

Simon McNeal

Mary Florescu

Wyburd

Reg Fuller

Janie

Derek

Tollington
Janie's Mother
Simon's Father

Janie's Father
Clive Barker'dan Kan Kitabı, korku edebiyatının dahi ismi Clive Barker’ın aynı adlı ikonik serisinden uyarlanan, atmosferik ve kan dondurucu bir yapım. Paranormal olayları araştıran Dr. Mary Florescu, gizemli cinayetlerin işlendiği, "ruhların kavşağı" olarak bilinen metruk bir evi incelemeye karar verir. Mary, bu evdeki doğaüstü hareketliliği kanıtlamak için genç ve yakışıklı bir medyum olan Simon McNeal’dan yardım ister. Başlarda her şey bilimsel bir deney gibi görünse de, Simon’ın sakladığı sırlar evin karanlık enerjisini tetikler.
Evin duvarları arasında sıkışmış olan ölüler, kendi hikayelerini anlatmak için Simon’ın bedenini bir araç olarak seçerler. Ancak bu anlatı, kelimelerin kağıda dökülmesiyle değil, görünmez ellerin Simon’ın etine kazıdığı kanlı harflerle gerçekleşir. Mary, arzuladığı akademik başarıya ulaşmak ile Simon’ın yaşadığı bu vahşet dolu dönüşüm arasında sıkışırken, izleyici kendini ölümden sonraki hayatın o kadar da sessiz olmadığını kanıtlayan bir kabusun içinde bulur. Film, korkunun sadece karanlıkta değil, bizzat insan bedeninin sınırlarında olduğunu gösteren bir gerilim şöleni sunuyor.
Filmin başrolünde Dr. Mary Florescu rolüyle izlediğimiz Sophie Ward, karakterinin soğukkanlı akademik hırsı ile yaşadığı dehşet arasındaki dengeyi başarıyla kuruyor. Ward, bir kadının bilime olan tutkusunun nasıl saplantılı bir arzuya dönüşebileceğini gözlerindeki o hırslı parıltıyla yansıtırken, filmin duygusal ağırlığını başarıyla sırtlıyor.
Simon McNeal karakterine hayat veren Jonas Armstrong ise filmin asıl yükünü taşıyan isim. Armstrong, karakterin başlangıçtaki gizemli havasından, finaldeki o acı verici fiziksel ve ruhsal çöküşüne kadar olan süreci son derece inandırıcı bir performansla sergiliyor. Oyuncunun makyaj efektleriyle desteklenen sahnelerdeki fiziksel acıyı yansıtma biçimi, izleyicinin yerinde huzursuzca kıpırdanmasına neden oluyor. Yardımcı rollerde yer alan figürler ise Barker evreninin o tekinsiz ve gotik havasını tamamlayan birer parça olarak kurguda yerlerini alıyorlar.
Yönetmen John Harrison, Clive Barker’ın kendine has "bedensel korku" (body horror) ve gotik estetiğini sinemaya aktarırken oldukça cesur bir dil kullanmış. Filmin sanat yönetimi, sahneleri adeta birer karanlık tablo gibi işleyerek izleyiciyi tekinsiz bir ambiyansın içine hapsediyor. 100 dakikalık süresi boyunca tempo, gizemden vahşete doğru ivme kazanan bir grafik çiziyor. Senaryo, sadece bir hayalet hikayesi anlatmakla yetinmiyor; sevgi, hırs ve acı arasındaki bağı sorgulayan felsefi bir alt metin de sunuyor. Barker hayranlarının aşina olduğu o "kanlı şiirsellik" filmde başarıyla korunmuş.
Bu yapım, her şeyden önce Clive Barker evrenine ve korku edebiyatına ilgi duyan sadık hayran kitlesi için vazgeçilmez bir eser. Eğer klasik hayalet hikayelerinden sıkıldıysanız ve daha sert, bedensel deformasyon odaklı ve karanlık bir atmosfer arıyorsanız bu film tam size göre. Doğaüstü olayların fiziksel acıyla harmanlandığı hikayeleri seven ve psikolojik gerilim unsurlarını estetik bir dehşetle izlemek isteyen sinemaseverler bu filme mutlaka şans vermeli.
Film, korkuyu sadece bir anlık sıçratma (jump scare) öğesi olarak değil, kalıcı bir huzursuzluk ve görsel bir şölen olarak sunuyor. İnsanın hikaye anlatma tutkusunun ne kadar ileri gidebileceğini ve ölülerin dünyasının ne kadar gürültülü olabileceğini etkileyici bir metaforla anlatıyor. Özellikle makyaj efektlerinin ve pratik efektlerin başarısı, günümüzün dijitalleşmiş korku filmleri arasında bu yapımı çok daha sahici ve sarsıcı bir noktaya konumlandırıyor.
Hikaye Anlatıcılığı: Ölülerin unutulmamak için verdikleri kanlı ve zorunlu çaba.
Akademik Hırs ve Saplantı: Gerçeği bulma arzusunun ahlaki değerlerin önüne geçmesi.
Bedensel Acı: Ruhsal çekişmelerin ve hikayelerin fiziksel bir bedel olarak vücuda kazınması.
Aşk ve İhanet: Sevginin bazen en karanlık sırları örtmek için bir maske olarak kullanılması.
Clive Barker’ın yarattığı o karanlık ve grotesk dünyayı sevdiyseniz, türün kültleşmiş örneği olan Hellraiser serisini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca bedensel korku ve psikolojik yıkım temaları için Cronenberg filmleri veya yine bir Barker uyarlaması olan Candyman (Şeker Adam) bu filmle benzer bir damara sahiptir. Gizemli bir evde geçen daha modern ve karanlık bir antoloji arayanlar için ise 2020 yapımı Books of Blood (Kan Kitapları) alternatif bir bakış sunabilir.
Film, Clive Barker’ın "Book of Blood" serisinin başlangıç ve bitiş hikayelerini temel alarak kurgulanmıştır. Barker, filmin yapım aşamasında yönetmenle yakın çalışarak evrenin ruhunun korunmasını sağlamıştır. Simon karakterinin vücuduna kazınan yazılar için kullanılan makyaj teknikleri saatler süren detaylı bir çalışma gerektirmiştir. Film, vizyona girdiği dönemde özellikle fantastik ve korku festivallerinde görsel başarısı ve Barker’ın edebi dilini sinemaya aktarma biçimiyle olumlu eleştiriler almıştır.
Simon'ın bedenine kazınan yazılar, aslında huzur bulamamış ölülerin dünyada yarım kalmış, anlatılmayı bekleyen korkunç ve hüzünlü hikayeleridir.
Barker'ın tarzına uygun olarak film, yoğun bedensel korku ve kanlı sahneler içermektedir; bu nedenle hassas izleyiciler ve çocuklar için uygun değildir.
Clive Barker oyuncu olarak yer almasa da, filmin yapımcılarından biridir ve senaryonun kendi eserine sadık kalması için projeye öncülük etmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...