

Eyüp
Old Man
Hemme

Mevlüde

Ali Fevzi

Hikmet
Mehmet
Ramazan
Tomato Drying Worker
Tomato Drying Worker
Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri, Güneydoğu Anadolu’nun kavurucu sıcağında, küçük bir köyün monoton ama bir o kadar da gerilimli atmosferinde geçiyor. Hikâye, köyün huysuz ve pek de sevilmeyen figürü Hemme’nin ölüm haberiyle başlıyor. Ancak bu ölüm, alışıldık bir yas sürecinden ziyade, köylülerin kendi aralarındaki hesaplaşmaların, bastırılmış öfkelerin ve absürt olaylar silsilesinin fitilini ateşliyor. Film, tek bir günün dar zaman kalıbına sığdırılan, ancak etkisi yıllara sâri olan bir toplumsal panoramayı izleyiciye sunuyor.
Yönetmen Murat Fıratoğlu, taşranın o kendine has sessizliğini ve durağanlığını, karakterlerin iç dünyasındaki fırtınalarla dengeliyor. Bir borç meselesinden bir onur kavgasına, gündelik telaşlardan varoluşsal sancılara kadar geniş bir yelpazede gezinen senaryo, izleyiciyi adeta bozkırın ortasında bir gözlemciye dönüştürüyor. Hemme’nin gerçekten ölüp ölmediği ya da bu ölümün kimin işine yaradığı soruları arasında gidip gelen film, gerçekçiliği elden bırakmayan bir kara mizah tonu taşıyor.
Filmin kadrosunda yer alan isimler, karakterlerin doğallığını ve yerel dokusunu bozmadan son derece organik performanslar sergiliyor. Özellikle başrolü üstlenen ve aynı zamanda yönetmen koltuğunda oturan Murat Fıratoğlu, minimalist oyunculuğuyla taşra insanının o mahcup ama sert mizacını başarıyla yansıtıyor. Karakterlerin arasındaki diyaloglar, bir tiyatro sahnesinden ziyade, gerçek bir köy kahvesinden süzülüp gelmiş hissi veriyor.
Yan karakterlerin her biri, toplumun farklı bir kesimini ya da duygusunu temsil eden birer imge gibi işlenmiş. Oyuncuların şiveleri, jestleri ve sessiz kaldıkları anlardaki yüz ifadeleri, bu yerli film yapımını bir belgesel samimiyetine yaklaştırıyor. Performansların bu denli "yaşanmış" durması, filmin duygusal etkisini ve inandırıcılığını maksimize ediyor.
Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan ve "Jüri Özel Ödülü" ile dönen yapım, modern Türkiye sinemasının en özgün örneklerinden biri. Yönetmenlik dili, Nuri Bilge Ceylan sinemasını andıran uzun planlar ve derinlikli çerçeveler sunsa da, mizah kullanımı ve tempoyu ele alışı bakımından tamamen kendine has bir kulvar açıyor. Bozkırın sarı sıcak tonlarının hakim olduğu sinematografi, karakterlerin sıkışmışlık hissini görsel bir dille pekiştiriyor.
Sanat sinemasına ilgi duyan, taşra hikâyelerini ve karakter odaklı dramaları seven her izleyici için bu yapım bir hazine niteliğinde. Eğer "yavaş sinema" (slow cinema) estetiğini seviyor ve bir filmde olay örgüsünden ziyade atmosferin içinde kaybolmayı tercih ediyorsanız, bu dram filmi tam size göre. Yerel hikâyelerin evrensel bir dille nasıl anlatılabileceğini merak eden sinemaseverler ve festival filmi tutkunları bu eseri mutlaka listesine eklemeli.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, sinemanın sadece büyük aksiyonlar değil, küçük detaylar ve bakışlarla da nasıl devleşebileceğini görmek. Taşranın o tekinsiz ama bir o kadar da tanıdık dünyasını, klişelere düşmeden anlatmayı başaran yapım, izleyiciye bir filmden fazlasını; bir deneyim sunuyor. Minimalist yapısına rağmen alt metnindeki zenginlik, filmi bittikten sonra bile zihninizde tartmanıza neden oluyor.
Taşra Sıkıntısı: Coğrafyanın insan kaderi üzerindeki belirleyici ve bazen boğucu etkisi.
Absürtlük ve Ölüm: Yaşamın en ciddi gerçeği olan ölümün, gündelik hayatın sıradanlığı içindeki absürt yeri.
Sosyal Hiyerarşi: Küçük topluluklardaki güç dengeleri ve "öteki" kavramı.
Hesaplaşma: Söylenmemiş sözlerin ve ertelenmiş eylemlerin bir günün içine sığan patlaması.
Eğer bu filmin yarattığı atmosfer ilginizi çektiyse, Emin Alper imzalı Kurak Günler veya Nuri Bilge Ceylan klasiği olan Bir Zamanlar Anadolu'da filmleri sizin için doğru tercihler olacaktır. Taşra yaşamını ve insan doğasını benzer bir gerçekçilikle ele alan bu yapımlar, bu yerli film ile benzer tematik köprüler kuruyor. Ayrıca daha mizahi bir yerden bakan Ahlat Ağacı da izleme listesine dahil edilebilir.
Filmin yönetmeni Murat Fıratoğlu, aslında bir hukukçu ve sinema eğitimini kendi imkanlarıyla tamamlamış bir isim. Çekimler boyunca bölge halkıyla iç içe olunması ve doğal mekanların kullanımı, filme eşsiz bir doku kazandırmış. Ayrıca film, Venedik Film Festivali'nin Ufuklar (Orizzonti) bölümünde ödül alarak Türk sinemasının uluslararası arenadaki güncel başarısını bir kez daha kanıtlamıştır.
Film birebir bir gerçek olaya dayanmasa da, yönetmenin kendi gözlemlerinden, çocukluk anılarından ve Anadolu'daki gerçek insan hikâyelerinden damıtılarak oluşturulmuştur.
Aksiyon odaklı bir filmden ziyade atmosfer ve karakter odaklı bir film olduğu için sabırlı bir izleme gerektirir, ancak sunduğu mizahi derinlik izleyiciyi hikâyeye bağlamaktadır.
Çekimler, Anadolu'nun bozkır estetiğini ve yerel mimarisini en saf haliyle yansıtan Siverek civarındaki mekanlarda gerçekleştirilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...