

Egemen

Gülseren

Umay

-
-

-

-

-

-
-
Egemen, otuzlu yaşlarının ortasında, bir reklam ajansında çalışan ve dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayat süren genç bir adamdır. Ancak bu sıradanlık, evinin kapısından içeri girdiği an yerini ağır bir kasvete bırakır. Egemen, çocukluğundan beri annesi Gülseren ile birlikte yaşamaktadır. Gülseren, dış dünyaya kapılarını tamamen kapatmış, geçmişteki travmalarının gölgesinde yaşayan ve oğlunu adeta kendisine hapsetmiş bir kadındır.
Annesinin bitmek bilmeyen hayalleri, sanrıları ve üzerinde kurduğu duygusal baskı, Egemen’in hayatını yaşanmaz bir hale getirir. İş yerinde aşık olduğu kadına açılma çabası ve özgürleşme arzusu, eve döndüğünde annesinin yarattığı karanlık sarmala takılır. Gülseren’in geçmişte yaşadığı ve sır gibi saklanan olaylar gün yüzüne çıktıkça, ev sadece bir barınak değil, her iki karakter için de bir hapishaneye dönüşür. Film, insanın en yakınından bile gelebilecek olan psikolojik şiddeti ve karanlığı en çıplak haliyle gözler önüne seriyor.
Meral Çetinkaya, Gülseren rolünde sergilediği performansla sinema tarihimizin en etkileyici ve korkutucu anne figürlerinden birine hayat veriyor. Karakterin akıl sağlığı ile gerçeklik arasındaki gidiş gelişlerini, o tekinsiz bakışlarını ve oğluna olan marazi tutkusunu olağanüstü bir ustalıkla yansıtıyor. Erdem Akakçe ise annesinin gölgesinde ezilen, özgürlüğü için çırpınan ama her seferinde daha derine batan Egemen rolünde oldukça doğal ve dokunaklı bir oyunculuk sergiliyor.
Kadronun bir diğer önemli ismi olan Rıza Akın, hikâyeye dahil olduğu an itibarıyla gerilimi artıran bir unsur haline geliyor. Oyuncuların bu kadar kapalı bir mekanda, diyalogların ve jestlerin gücüyle yarattıkları atmosfer, filmin editoryal kalitesini zirveye taşıyor.
Yönetmen Çağan Irmak, bu filminde alışık olduğumuz duygusal ve sıcak aile hikâyelerinin tam aksine, izleyiciyi rahatsız eden ve yüzleşmekten korktuğu gerçeklerle baş başa bırakan bir dille karşımıza çıkıyor. Tek mekanda geçen hikâye, ışık ve gölge oyunlarıyla bir gerilim filmine dönüşürken, senaryodaki derinlik toplumsal travmaların bireyler üzerindeki etkisini sorgulatıyor. Irmak, bu yapımıyla insanın içindeki karanlığın, en güvenli yer sandığımız evlerde bile nasıl büyüyebileceğini kanıtlıyor.
İnsan psikolojisinin karanlık dehlizlerine inmeyi seven, ağır tempolu ama derinlikli dramlardan hoşlanan izleyiciler bu yapımı kaçırmamalı. Eğer yerli filmler içerisinde sadece ağlatmayı değil, aynı zamanda ruhsal bir sarsıntı yaratmayı hedefleyen eserlere ilgi duyuyorsanız bu film sizin için ideal. Aile içi şiddetin ve psikolojik baskının işlendiği gerilim filmleri meraklıları için de oldukça nitelikli bir seçenek sunuyor.
Meral Çetinkaya’nın oyunculuk dersi niteliğindeki performansı ve Çağan Irmak sinemasının en cesur, en karanlık örneği olduğu için izlenmeli. Film, izleyiciye bir hikâye anlatmanın ötesinde, karakterlerin boğucu dünyasına hapsederek empati yapmaya zorluyor. Geçmişin aslında hiçbir zaman geçmediğini ve peşimizden bir hayalet gibi geldiğini anlatan bu çarpıcı yapım, modern Türk sinemasının en özgün dramlarından biridir.
Anne ve Oğul Bağı: Şefkatin yerini alan saplantılı ve yıkıcı bir aidiyet duygusu.
Geçmişin Travmaları: Çocuklukta yaşanan acıların yetişkinlikteki hayatı nasıl bir hapishaneye çevirdiği.
İzolasyon: Toplumdan ve gerçeklikten kopuşun getirdiği ruhsal çöküş.
Bu filmin yarattığı klostrofobik ve psikolojik gerilimi sevdiyseniz, bir diğer sarsıcı anne-oğul dramı olan Korkuyorum Anne veya toplumsal baskıyı odağına alan Yazı Tura gibi yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca benzer bir atmosfer için Zeki Demirkubuz’un Kader gibi karakterlerin çıkışsızlığına odaklanan yerli filmler listesine yönelebilirsiniz.
Film, Çağan Irmak’ın kariyerinde "Babam ve Oğlum" gibi duygusal zirvelerden sonra yaptığı en sert ve karanlık dönüş olarak kabul edilir.
Çekimlerin neredeyse tamamı aynı evin içinde gerçekleştirilerek karakterlerin hapsolmuşluk hissi izleyiciye geçirilmeye çalışılmıştır.
Meral Çetinkaya, bu filmdeki rolüyle pek çok prestijli festivalden En İyi Kadın Oyuncu ödülü ile dönmüştür.
Film belirli bir vakadan ziyade, toplumun derinliklerinde yaşanan gizli travmaların ve aile içi psikolojik şiddetin genel bir yansıması olarak kurgulanmıştır.
Filmde tıbbi bir teşhis konulmasa da Gülseren'in ağır bir şizofreni sarmalı içinde olduğu ve geçmişteki tecavüz travmasıyla baş edemediği görülmektedir.
Hayır, film işlediği ağır psikolojik şiddet ve travmatik temalar nedeniyle çocuk izleyiciler için uygun değildir ve yetişkin kitleye hitap eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...