmi türün benzerlerinden ayırır. Bir vampir hikayesinin nasıl hem bu kadar ürkütücü hem de bu kadar romantik olabileceğini gösteren nadir örneklerden biridir.
Sonsuz Aşk ve Reenkarnasyon: Ölümün ve zamanın ötesinde bir kadını arama tutkusu.
Din ve İsyan: İnancın kaybedilmesiyle gelen karanlık ve kefaret arayışı.
Arzu ve Yasak: Cinselliğin ve arzunun tehlikeli, bastırılamaz doğası.
Bu filmin gotik havasını ve romantik dokusunu sevdiyseniz, Neil Jordan imzalı Interview with the Vampire (Vampirle Görüşme) veya yine bir Coppola estetiğine sahip olan Sleepy Hollow (Hayalet Süvari) filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca görsel diliyle büyüleyen Mary Shelley's Frankenstein da benzer bir edebi derinlik sunar.
Yönetmen Coppola, filmde bilgisayar destekli efektler yerine tamamen optik hileler ve perspektif oyunları kullanılmasında ısrar etmiştir. Gary Oldman, yaşlı Dracula makyajı için her gün çekimlerden önce saatlerce hazırlık yapmış ve bu süreçte karakterin sesini bulmak için vokal egzersizleri uygulamıştır. Filmin görkemli kostümleri ise Japon tasarımcı Eiko Ishioka tarafından hazırlanmış ve sinema tarihinin en ikonik kıyafetleri arasına girmiştir.
Coppola, romanın ana karakterlerine ve olay örgüsüne büyük ölçüde sadık kalmış olsa da, Dracula ve Mina arasındaki "geçmişten gelen aşk" temasını ekleyerek hikayeye daha romantik bir boyut kazandırmıştır.
Dracula, kan içtikçe fiziksel olarak gençleşir ve güçlenir. Londra'ya geldiğinde daha genç bir görünüme bürünmesinin nedeni, Mina’yı etkilemek ve toplum içine karışabilmektir.
Van Helsing, bilim ve inancı birleştirerek karanlığa karşı duran rasyonalizmi simgeler; Dracula’nın kadim bilgisini alt edebilecek tek kişidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...