

Ed Wood

Bela Lugosi

Dolores Fuller

Kathy O'Hara

Criswell

Reverend Lemon

Orson Welles

Bunny Breckinridge

Georgie Weiss

Paul Marco
1950’lerin Hollywood’unda geçen hikâye, büyük hayalleri olan ama yeteneği (en azından ana akım standartlarında) son derece kısıtlı olan genç yönetmen Ed Wood’un maceralarını anlatır. Ed, düşük bütçeli, tuhaf senaryolu ve karton dekorların kullanıldığı filmler çekmektedir. Ancak başarısızlıkları onu asla yıldırmaz; o kendini yeni bir Orson Welles olarak görmektedir.
Filmin kalbi, Ed Wood ile kariyerinin son günlerini yaşayan, unutulmuş ve morfin bağımlısı efsanevi korku ikonu Bela Lugosi arasındaki hüzünlü ve samimi dostluktur. Ed, kahramanı Lugosi’yi filmlerinde oynatarak ona yeniden bir amaç verirken, kendi tuhaf ve marjinal ekibiyle sinema tarihinin "en kötü" filmi olarak kabul edilen Plan 9 from Outer Space'i çekmeye çalışır. Bu biyografi türündeki yapım, başarısızlığın içindeki tutkuyu kutsayan eşsiz bir eserdir.
Johnny Depp: Ed Wood rolünde, karakterin bitmek bilmeyen iyimserliğini ve çocuksu heyecanını muazzam bir enerjiyle yansıtır. Depp'in kariyerindeki en karakteristik performanslardan biridir.
Martin Landau: Bela Lugosi rolündeki performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını kazanmıştır. Lugosi'nin trajik çöküşünü ve asaletini öylesine derin işlemiştir ki, izleyiciyi derinden sarsar.
Sarah Jessica Parker: Ed'in sevgilisi Dolores rolünde, onun tuhaflıklarına tahammül etmeye çalışan gerçekçi tarafı temsil eder.
Bill Murray: Ed'in ekibindeki Bunny Breckinridge rolünde, filme kendine has o ölü fıkra mizahını katar.
Tim Burton, genellikle fantastik dünyalara odaklanırken bu filmde odağını "gerçek bir hayalpereste" çevirmiştir. Filmin siyah-beyaz çekilmesi, hem 50'lerin B-tipi filmlerine bir saygı duruşu niteliğindedir hem de Ed Wood’un dünyasındaki melankoliyi ve nostaljiyi pekiştirir. Ed Wood, başarının sadece gişe rakamlarıyla değil, yapılan işe duyulan sevgiyle ölçülebileceğini savunan, vizyoner bir filmdir. Eleştirmenler tarafından Burton'ın en kişisel ve en iyi yapıtı olarak gösterilir.
Sinema tutkunları, yaratım sürecinin sancılarını ve komikliğini merak edenler, marjinal karakterlerin hikâyelerinden hoşlanan herkes bu filmi izlemelidir. "Başarı" kavramını sorgulayan ve kült filmler kategorisine farklı bir soluk getirmek isteyen izleyiciler için bu yapım bir hazinedir. Ayrıca Tim Burton ve Johnny Depp ortaklığının en kaliteli örneklerinden birini görmek isteyenler kaçırmamalıdır.
Bu film, bir "kaybeden" hikâyesini o kadar neşeli ve onurlu bir şekilde anlatır ki, izledikten sonra hayallerinizin peşinden gitmek için garip bir motivasyon hissedersiniz. Martin Landau’nun Bela Lugosi performansı tek başına filmi izlemek için yeterli bir sebeptir. Sinemanın sadece büyük stüdyolardan ibaret olmadığını, bir avuç "tuhaf" insanın bir araya gelerek nasıl ölümsüz (iyi ya da kötü) eserler bırakabileceğini gösterir.
Yaratıcılık ve Tutku: Yetenekten bağımsız olarak bir şeye tutkuyla bağlanmanın güzelliği.
Dostluk ve Vefa: İki dışlanmış ruhun (Ed ve Bela) birbirine tutunma hikâyesi.
Hollywood’un Kıyısı: Şöhretler kaldırımının uzağında kalanların, B-filmi dünyasının portresi.
İyimserlik: Reddedilmelere ve alaylara rağmen ayakta kalma becerisi.
Eğer bir yönetmenin film çekme tutkusunu ve absürt süreçleri sevdiyseniz, James Franco'nun yönettiği ve başrolünde olduğu The Disaster Artist (bir başka "en kötü" film olan The Room'un hikâyesi) mükemmel bir eşleşmedir. Ayrıca Federico Fellini klasiği 8½ de sinema yapma sancıları üzerine bir başka başyapıttır.
Disney, Tim Burton'ın filmi siyah-beyaz çekme konusundaki ısrarı üzerine projeden çekilmiş, film dokunulmazlık hakları satın alınarak Touchstone Pictures tarafından dağıtılmıştır.
Gerçek Ed Wood’un angora kazaklara olan fetişi ve kadın kıyafetleri giyme tutkusu (cross-dressing), filmde bir sapkınlık olarak değil, karakterin bir parçası olarak sempatik bir dille işlenmiştir.
Film, Oscar’da sadece oyunculuk değil, En İyi Makyaj dalında da ödül kazanmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...