

Max Skinner

Henry Skinner

Fanny Chenal

Christie Roberts

Francis Duflot

Charlie Willis

Young Max Skinner

Ludivine Duflot

Gemma

Kenny
Max Skinner, Londra borsasının en acımasız, en hızlı ve "kazanmak her şeydir" düsturuyla yaşayan başarılı bir spekülatörüdür. Rakiplerini alt etmekten başka bir amacı olmayan bu modern zaman şövalyesi, kendisine çocukluğunda hayatı ve şarabı öğreten eksantrik Henry Amca’sının ölüm haberini alır. Miras kalan şatoyu ve üzüm bağlarını bir an önce satıp nakde çevirmek amacıyla Fransa’ya giden Max, burada beklemediği bir durumla karşılaşır.
Provence’ın büyüleyici atmosferi, toprağın kokusu ve amcasıyla olan çocukluk anıları, Max’in içindeki o "kaybolmuş" küçük çocuğu uyandırmaya başlar. Bu sırada, Henry Amca’nın kızı olduğunu iddia eden Amerikalı bir genç kızın ortaya çıkması ve yerel bir restoran sahibi olan güzeller güzeli Fanny Chenal ile tanışması, Max’in planlarını altüst eder. Max, Londra’daki milyon dolarlık kariyeri ile Provence’taki huzurlu ama belirsiz gelecek arasında, hayatının en önemli "alım-satım" kararını vermek zorundadır.
Russell Crowe, Max Skinner rolünde; sert ve kibirli bir iş adamından, hayatın tadını çıkaran bir aşığa dönüşen karakteri muazzam bir karizmayla canlandırıyor. Marion Cotillard, Fanny Chenal rolünde Fransız zarafetini ve dik başlılığını perdede devleştirerek Max’in (ve izleyicinin) aklını başından alıyor.
Eksantrik Henry Amca rolünde izlediğimiz efsanevi Albert Finney, flashback sahnelerinde filme bilgelik ve nostalji katarken; Tom Hollander, Max’in sadık dostu ve emlakçısı Charlie rolünde filmin komedi yükünü başarıyla sırtlıyor. Oyuncu kadrosu, editoryal bir titizlikle seçilmiş gibi, Fransa’nın o sıcak ve misafirperver ruhunu izleyiciye her saniyede hissettiriyor.
"Gladyatör"ün usta yönetmeni Ridley Scott, bu kez kılıçları ve kalkanları bir kenara bırakıp kamerasını doğanın, şarabın ve aşkın üzerine çeviriyor. Peter Mayle’ın aynı adlı romanından uyarlanan film, sinematografik açıdan bir görsel şölen sunuyor. Provence’ın altın sarısı ışığı ve yemyeşil bağları, izleyiciyi koltuğundan alıp bir tatil beldesine götürüyor. Filmin temposu, tıpkı iyi bir şarap gibi yavaş yavaş açılıyor ve sonuna gelindiğinde damakta harika bir tat bırakıyor. Komedi ve romantik unsurların dengeli dağılımı, filmi sadece bir "kendini bulma" hikâyesi olmaktan çıkarıp, yaşam kalitesine dair bir manifestoya dönüştürüyor.
Şehir hayatının kaosundan yorulmuş, "her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına yerleşme" hayali kuran herkes bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer ruhunuzu dinlendirecek, iç ısıtan ve estetik zevki yüksek bir dram arıyorsanız, İyi Bir Yıl en doğru tercih. Ailenizle veya sevdiğiniz kişiyle keyifli bir akşam geçirmek için izleyebileceğiniz en kaliteli platform filmi seçeneklerinden biri.
Film, modern dünyanın dayattığı "başarı" tanımını nazikçe sorguluyor. Russell Crowe’un o kaba ama zeki borsacı halinden, havuz başında şarap yudumlayan adama dönüşümü izlemesi çok keyifli. Filmdeki diyaloglar, hayata dair küçük dersler barındırırken; Fransa taşrasındaki o yavaş yaşamın güzelliği, izleyicide "yaşamak bu olmalı" hissi uyandırıyor. Müziklerinden mekan seçimlerine kadar her şey, ruhunuzun pasını silmek için tasarlanmış gibi.
Hırs vs. Huzur: Maddi kazanç peşinde koşarken kaçırılan hayatın manevi güzellikleri.
Kökler ve Nostalji: Çocukluk anılarının bir insanın karakterini nasıl gizlice şekillendirdiği.
Hayata İkinci Bir Şans: Hiçbir zaman yeni bir başlangıç için geç olmadığının kanıtı.
Yaşama Sanatı: İyi yemek, iyi şarap ve gerçek aşkın birleşimiyle gelen mutluluk.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...