

Grace Margaret Mulligan

Timothy

Wilhelm

Grace's Father

Thomas

Mam

Mr. Robinsson

Bertie

Edward

Bingo
Hikâye, 1933 yılının Alabama’sında geçer. Dogville’den ayrılan Grace, babası ve onun korumalarıyla birlikte güneye doğru seyahat ederken "Manderlay" adında bir malikaneye rastlar. Burada dehşet verici bir gerçekle karşılaşır: Köleliğin kaldırılmasının üzerinden yetmiş yıl geçmesine rağmen, bu çiftlikte siyahiler hâlâ beyaz sahiplerinin altında köle olarak çalıştırılmaktadır.
Adalet duygusuyla dolup taşan Grace, silah zoruyla bu düzeni yıkar ve çiftlik sahibini etkisiz hale getirerek siyahileri "özgürleştirir". Ancak Grace için asıl mücadele şimdi başlamaktadır. Onlara demokrasiyi öğretmeye, kendi kendilerini yönetmelerini sağlamaya kararlıdır. Fakat von Trier’in karanlık dehası burada devreye girer: Grace’in dışarıdan dayattığı bu "iyilik" ve özgürlük projesi, beklenmedik karmaşalara, ahlaki çelişkilere ve trajik sonuçlara yol açar. Film, özgürlüğün sadece bir zinciri kırmak mı, yoksa bir sorumluluk yüklenmek mi olduğu sorusunu acımasızca sorar.
Üçlemenin ilk filminde Nicole Kidman’ın canlandırdığı Grace karakterini bu kez Bryce Dallas Howard devralıyor. Howard, karakterin naif idealizmini ve bu idealizmin altında yatan gizli kibri muazzam bir başarıyla yansıtıyor. Grace’in babası rolünde Willem Dafoe, otoriter ve gerçekçi duruşuyla kızının hayalperestliğine editoryal bir kontrast oluşturuyor.
Filmin en kilit performanslarından biri, siyahi kölelerin lideri konumundaki Wilhelm karakterine hayat veren Danny Glover’dan geliyor. Glover, tecrübesi ve sakinliğiyle, özgürlük ve güvenlik arasındaki o gri alanı izleyiciye hissettiriyor. Kadrodaki diğer oyuncular, von Trier’in o meşhur minimalist setinde sadece sesleri ve jestleriyle devasa bir toplumsal dramın parçalarını tamamlıyorlar.
Lars von Trier, Manderlay’de de dekoru olmayan, sadece zemindeki tebeşir çizgileri ve asgari düzeyde eşyayla kurgulanmış tiyatral stüdyo atmosferini kullanıyor. Bu minimalist tercih, izleyicinin dikkatini sadece hikâyeye ve karakterlerin ahlaki ikilemlerine odaklıyor. Film, sadece Amerikan tarihine değil, Batı’nın "demokrasi ihraç etme" çabalarına ve ırkçılığın derindeki psikolojik köklerine dair zehirli bir taşlama niteliğinde. Görüntü yönetimi ve dış ses (John Hurt), yapımı bir roman okuyormuşçasına derinlikli bir sanat filmi deneyimine dönüştürüyor.
Siyasi felsefeye ilgi duyan, toplumsal mühendislik kavramını sorgulayan ve von Trier’in alışılmışın dışındaki sinema diline aşina olanlar için bu film bir zorunluluktur. Eğer Dogville sizi etkilediyse, bu devam niteliğindeki yapım hikâyenin felsefi boyutunu daha da derinleştirecektir. Irkçılık, sömürgecilik ve "beyaz kurtarıcı" kompleksi üzerine kafa yoran her bilinçli izleyici için sarsıcı bir dram vaat ediyor.
Filmi izlemek için en büyük sebep, von Trier’in "iyi niyetin cehenneme giden taşları nasıl döşediğini" gösterme biçimidir. Demokrasinin sadece bir oy verme işlemi olmadığını, kültürel ve ekonomik temelleri olmadan sunulan özgürlüğün nasıl bir kaosa dönüşebileceğini görmek bugün bile son derece günceldir. Ayrıca Bryce Dallas Howard’ın kariyerindeki en cesur performanslardan birini görmek adına izlenmeye değer.
Özgürlük Paradoksu: Hazır olmayan birine verilen özgürlüğün bir başka hapishaneye dönüşmesi.
Beyaz Kurtarıcı Kompleksi: Grace üzerinden, iyi niyetli görünen üstünlük taslama halinin eleştirisi.
Demokrasi ve Otorite: Bir toplumun dışarıdan müdahaleyle nasıl (yönetilemediğinin) analizi.
Bu filmin stilize anlatımını sevdiyseniz, üçlemenin ilk filmi olan Dogville’i mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca ırkçılık ve toplumsal dinamikler üzerine benzer sertlikte ama daha gerçekçi bir dille ilerleyen 12 Yıllık Esaret veya von Trier’in diğer kışkırtıcı işlerinden Antichrist bu bağımsız sinema listesinde ilginizi çekebilir.
Film, çekildiği dönemde bazı tartışmalı sahneleri (özellikle bir eşeğin kesilme sahnesi -ki daha sonra filmden çıkarılmıştır-) nedeniyle hayvan hakları örgütlerinin tepkisini çekmişti.
Jenerik akarken çalan David Bowie’nin "Young Americans" şarkısı eşliğinde gösterilen fotoğraflar, filmin anlattığı hikâyenin gerçek dünyadaki ırkçılık ve yoksulluk yansımalarını tokat gibi yüze çarpar.
Von Trier’in bu üçlemeyi tamamlayacak olan üçüncü filmi "Washington" henüz çekilmemiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...