

Leo Katsuragi

Ōtomo

Kase

Monica

Julie

Yasu

Chiachi

Wan

Fu

Miyuki
Film, Tokyo’nun ışıltılı ama tekinsiz arka sokaklarında, hayatları hiç beklenmedik bir şekilde kesişen iki gencin hikâyesini anlatıyor. Leo, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, yetenekli ama talihsiz bir boksördür. Monica ise geçmişin travmalarıyla boğuşan ve uyuşturucu batağına sürüklenmiş bir hayat kadınıdır.
Bu masum görünen ikili, kendilerini bir anda Yakuza, yozlaşmış polisler ve Çin mafyası arasında dönen büyük bir uyuşturucu kaçakçılığı şemasının tam ortasında bulurlar. Bir gece boyunca süren bu amansız takipte, Leo ve Monica hayatta kalmaya çalışırken aralarında saf bir bağ filizlenir. Takashi Miike; kılıçların, kurşunların ve kopan uzuvların havada uçuştuğu bu kaosu, absürt bir mizah ve dokunaklı bir aşk hikâyesiyle sarıp sarmalıyor.
Filmin kadrosu, Miike’nin karakteristik tarzını yansıtan enerjik bir ekipten oluşuyor:
Masataka Kubota (Leo): Genç boksör rolünde, karakterin içsel boşluğunu ve aniden bulduğu "koruma" amacını sessiz bir güçle yansıtıyor.
Sakurako Konishi (Monica): Sinemadaki ilk önemli rollerinden birinde, savunmasız ama dayanıklı Monica portresiyle filmin duygusal merkezini oluşturuyor.
Shota Sometani (Kase): Planları sürekli ters giden, hırslı ve bir o kadar da bahtsız Yakuza üyesi rolünde filmin kara mizah yükünü başarıyla sırtlıyor.
Nao Omori (Otomo): Yozlaşmış polis karakteriyle hikâyedeki gerilimi ve kaosu tetikleyen kilit isimlerden biri oluyor.
Takashi Miike, kariyerinin 100'den fazla filmlik geçmişine bir saygı duruşu niteliğinde olan bu filmle, en formda olduğu günlere geri dönüyor. Gerilim, aksiyon ve dram türlerinin bu kadar organik bir şekilde iç içe geçtiği çok az yapım vardır. Film, şiddeti estetik bir dansa dönüştürürken, aralara serpiştirdiği animasyon sekansları ve absürt olaylarla izleyiciyi sürekli şaşırtmayı başarıyor. Cannes Film Festivali'nde prömiyerini yapan yapım, Miike sinemasının "daha ulaşılamaz" ve "punk" ruhunu korurken, aynı zamanda geniş kitlelere hitap edebilecek bir duygusal derinlik sunuyor.
Uzak Doğu suç sinemasının o hırçın ve kuralsız yapısını sevenler için İlk Aşk bir ziyafettir. Eğer Quentin Tarantino’nun şiddet estetiğini veya Guy Ritchie’nin karmaşık suç ağlarını seviyorsanız, Miike’nin bu Japon usulü yorumuna bayılacaksınız. Sadece aksiyon değil, aynı zamanda yıkımın ortasında yeşeren naif bir aşk hikâyesi izlemek isteyenler için de oldukça tatmin edici bir yapım.
Film, türler arasında kusursuz bir cambazlık yapıyor. Bir saniye önce trajik bir dram izlerken, bir saniye sonra kendinizi absürt bir komedinin veya yüksek dozda adrenalin içeren bir takibin içinde bulabiliyorsunuz. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, bunca kan ve şiddetin ortasında "insan" kalabilen karakterlerin samimiyetidir. Ayrıca filmin temposu hiç düşmüyor; 108 dakikalık süre, Tokyo’nun neon ışıkları altında bir hız treni gibi akıp gidiyor.
Kader ve Rastlantı: Birbirinden tamamen kopuk hayatların, tek bir olayla bir yumak haline gelmesi.
Masumiyetin Korunması: Vahşi ve kirli bir dünyada, masum kalan iki ruhun birbirine tutunma çabası.
Yakuza Kültürü ve Çöküşü: Geleneksel suç örgütlerinin modern dünyadaki kaotik ve yer yer trajikomik halleri.
Ölümle Yüzleşme: Yaşamın anlamını, ölümü en yakından hissettiği anda bulma teması.
Bu tarz enerjik ve şiddet dolu Uzak Doğu yapımlarını sevdiyseniz, şu filmlere de bakmalısınız:
Oldboy: İntikam ve gizemin doruk noktası.
The Raid (Baskın): Saf aksiyon ve koreografi şöleni.
Ichi the Killer: Miike’nin çok daha sert ve kült olan bir diğer yapımı.
True Romance: Suçun ortasındaki saf aşk teması için batı sinemasından mükemmel bir örnek.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...