

Louis Bloom

Rick

Nina Romina

Joe Loder

Frank Kruse

Detective Frontieri

Detective Lieberman

Kent Shocknek

Sharon Tay

Linda
Louis Bloom, hayatta dikiş tutturamamış, geçimini hırsızlık ve hurda satarak sağlayan hırslı bir adamdır. Bir gece tesadüfen bir kaza mahallinde çekim yapan serbest bir haber kameramanıyla karşılaşması, hayatının dönüm noktası olur. Lou, "gece vurgunu" (nightcrawler) olarak adlandırılan bu insanların, trajik kazaları ve suç mahallerini polisten önce görüntüleyip TV kanallarına sattığını öğrenir.
Kendine ucuz bir telsiz ve kamera alan Lou, kısa sürede bu karanlık işin en iyisi olmak için her şeyi göze alır. Ancak Lou’nun hırsı, sadece olayları görüntülemekle sınırlı kalmaz; daha etkileyici görüntüler elde etmek için olay mahallerini manipüle etmeye, hatta olayların gidişatını bizzat değiştirmeye başlar. Gerilim ve suç türündeki bu yapım, "Eğer kan varsa, ana haberdesin" mantığıyla işleyen medya dünyasının çürümüşlüğünü Lou Bloom’un ürpertici yükselişi üzerinden anlatıyor.
Filmin kuşkusuz en çarpıcı unsuru, başroldeki Jake Gyllenhaal’ın performansıdır. Gyllenhaal, rolü için ciddi bir kilo vermiş, uykusuz ve aç bir çakal gibi görünen Louis Bloom karakterini adeta yaşamıştır. Onun donuk bakışları ve sosyal açıdan uyumsuz ama zeki tavrı, sinema tarihinin en unutulmaz "anti-kahraman" portrelerinden birini çiziyor.
Haber müdürü Nina rolünde Rene Russo, reyting uğruna ahlaki değerlerini bir kenara bırakan hırslı yönetici tiplemesiyle harikalar yaratıyor. Lou'nun asistanı Rick rolündeki Riz Ahmed ise, saf ve çaresiz karakteriyle Lou'nun manipülatif doğasının en büyük kurbanı olarak hikâyeye derinlik katıyor. Oyuncuları ve oyuncu kadrosu, karakterlerin karanlık taraflarını o kadar doğal yansıtmış ki, izleyici kendisini bu rahatsız edici dünyanın bir parçası gibi hissediyor.
Yönetmen Dan Gilroy, ilk yönetmenlik denemesinde Los Angeles’ın gece hayatını tekinsiz, yapay ışıklarla dolu ve vahşi bir orman gibi tasvir ediyor. Film, izleyiciyi "iyi karakter" arayışında hayal kırıklığına uğratıyor; çünkü bu dünyada herkesin bir fiyatı ve hırsı var. Kurgusunun hızı ve gerilimin tırmanış şekli, Lou’nun etik sınırları aşma hızıyla paralel ilerliyor. Bu yapım, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda vahşi kapitalizmin ve medya tüketim alışkanlıklarımızın sert bir eleştirisidir.
Medya etiğini sorgulayan, psikopatolojik karakter analizlerinden hoşlanan ve atmosferi karanlık, sürükleyici suç dramlarını sevenler bu filmi kesinlikle listesine almalı. Eğer American Psycho veya Taxi Driver gibi karakterin içsel karanlığına odaklanan yapımları sevdiyseniz, Gece Vurgunu size benzer bir tekinsiz haz verecektir. Başarı hikâyelerinin karanlık tarafına meraklı izleyiciler için de oldukça sarsıcı bir deneyim.
Jake Gyllenhaal’ın kariyerinin zirve noktası sayılabilecek oyunculuğunu görmek ve medyanın nasıl bir canavara dönüşebileceğine tanıklık etmek için bu film mutlaka izlenmeli. Film, izleyiciye "Biz neyi izliyoruz ve bu izlediğimiz şeylerin bedeli ne?" sorusunu sorduruyor. Lou Bloom’un o buz gibi soğukkanlılığı ve manipülasyon yeteneği, bittikten sonra bile günlerce etkisinden çıkamayacağınız bir deneyim sunuyor.
Medya Etiği ve Reyting Kaygısı: Haber değeri uğruna insanlık onurunun hiçe sayılması.
Vahşi Kapitalizm: Sıfırdan zirveye çıkmak için her yolun mübah sayılması.
Sosyopati: Duygulardan arınmış, sadece sonuca odaklı bir zihnin yıkıcılığı.
Manipülasyon: Gerçekliğin, istenen sonuca ulaşmak için nasıl yeniden kurgulanabildiği.
Bu filmin sunduğu tekinsiz atmosferi ve medya eleştirisini sevdiyseniz, bir haber kanalındaki rekabeti ve trajediyi işleyen Şebeke (Network) veya yine bir anti-kahramanın yükselişini anlatan Yaralı Yüz (Scarface) filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca görsel tarzı ve gece atmosferiyle Drive (Sürücü) da benzer bir enerjiye sahiptir.
Jake Gyllenhaal, canlandırdığı karakterin bir "çakalı" andırması gerektiğini düşünerek rolü için yaklaşık 10 kilo vermiştir.
Filmde Lou'nun sürekli su içmesi ve gözlerini kırpmaması, karakterin açlığını ve odaklanmış yapısını vurgulamak için seçilmiş bilinçli detaylardır.
Dan Gilroy, filmi yazarken 1930'larda New York suç mahallerini fotoğraflayan efsanevi fotoğrafçı Weegee'den esinlenmiştir.
Filmde resmi bir teşhis konmasa da, Lou'nun empati yoksunluğu, aşırı hırsı ve manipülatif davranışları "yüksek işlevli bir sosyopat" profilini tam olarak karşılamaktadır.
Hayır, kurgusal bir hikâyedir ancak Amerika'da "stringer" olarak bilinen ve TV kanallarına kaza/suç görüntüsü satan serbest kameramanların gerçek dünyasından beslenmektedir.
Film, geleneksel Hollywood finallerinin aksine, adaletten ziyade Lou'nun hırsının ve stratejisinin kazandığı oldukça rahatsız edici ve gerçekçi bir finalle veda ediyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...