

Sir Humphrey Pengallan

Mary Yellan

James "Jem" Trehearne

Joss Merlyn

Patience Merlyn

Chadwick

Harry

Salvation

Thomas

Sir Humphrey's Groom Sam
19. yüzyılın başlarında, Cornwall’un tekinsiz kıyılarında geçen hikâye, öksüz kalan genç Mary’nin teyzesi Patience ve eniştesi Joss’un işlettiği "Jamaica Inn" adlı hana yerleşmesiyle başlar. Ancak bu han, yorgun yolcuların dinlendiği bir yer değil; gemileri kasıtlı olarak kayalıklara çarptırıp yağmalayan bir haydut çetesinin merkezidir.
Mary, eniştesinin bu acımasız çetenin lideri olduğunu keşfettiğinde hayatı tehlikeye girer. Kaçmaya çalışırken yerel sulh hakimi Sir Humphrey Pengallan’a sığınır. Ancak Mary'nin bilmediği korkunç bir gerçek vardır: Saygın bir aristokrat gibi görünen Pengallan, aslında yağmacı çetesinin arkasındaki asıl beyindir. Film, fırtınalı kıyılarda bir hayatta kalma mücadelesini konu alan sarsıcı bir platform filmi deneyimidir.
Charles Laughton, Sir Humphrey Pengallan rolünde kelimenin tam anlamıyla devleşiyor. Laughton’ın sergilediği kibirli, eksantrik ve yer yer ürkütücü performans, filmi sıradan bir macera öyküsünden çıkarıp bir karakter analizine dönüştürüyor. Maureen O'Hara, Mary rolünde sinema dünyasına adım attığı bu ilk büyük işinde, hem güzelliği hem de cesur tavırlarıyla Hitchcock’un en güçlü kadın kahramanlarından birini canlandırıyor.
Leslie Banks, hanın kaba saba ve korkutucu işletmecisi Joss rolünde oldukça inandırıcıyken; Robert Newton, çeteye sızmış gizli bir görevli olan Trehearne rolüyle hikâyeye aksiyon ve romantizm katıyor. Oyuncu kadrosu, Hitchcock’un titiz yönetimiyle fırtınalı bir atmosferde izleyiciyi sürekli diken üstünde tutmayı başarıyor.
Hitchcock, bu filmde gerilimden ziyade "gotik melankoli" ve "macera" unsurlarına odaklanmıştır. Filmin açılışındaki gemi kazası sahneleri, dönemine göre oldukça etkileyici bir görselliğe sahiptir. Yönetmen, Cornwall’un sarp kayalıklarını ve karanlık hanın koridorlarını karakterlerin iç dünyasındaki yozlaşmayı yansıtmak için birer araç olarak kullanır. Bu klasik film, Hitchcock’un Hollywood’a gitmeden hemen önce teknik becerilerini sergilediği son İngiliz yapımıdır.
Tarihi maceraları, korsan/yağmacı temalı hikâyeleri ve gotik edebiyat uyarlamalarını sevenler için bu yapım bir hazinedir. Hitchcock’un Daphne du Maurier ile olan ilk randevusunu merak eden sinefiller ve Charles Laughton’ın tiyatral oyunculuğundan keyif alan izleyiciler bu gerilim filmi örneğini mutlaka görmelidir. Klasik İngiliz atmosferini sevenler için de oldukça atmosferik bir seçenektir.
Jamaica Inn, Hitchcock’un daha sonra çekeceği Rebecca (1940) gibi psikolojik gerilimlerin görsel öncüsü niteliğindedir. Filmin çekimleri sırasında Hitchcock ve başrol oyuncusu Laughton arasında yaşanan yaratıcı çekişmeler, Sir Humphrey karakterinin sinema tarihindeki en tuhaf ve unutulmaz kötü adamlardan birine dönüşmesini sağlamıştır. Karanlık, fırtınalı ve adaletin kaybolduğu bir dünyada geçen bu öykü, yönetmenin "tehlikeli mekanlar" yaratma becerisini kanıtlar.
İkiyüzlülük: Toplumda saygı gören bir makam sahibinin arkasındaki canice yüz işlenir.
Masumiyetin Çatışması: Mary karakteri üzerinden, suç dünyasının ortasına düşen saf bir ruhun direnişi anlatılır.
Açgözlülük ve Yıkım: Mal ve mülk hırsının insanları nasıl canavarlaştırdığı vurgulanır.
Eğer bu filmin gotik havasını ve Daphne du Maurier tarzını sevdiyseniz, Hitchcock’un bir sonraki filmi olan ve Oscar kazanan Rebecca (1940) kesinlikle izlemeniz gereken bir psikolojik gerilim şaheseridir. Ayrıca kaçakçıların ve karanlık hanların dünyasına ilgi duyuyorsanız, Fritz Lang imzalı Moonfleet (1955) benzer bir macera ruhu sunar.
Hitchcock, bu filmi çekerken Charles Laughton’ın çekim takvimine uymak zorunda kaldığı için bazı sahneleri aceleyle tamamlamış olsa da, yapım o yıl İngiltere’de büyük bir gişe başarısı elde etmiştir. Maureen O'Hara, bu filmden sonra Hitchcock’un tavsiyesiyle Hollywood’a gitmiş ve bir efsaneye dönüşmüştür. Hitchcock bu filmde de geleneği bozar; filmin bir sahnesinde sokakta yürüyen bir adam olarak görünür (bazı kaynaklara göre cameosunu bu filmde yapmamış veya sahneleri kesilmiştir, ancak set ziyaretleri belgelidir).
Tam olarak değil; gemi azgınları (wreckers) adı verilen, gemileri karaya oturtup yağmalayan karadaki haydutları konu alır. Denizden ziyade kıyıdaki dehşeti anlatır.
Yönetmen, Charles Laughton’ın baskın oyunculuğu nedeniyle kendi kontrolünün azaldığını ve hikâyenin fazla tiyatral kaldığını düşünmüştür; ancak film bugün klasik bir gotik macera olarak kabul edilmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...