

Santa

Jose

Ana

Reina

Amador

Lino

Ángela

Nata

Serguei

Samuel
Güneşli Pazartesiler, İspanya’nın kuzeyindeki bir liman kasabasında, tersanelerin kapanmasıyla işsiz kalan bir grup arkadaşın hikayesini merkezine alıyor. Film, büyük direnişlerin ve toplu eylemlerin ardından gelen o derin sessizliği, yani "ertesi günü" anlatır. Artık yapacak bir işleri, gidecek bir yerleri olmayan bu adamlar için her gün, güneşin altında boş boş oturup hayallere dalmak zorunda kaldıkları bir "pazartesi"ye dönüşmüştür.
Hikayenin odağında, sisteme olan öfkesini ve onurunu her ne pahasına olursa olsun korumaya çalışan Santa yer alır. Santa ve arkadaşları, yerel bir barda vakit geçirirken, bir yandan kaybolan umutlarını diğer yandan ise her geçen gün eriyen erkeklik ve otorite imajlarını onarmaya çalışırlar. Film, işsizliğin sadece bir gelir kaybı değil, aynı zamanda bir kimlik ve haysiyet kaybı olduğunu, güneşin ısıtmadığı o soğuk pazartesi sabahları üzerinden çarpıcı bir dille aktarıyor.
Filmin yükünü, dünya sinemasının dev isimlerinden Javier Bardem sırtlıyor. Santa karakterine hayat veren Bardem, hırçın, inatçı ama bir o kadar da kırılgan işçi tiplemesiyle kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. Bardem'in canlandırdığı Santa, sadece bir işsiz değil; sisteme, kadere ve hatta kendisine karşı bitmeyen bir isyanın temsilcisidir.
Luis Tosar, Jose rolüyle karısının gölgesinde kalmış, özgüveni zedelenmiş bir adamın sessiz çığlığını muazzam bir doğallıkla yansıtıyor. Jose'nin, karısının çalıştığı konserve fabrikasının önünde beklediği sahneler, editoryal bir derinlikle sınıfsal ve toplumsal rolleri sorgulatıyor. Yardımcı oyuncu kadrosunun geri kalanı da, bir barın masası etrafında toplanmış o kaybedenler kulübünü, izleyicide "gerçekten oradalarmış" hissi uyandıracak bir samimiyetle canlandırıyor.
Yönetmen Fernando León de Aranoa, bu Avrupa sineması örneğinde, ajitasyona hiç girmeden devasa bir hüzün yaratmayı başarıyor. Film, temposunu hayatın durma noktasına geldiği işsizlerin dünyasına göre ayarlıyor; ağır, düşünceli ama asla sıkıcı değil. Sinematografi, endüstriyel şehrin paslı ve gri dokusunu, karakterlerin iç dünyasındaki çoraklıkla harmanlıyor. Yönetmenlik, büyük olaylar anlatmak yerine, bir sokak lambasının kırılması veya bir iş görüşmesi gibi küçük anlar üzerinden devasa bir sistem eleştirisi sunuyor.
Sadece bir film değil, bir hayat kesiti izlemek isteyenler ve toplumsal gerçekçi sinemanın o dürüst dilini sevenler için bu yapım bir başyapıt niteliğinde. Sınıf mücadelesini, erkeklik krizlerini ve modern köleliği sorgulayan izleyiciler bu platform filmi seçeneğinde kendilerinden çok şey bulacaktır. Özellikle "bir şey yapmadan durmanın" ne kadar yorucu olduğunu bilenler bu filmi derinden hissedecektir.
Güneşli Pazartesiler, işsizliği sadece istatistiksel bir veri olmaktan çıkarıp kanlı canlı bir insana, bir babaya veya bir dosta dönüştürüyor. Santa’nın barda anlattığı o meşhur "Ağustos Böceği ve Karınca" hikayesi bile filmin neden izlenmesi gerektiğini kanıtlayan başlı başına bir felsefi manifesto. Hayata tutunmanın en zor olduğu anlarda bile mizahın ve dostluğun nasıl bir can yeleği olduğunu gösteren nadide yapımlardan biri.
Onur ve Haysiyet: İşsiz kalan bir insanın toplum ve ailesi karşısında dik durma çabası.
Sınıfsal Çöküş: Endüstriyel değişimin işçi sınıfı üzerindeki yıkıcı etkisi.
Erkeklik Rolleri: Eve ekmek getiremeyen erkeğin yaşadığı kimlik krizi.
Dostluk ve Dayanışma: Ortak bir kederin etrafında birleşen insanların birbirine tutunması.
Bu filmin yarattığı o hüzünlü ve gerçekçi atmosferi sevdiyseniz, Ken Loach’un I, Daniel Blake (Ben, Daniel Blake) veya bir diğer İspanyol draması olan Biutiful filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir işçi sınıfı mücadelesini anlatan The Full Monty de bu temanın daha mizahi bir versiyonu olarak listeye eklenebilir.
Film, İspanya'nın Oscar'ı olarak bilinen Goya Ödülleri'nde "En İyi Film", "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Erkek Oyuncu" dahil olmak üzere toplam 5 dalda ödül kazanmıştır.
Javier Bardem, Santa rolü için fiziksel olarak değişmiş, kilo almış ve karakterin o salaş görünümüne bürünmüştür.
Filmin çekildiği Gijón şehri, gerçekte de tersanelerin kapanmasıyla büyük bir sosyal kriz yaşayan bir bölgedir.
Film birebir tek bir olayı anlatmasa da, 90'lı yılların sonunda İspanya'nın kuzeyindeki tersanelerin özelleştirilmesi ve kapatılması sürecinde yaşanan gerçek toplumsal sancılardan esinlenmiştir.
Çünkü film, aksiyonun bittiği, mücadelenin kaybedildiği ve sadece "beklemenin" kaldığı o durgun süreci anlatmayı amaçlayan bir durum dramıdır.
Santa, sadece işsizliğine değil, kendisini bir kenara iten sisteme ve haksızlığa karşı duyduğu öfkeyi bu hırçınlığıyla dışa vurmaktadır; bu onun hayatta kalma biçimidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...