

Lorraine Warren

Ed Warren

Janet Hodgson

Peggy Hodgson

Margaret Hodgson

Billy Hodgson

Johnny Hodgson

Judy Warren

Demon Nun

Maurice Grosse
Ed ve Lorraine Warren çifti, Amityville vakasının yarattığı ruhsal yorgunluğu üzerlerinden atamadan, kendilerini Atlas Okyanusu’nun öteki ucunda, Londra’nın Enfield semtinde bulurlar. Dört çocuk annesi Peggy Hodgson, evlerinde açıklanamaz olayların yaşandığını ve özellikle küçük kızı Janet’ın karanlık bir varlık tarafından hedef alındığını iddia etmektedir. Warrenlar, bu vakanın bir çocuk şakası mı yoksa gerçek bir iblis mi olduğunu çözmek için kilise tarafından görevlendirilir.
Hava her zamankinden daha gri, evin koridorları ise her zamankinden daha dardır. Janet’ın yaşlı bir adamın sesiyle konuşmaya başlaması ve eşyaların havada uçuşması, durumu sıradan bir hayalet vakasından çıkarıp bir inanç savaşına dönüştürür. Lorraine, kendi rüyalarında gördüğü rahibe suretindeki korkunç iblis Valak ile bu evdeki olaylar arasında bir bağ olduğunu fark ettiğinde, mücadele sadece Hodgson ailesini kurtarmak için değil, kendi hayatlarını da korumak için verilen bir yarışa dönüşür.
Patrick Wilson ve Vera Farmiga, Ed ve Lorraine Warren rolleriyle serinin duygusal omurgasını oluşturmaya devam ediyorlar. Farmiga’nın Lorraine karakterine kattığı o kırılgan ama sarsılmaz manevi güç, filmin en tekinsiz anlarında bile izleyiciye bir dayanak noktası sunuyor. Wilson ise Ed rolünde, sadece bir demonolog değil, aynı zamanda ailesini ve başkalarını korumaya yeminli bir koruyucu portresi çiziyor.
Filmin asıl yükünü sırtlayan isim ise genç oyuncu Madison Wolfe. Janet Hodgson rolünde sergilediği performans, bir çocuğun masumiyeti ile içine sızan karanlığın yarattığı ikiliği o kadar başarılı yansıtıyor ki, izleyici Janet için gerçekten endişe duymaya başlıyor. Ayrıca "The Crooked Man" (Eğri Adam) ve "Valak" gibi figürlerin yarattığı görsel dehşet, oyuncuların tepkileriyle birleşerek sinema tarihine geçecek sahneler yaratıyor.
James Wan, türün kurallarını ne kadar iyi bildiğini bu devam filminde bir kez daha kanıtlıyor. Wan, sadece ani korku sahneleriyle (jump-scare) yetinmeyip, gerilimi zamana yayarak izleyicinin klostrofobik bir atmosferde boğulmasını sağlıyor. Filmin prodüksiyon tasarımı, 70’lerin Londra’sını tüm kasvetiyle yansıtırken, müzikler sahnelerin etkisini iki katına çıkarıyor. Korku filmi janrında nadir görülen bir başarıyla, ilk filmin üzerine koyarak devam eden yapım, duygusal derinliğiyle de fark yaratıyor.
Paranormal olaylara ilgi duyanlar, yaşanmış hikâyelerden uyarlanan dramatik yapımları sevenler ve atmosferik gerilimin doruklarına çıkmak isteyen izleyiciler bu filmi kesinlikle kaçırmamalıdır. Eğer inanç, aile bağları ve doğaüstü varlıkların kesiştiği gerilim filmleri ilginizi çekiyorsa, Warren çiftinin bu macerası tam size göre.
Bu film, sadece bir korku hikâyesi değil; aynı zamanda sinematografik açıdan mükemmel planlanmış bir görsellik sunuyor. Özellikle Valak karakterinin (Rahibe) tanıtıldığı sahneler, modern korku sinemasının en ikonik anlarından biri olarak kabul ediliyor. Klasik perili ev temasını alıp, onu bir iblisin kişisel saldırısına dönüştüren senaryo, izleyiciyi her an tetikte tutmayı başarıyor.
İnanç ve Şüphe: Doğaüstü olaylara inanmak isteyenlerle, her şeye mantıklı bir açıklama arayanlar arasındaki çatışma.
Kurban Edilen Masumiyet: Bir çocuğun, karanlık güçler tarafından bir kanal olarak kullanılması.
İlahi Koruma: Sevginin ve inancın, en karanlık iblisleri bile alt edebilecek yegâne güç olduğu fikri.
Bu yapımın yarattığı dinsel ve paranormal gerilimi sevdiyseniz, serinin diğer halkası olan The Nun (2018) veya türün atası sayılan kült film The Exorcist (1973) ilginizi çekebilir. Ayrıca James Wan'ın bir diğer başarılı serisi olan Insidious (2010), benzer bir atmosferik korku sunan başarılı gerilim filmleri arasındadır.
Enfield vakası, tarihteki en çok belgelenmiş paranormal olaylardan biri olarak kabul edilir; gerçek olayda da Janet’ın ses kayıtları ve havada asılı kaldığı iddia edilen fotoğraflar mevcuttur. Çekimler başlamadan önce set, bir rahip tarafından kutsanmıştır. Ayrıca, "The Crooked Man" karakteri o kadar gerçeküstü görünüyordu ki, pek çok izleyici onun tamamen bilgisayar efekti (CGI) olduğunu sandı; oysa karakter, Javier Botet adlı oyuncunun fiziksel yetenekleri ve pratik makyajla canlandırılmıştı.
Film, 1977-1979 yılları arasında İngiltere'de yaşandığı iddia edilen gerçek bir paranormal vakaya dayanmaktadır. O dönemde medya ve araştırmacılar bu evi uzun süre gözlem altında tutmuştur.
Gerçek Lorraine Warren, evinde kendisini takip eden "girdap gibi karanlık bir varlık" hissettiğini söylemiştir. James Wan, bu hissi görselleştirmek için "Rahibe" figürünü tasarlamıştır.
Ed Warren'ın aileye moral vermek için "Can't Help Falling in Love" şarkısını söylediği sahne, karanlığın ortasında ailenin birliğini ve umudu simgelemek için yönetmen tarafından özellikle eklenmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...