
Animasyon, Komedi, Dram

Mary (voice)

Max (voice)

Narrator (voice)

Damien (voice)

Young Mary (voice)

Vera Lorraine Dinkle (voice)

Homeless Man (voice)

Harvey Krumpet / Ken / Len Hislop (voice)
Bus Stop Mother / Kissing Woman (voice)

911 Operator / Ambulance Voice / Derisive Observer (voice)
Sekiz yaşındaki Mary Dinkle, Avustralya’nın ücra bir köşesinde, ilgisiz bir baba ve alkolik bir anne ile yaşayan, alnındaki doğum lekesi yüzünden dışlanan yalnız bir kız çocuğudur. Bir gün rehber rehberinden rastgele seçtiği bir isme, New York’ta yaşayan Max Jerry Horovitz’e mektup yazmaya karar verir. Max ise 44 yaşında, sosyal ilişkilerde zorlanan, Asperger sendromuna sahip ve dünyayı kendi karmaşık kurallarıyla anlamlandırmaya çalışan bir adamdır.
Bu beklenmedik mektup arkadaşlığı, kıtalar arası bir bağın temellerini atar. Yıllar geçtikçe Mary büyür, Max ise yaşlanır; ancak birbirlerine gönderdikleri mektuplar, her ikisinin de hayattaki en büyük dayanağı haline gelir. Mektuplar; çikolatalar, yalnızlık, anksiyete, aşk ve hayatın acımasız gerçekleri üzerine samimi birer döküme dönüşür. Film, iki dışlanmış ruhun birbirini bulma hikâyesini anlatırken, dostluğun sadece fiziksel varlık değil, derin bir anlayış meselesi olduğunu vurgulayan, izleyicinin kalbine dokunan bir yolculuk sunuyor.
Filmin en büyük gücü, karakterlerine ruh veren seslendirme kadrosunda yatıyor. Max karakterine hayat veren Philip Seymour Hoffman, karakterin mekanik konuşma tarzının altındaki derin hüzün ve naifliği muazzam bir yetenekle yansıtıyor. Mary’nin yetişkinliğini seslendiren Toni Collette, karakterin hayat boyu süren travmalarını ve büyüme sancılarını sesindeki kırılganlıkla izleyiciye hissettiriyor.
Genç Mary rolünde Bethany Whitmore, çocuksu merakı ve masumiyeti çok doğal bir yerden sunarken; filmin anlatıcısı olan Barry Humphries, hikâyeye bir masal ama bir o kadar da gerçekçi bir atmosfer katıyor. Bu güçlü ses performansları, karakterlerin kil modellemeleriyle birleşerek izleyicide derin bir empati duygusu uyandırıyor.
Yönetmen Adam Elliot, "claymation" (kil animasyon) tekniğini kullanarak yarattığı bu evrende, renk paletini bilinçli bir şekilde kısıtlı tutmuştur. Avustralya’nın sepya tonları ile New York’un gri ve kasvetli havası, karakterlerin iç dünyasındaki yalnızlığı görselleştirir. Film, bir animasyon olmasına rağmen işlediği temalar bakımından oldukça olgun ve sarsıcıdır. Kara mizahın en saf haliyle harmanlanan anlatı dili, izleyiciyi aynı anda hem güldürüp hem de derinden yaralayabilen nadir yapımlardan biridir.
Yalnızlık, mental sağlık ve toplumsal uyumsuzluk gibi temaları derinlemesine işleyen hikâyelerden hoşlanan yetişkinler için bu yapım bir başyapıttır. Eğer alışılmışın dışında, görsel dili özgün ve duygusal dürüstlüğü yüksek bir animasyon arıyorsanız Mary ve Max tam size göre. Hayatın trajikomik yönlerini keşfetmekten keyif alan ve "farklı" olmanın getirdiği zorlukları anlamaya çalışan her sinemasever bu kült film deneyimini mutlaka yaşamalıdır.
Bu film, kusursuzluk üzerine kurulu modern dünyanın aksine, "kusurların" güzelliğini ve kabul edilmesini anlattığı için izlenmeli. Max’in mektuplarında dile getirdiği felsefi çıkarımlar ve Mary’nin dünyayı anlama çabası, izleyiciye kendi hayatına dair de birçok soru sorduruyor. İnsan bağlarının ne kadar güçlü olabileceğini kanıtlayan final sahnesiyle hafızalara kazınan yapım, sadece bir film değil, adeta bir empati okuludur.
Yalnızlık ve Aidiyet: Modern dünyada bireyin kendini bir yere ait hissetme arayışı.
Zihinsel Sağlık: Asperger sendromu ve anksiyete gibi konuların samimi ve gerçekçi bir dille ele alınması.
Kusurları Kabul Etmek: İnsanın kendi zayıflıklarıyla barışmasının, mutlu olmanın anahtarı olduğu gerçeği.
Mary ve Max'in melankolik ve özgün atmosferini sevdiyseniz, yine stop-motion tekniğiyle çekilen ve bir çocuğun gözünden hayatı anlatan Kabakçığın Hayatı (My Life as a Zucchini) ilginizi çekebilir. Benzer bir hüzünlü ve sanatsal ton için Charlie Kaufman imzalı Anomalisa veya bir dostluk hikâyesini minimalist bir dille işleyen The Eight Mountains (Sekiz Dağ) harika alternatiflerdir.
Film, yönetmen Adam Elliot’ın gerçek hayatta 20 yılı aşkın süredir mektuplaştığı bir arkadaşından esinlenilerek senaryolaştırılmıştır.
Çekim süreci 57 haftadan fazla sürmüş, filmde kullanılan tüm setler ve karakterler tamamen el yapımı kil modellerden oluşmuştur.
Filmde Mary'nin dünyası kahverengi/sepya tonlarındayken, Max'in New York'u tamamen gri tonlardadır; tek ortak renkleri ise birbirlerine gönderdikleri nesnelerdeki kırmızı dokunuşlardır.
Evet, yönetmen Adam Elliot bu hikâyeyi New York’ta yaşayan, Asperger sendromlu mektup arkadaşı ile olan gerçek ilişkisinden yola çıkarak kurgulamıştır. Bu gerçeklik payı, filmin duygusal etkisini artıran en önemli unsurdur.
Max’in dünyayı anlamlandırmak için yazdığı kurallar, Asperger sendromuna sahip bireylerin sosyal ipuçlarını anlama zorluğunu yansıtan kurgusal ama gerçeğe dayanan detaylardır.
Hayır, her ne kadar animasyon olsa da Mary ve Max; intihar, alkolizm, yalnızlık ve mental hastalıklar gibi ağır konuları işlediği için çocuklardan ziyade yetişkin izleyicilere yönelik bir yapımdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...