
Belgesel
Emmy ödüllü yönetmen Ryan White, bu dokunaklı belgeselde izleyiciyi Amerikalı ünlü şair ve aktivist Andrea Gibson ile hayat arkadaşı Megan Falley’nin Colorado’daki evlerine davet ediyor. 2021 yılında dördüncü evre yumurtalık kanseri teşhisi konulan Gibson, hayatının geri kalanını sadece bir "hasta" olarak değil, her anı kutsayan bir sanatçı olarak geçirmeye karar verir. Film, çiftin kemoterapi seansları, hastane koridorları ve evdeki gündelik yaşamları arasında geçen, zaman zaman kahkahalarla dolu zaman zaman ise gözyaşlarına boğulan üç yıllık sürecini takip ediyor.
Hikâye, sadece bir hastalık kronolojisi değil; aynı zamanda kelimelerin iyileştirici gücüne dair bir manifestodur. Gibson, hastalığın getirdiği fiziksel yıkıma rağmen son bir sahne performansına hazırlanırken, Falley de sevdiği insanın gidişine tanıklık etmenin ağırlığını omuzlar. Bu süreçte ikili, ölümün gölgesinde bile neşeyi bulmanın, her saniyeyi bir şiire dönüştürmenin ve veda etmenin en zarif yollarını keşfeder. Film, Andrea’nın 2025 yılının Temmuz ayındaki vefatından kısa bir süre önce tamamlanmış olmasıyla, izleyiciye vasiyet niteliğinde bir eser sunuyor.
Bu bir biyografi belgeseli olduğu için kadronun merkezinde Andrea Gibson ve Megan Falley kendileri olarak yer alıyor. Gibson’ın sahnelerdeki karizmatik ve kırılgan duruşu, Falley’nin ise sarsılmaz desteği filmin duygusal yükünü sırtlıyor.
Filmin arka planında ise oldukça güçlü bir ekip bulunuyor. Ünlü komedyen Tig Notaro, belgeselin yapımcıları arasında yer alarak projeye mizahi derinlik katarken, müzik dünyasının dev isimleri Sara Bareilles ve Brandi Carlile hem yönetici yapımcı olarak destek veriyor hem de film için özel besteler sunuyorlar. Ayrıca yazar Glennon Doyle ve eski futbolcu Abby Wambach gibi isimler de bu queer aşk hikâyesinin dünyaya duyurulmasında önemli roller üstleniyor.
Ryan White, Apple TV+ platformunda yayınlanan bu yapımla, trajediyi ajite etmeden anlatmanın ne kadar güçlü olabileceğini kanıtlıyor. 2025 Sundance Film Festivali’nde "Seyirci Favorisi" ödülünü kazanan belgesel, alışılagelmiş kanser filmlerinden çok farklı bir tona sahip. Yönetmen, izleyiciye bir kurbanın hikâyesini değil, hayatı son anına kadar yöneten bir savaşçının portresini çiziyor.
Kurgusal olarak Andrea’nın lirik şiirleri, geçmişten gelen arşiv görüntüleri ve bugünün ham gerçekliğiyle harmanlanıyor. Filmin temposu, hayatın kendisi gibi; bazen durağan ve düşündürücü, bazen de bir stand-up şovu kadar eğlenceli. White, kamerayı bir yabancı gibi değil, ailenin bir ferdi gibi konumlandırarak izleyiciyle samimi bir bağ kurmayı başarıyor.
Sanatın iyileştirici gücüne inananlar ve insan ruhunun direnci üzerine kafa yoranlar için bu film mutlak bir başvuru kaynağı. LGBTQ+ temalı hikâyelere ilgi duyanlar, bu derin queer aşk hikâyesinden çok etkileneceklerdir. Ayrıca, sevdiklerini kaybetme korkusuyla yüzleşmekte zorlanan veya yaşamın kıymetini yeniden hatırlamak isteyen herkes bu duygusal belgesel çalışmasını mutlaka izlemeli.
Bu belgesel, "iyi ışıkta görülmeyi" talep eden bir ruhun çağrısıdır. Ölümün yaklaştığı anlarda bile insanın nasıl bu kadar üretken, komik ve sevgi dolu kalabileceğini görmek insana garip bir huzur veriyor. Sadece Andrea Gibson’ın muazzam performanslarını izlemek için bile vakit ayırmaya değer; ancak filmin asıl gücü, izleyiciye kendi hayatındaki "iyi ışığı" bulması için ilham vermesinde yatıyor.
Mortalite ve Kabul: Ölümle barışmanın ve sonu gelen bir zamanı onurlandırmanın yolları.
Şiirin İyileştirici Gücü: Kelimelerin, fiziksel acıyı nasıl anlamlı birer sanat eserine dönüştürebildiği.
Queer Aşk ve Dayanışma: Toplumun dışında kalanların kurduğu güçlü aile bağları ve sarsılmaz partnerlik.
Radikal Neşe: En karanlık teşhislerin ortasında bile gülümsemeyi tercih etme cesareti.
Eğer bu belgeselin duygusal derinliğini sevdiyseniz, yine bir kanser sürecini ve veda hikâyesini konu alan Dick Johnson Is Dead veya Tig Notaro’nun kendi hikâyesini anlattığı Tig belgeseline göz atabilirsiniz. Ayrıca, Andrea Gibson’ın dünyasına benzer bir edebi duyarlılık taşıyan ve Apple TV+ içerikleri arasında yer alan diğer biyografik eserler de ilginizi çekebilir.
Belgesel, 2025 Sundance Film Festivali'nde en prestijli ödüllerden biri olan "Festival Favorite Award"ı kazandı.
Andrea Gibson, filmin geniş çaplı gösteriminden sadece birkaç ay önce, 2025 yılının Temmuz ayında hayata gözlerini yumdu.
Filmde yer alan "Salt Then Sour Then Sweet" şarkısı, Andrea Gibson ve Brandi Carlile tarafından ortaklaşa yazıldı.
Yönetmen Ryan White, daha önce Pamela: A Love Story ve The Keepers gibi başarılı yapımlara imza atmıştı.
Andrea Gibson, Amerikalı bir şair, yazar ve aktivisttir. Özellikle "spoken word" (sözlü performans) sanatının dünyadaki en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir ve Colorado Eyaleti'nin onursal şairi (Poet Laureate) seçilmiştir.
Film, dünya prömiyerini yaptıktan sonra dağıtım hakları Apple TV+ tarafından alınmıştır ve Kasım 2025'ten itibaren bu platformda izlenebilmektedir.
Film terminal bir hastalığı konu alsa da, yönetmen ve Andrea Gibson’ın tercihiyle hüzünden ziyade yaşama sevinci, mizah ve umut üzerine kurgulanmıştır; bu nedenle "ağır" olmaktan çok "aydınlatıcı" bir etkiye sahiptir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...