

Christian

Satine

Toulouse-Lautrec

Harold Zidler

The Duke

The Doctor

The Unconscious Argentinean

Satie

Marie

Nini Legs in the Air
1899 yılının bohem Paris’inde, genç ve idealist İngiliz şair Christian, Montmartre’ın yaratıcı karmaşasına dahil olur. Tesadüf eseri tanıştığı sanatçı grubuyla birlikte, dönemin en ünlü kabaresi Moulin Rouge için bir oyun yazmaya başlar. Ancak kalbi, kabarenin parlayan yıldızı ve şehrin en arzulanan kurtizanı Satine’e düştüğünde hayatı geri dönülmez bir şekilde değişir. Christian ve Satine arasında filizlenen bu gizli aşk, hem Satine’in kariyer planları hem de kabareyi ele geçirmek isteyen kıskanç bir Dük’ün varlığıyla sınanacaktır.
Film, "hakikat, güzellik, özgürlük ve her şeyden önemlisi aşk" mottosuyla ilerlerken; izleyiciyi trajik bir sona doğru sürükleyen görkemli bir karnavalın içine çeker. Modern pop şarkılarının dönemin ruhuna uygun olarak yeniden yorumlandığı bu evrende, Christian ve Satine’in hikayesi sadece bir romantizm değil, aynı zamanda sanatın ve tutkunun ölümsüzlüğüne dair bir manifesto niteliği taşır.
Nicole Kidman, "Parlayan Elmas" Satine rolünde kariyerinin en ikonik performanslarından birini sergiliyor. Hem kırılgan bir kadını hem de göz alıcı bir şovu aynı bedende buluşturan Kidman, güçlü sesiyle de izleyiciyi büyülüyor. Ewan McGregor ise Christian karakterinde, aşkın saflığını ve yıkıcılığını büyük bir tutkuyla yansıtıyor; McGregor'un vokal yeteneği filme samimi bir derinlik katıyor.
Jim Broadbent, kabarenin sahibi Harold Zidlee rolünde hikayenin kaotik ve eğlenceli enerjisini dengelerken; Richard Roxburgh, kötü kalpli Dük rolüyle gerilimi tırmandırıyor. John Leguizamo ise ünlü ressam Toulouse-Lautrec karakterine hayat vererek, Paris’in bohem ruhunu ve sanatsal bakış açısını hikayeye enjekte ediyor.
Yönetmen Baz Luhrmann, kendine has "kırmızı perde" üçlemesinin bu son halkasında, sinemada görselliğin sınırlarını zorluyor. Hızlı kurgu, doygun renkler ve anakronik müzik kullanımıyla müzikal film türüne yepyeni bir soluk getiren yapım, bir sirk estetiği ile opera dramatiğini birleştiriyor. 2000'li yılların başında müzikal türünün yeniden canlanmasını sağlayan en önemli eserlerden biri olan film, Catherine Martin’in Oscar ödüllü kostüm ve dekor tasarımlarıyla her karesinde bir tabloyu andırıyor. Luhrmann’ın bu post-modern yaklaşımı, izleyiciyi duygusal olarak yoran ama bir o kadar da tatmin eden benzersiz bir deneyim sunuyor.
Renkli dünyalardan, yüksek enerjili dans sahnelerinden ve kalp kıran aşk hikayelerinden hoşlananlar için bu film kaçırılmaması gereken bir klasiktir. Modern popüler kültürün klasik dram ile harmanlandığı yapımları seven izleyiciler ile görsel tasarım ve sanat yönetimine önem veren romantik film tutkunları, Moulin Rouge! dünyasında kendilerini kaybedeceklerdir.
Bu yapım, müziğin bir hikaye anlatma aracı olarak ne kadar güçlü olabileceğini kanıtlıyor. Elton John, Madonna, David Bowie ve Queen gibi isimlerin şarkılarının hikayenin içine bu denli organik bir şekilde yedirilmiş olması tek başına bile büyük bir başarıdır. Film, izleyiciye bir taraftan neşe ve adrenalin pompalarken, diğer taraftan en derin kederi hissettirmeyi başarıyor. Sinema tarihinin en estetik ve en duygusal başarı hikayesi ve trajedi sentezlerinden biri olması, onu mutlaka izlenmesi gereken yapımlar arasına sokuyor.
Bohem Değerler: Hakikat, güzellik, özgürlük ve sevgi kavramlarının hayatın merkezine konması.
İmkansız Aşk: Sınıfsal engeller ve kişisel seçimler arasında sıkışan bir tutkunun yakıcılığı.
Sanatın Gücü: Sanatın, hayattaki acıları ve trajedileri ölümsüz bir güzelliğe dönüştürme yetisi.
Sınıf Ayrımı: 19. yüzyıl Paris’inde zenginlik ve yoksulluk arasındaki keskin uçurum.
Eğer Baz Luhrmann’ın bu enerjik tarzını sevdiyseniz, yönetmenin bir diğer başyapıtı olan Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby) filmine mutlaka şans vermelisiniz. Ayrıca müzikal atmosferi ve hüzünlü hikayesiyle La La Land veya tiyatral anlatımıyla dikkat çeken Chicago gibi yapımlar da benzer filmler listesinin başında yer alır.
Nicole Kidman, filmin çekimleri sırasında dans provaları yaparken kaburga kemiğini kırmış, bu durum çekimlerin bir süre aksamasına neden olmuştur.
Filmde kullanılan "Satine’in Kolyesi", o döneme kadar sinema tarihi için üretilen en pahalı mücevherdi ve yaklaşık 1308 adet pırlantadan oluşuyordu.
Ewan McGregor ve Nicole Kidman, filmdeki tüm şarkıları profesyonel dublör kullanmadan bizzat kendileri seslendirmişlerdir.
Film, 2001 yılında Cannes Film Festivali’nin açılış filmi olarak seçilmiştir.
Filmde yer alan şarkıların büyük bir kısmı (Come What May hariç) modern pop ve rock şarkılarının 1900'lerin ruhuna göre yeniden düzenlenmiş versiyonlarıdır.
Evet, Moulin Rouge Paris'te bulunan ve halen faaliyet gösteren dünyaca ünlü tarihi bir kabaredir; ancak filmdeki olaylar ve karakterler kurgusaldır.
Film, 74. Akademi Ödülleri'nde En İyi Sanat Yönetimi ve En İyi Kostüm Tasarımı dallarında olmak üzere 2 Oscar ödülü kazanmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...