

Frank Walton

Zoe McConnell

Niko

Clay

Eva

President Dalley

Mr. Wallace

Lawyer

Fireman

Burned Figure
The Lazarus Effect, modern bilimin en kadim sorusuna odaklanıyor: Ölümden sonra ne var ve geri dönmek mümkün mü? Frank ve nişanlısı Zoe liderliğindeki bir grup hırslı araştırmacı, "Lazarus" adını verdikleri bir serum üzerinde çalışmaktadır. Temel amaçları, yaşamını yitiren hastaları yeniden hayata döndürerek tıp dünyasında devrim yapmaktır. Deneyleri sırasında bir köpeği başarıyla hayata döndürdüklerinde, zafer sarhoşluğuyla projenin etik sınırlarını göz ardı etmeye başlarlar.
Ancak laboratuvarda yaşanan trajik bir kaza sonucu Zoe elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeder. Büyük bir yıkım yaşayan Frank, etik değerleri hiçe sayarak henüz test aşamasında olan serumu Zoe üzerinde kullanmaya karar verir. Zoe hayata döner, ancak dönen kişi Frank’in tanıdığı kadın değildir. Ölümün kapısından dönen Zoe, beyninin tam kapasitesini kullanmaya başlarken, beraberinde karanlık ve durdurulamaz telekinetik güçler getirmiştir. Laboratuvar, çok geçmeden hayatta kalmaya çalışan ekip üyeleri için klostrofobik bir av sahasına dönüşür.
Filmin merkezinde, dramatik performansıyla dikkat çeken Olivia Wilde yer alıyor. Wilde, canlandırdığı Zoe karakterinin hem rasyonel bilim insanı halini hem de dirildikten sonraki tekinsiz ve ürkütücü değişimini başarıyla yansıtıyor. Frank rolünde izlediğimiz Mark Duplass, tutkusuyla etik değerlerini kaybeden bir adamın çaresizliğini etkileyici bir şekilde sunuyor.
Kadroda ayrıca American Horror Story serisinden tanıdığımız Evan Peters ve Atlanta ile yıldızı parlayan Donald Glover yer alıyor. Peters ve Glover, ekibin teknik ve rasyonel yanını temsil ederken; Sarah rolündeki Sarah Bolger, izleyicinin laboratuvarda yaşanan dehşeti ilk elden hissettiği karakter olarak öne çıkıyor. Genç ve yetenekli kadro, kısıtlı bir mekanda geçen bu korku filmi atmosferine gerekli gerilimi ve derinliği katmayı başarıyor.
Yönetmen David Gelb, belgesel kökenli bir sinemacı olmanın getirdiği titizlikle, filmin ilk yarısında bilimsel terminolojiyi ve laboratuvar atmosferini oldukça inandırıcı kurguluyor. Film, tipik bir "canavar" hikayesinden ziyade, beynin gizemleri ve evrimsel sıçrama üzerine bir alt metin barındırıyor. Klostrofobik dar alan çekimleri ve loş ışık kullanımı, gerilimi filmin sonuna kadar tırmandırıyor. Her ne kadar türün klasik klişelerinden yer yer faydalansa da, ölümden dönüş temasını biyolojik bir perspektifle ele alması yapımı benzerlerinden ayırıyor.
Bilim kurgu ile korku türünün harmanlandığı yapımlardan hoşlanan ve "beyin kapasitesinin %100'ünü kullanma" teorisine ilgi duyanlar bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer gerilim filmleri kategorisinde, kapalı mekanda geçen ve psikolojik baskısı yüksek hikayeleri seviyorsanız The Lazarus Effect sizi tatmin edecektir. Ayrıca tıp etiği ve bilimin sınırları üzerine düşünmeyi seven sinemaseverler için de ilgi çekici bir seyirlik sunuyor.
The Lazarus Effect, "Tanrı'yı oynamaya çalışmanın" bedellerini sert bir dille anlatan, modern bir Frankenstein hikayesi olarak nitelendirilebilir. Film, sadece anlık korku unsurlarına dayanmıyor; aynı zamanda ölüm anında beynin neler yaşadığına dair merak uyandırıcı bir senaryo sunuyor. Olivia Wilde’ın tekinsiz performansı ve ekibin arasındaki dinamikler, filmi sıradan bir macera filmi olmaktan çıkarıp, izleyicinin zihninde sorular bırakan bir deneyime dönüştürüyor.
Tıp Etiği: Bilimsel ilerleme uğruna doğa kanunlarına müdahale etmenin sonuçları.
Beynin Gizemleri: İnsan beyninin açılmamış kapılarının ve tam kapasite kullanımının yaratabileceği tehlikeler.
Ölüm ve Ötesi: İnanç ve bilim arasındaki çatışma; ölümden dönen birinin ruhunu orada bırakıp bırakmadığı sorusu.
Kibir: İnsanın kendi yarattığı teknoloji veya buluş karşısında aciz kalması.
Bu filmin temasını ve atmosferini sevdiyseniz, tıp öğrencilerinin benzer deneyler yaptığı bir klasik olan Flatliners (Çizgi Ötesi) filmini kesinlikle listenize eklemelisiniz. Beyin kapasitesi ve evrimsel güçler üzerine daha aksiyon odaklı bir yapım arıyorsanız Lucy harika bir alternatif olabilir. Ayrıca laboratuvar ortamında ters giden deneyleri konu alan Splice (Deney) de benzer bir huzursuzluk hissi uyandıracaktır.
Filmin çekimleri, laboratuvar atmosferini daha gerçekçi kılmak adına kısıtlı bir sürede ve kapalı setlerde gerçekleştirilmiştir.
Olivia Wilde, çekimler sırasında korkutucu görünmek için dijital efektlerden ziyade protez makyaj ve yoğun fiziksel oyunculuktan destek almıştır.
Filmin adı, İncil'de öldükten sonra İsa tarafından diriltilen Lazarus karakterine bir göndermedir.
Yapımcılığını, düşük bütçeli ama başarılı korku filmleriyle tanınan Jason Blum (Blumhouse Productions) üstlenmiştir.
Serum tamamen kurgusal olsa da, filmde bahsedilen ölüm anındaki beyin aktiviteleri ve dimetiltriptamin (DMT) salgılanması gibi unsurlar gerçek bilimsel tartışmalardan ilham almıştır.
Hayır, film yoğun gerilim, ani korku unsurları ve bazı rahatsız edici sahneler içerdiği için bir aile filmi kategorisinde değildir. Daha çok genç yetişkinler ve korku türü hayranları için uygundur.
Filmin finali oldukça ucu açık ve karanlık bir atmosferle biter, bu da potansiyel bir devam hikayesine kapı aralasa da şu an için resmi bir devam yapımı bulunmamaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...