

Betty Elms / Diane Selwyn

Rita / Camilla Rhodes

Adam

Coco

Joe

Detective McKnight

Vincenzo Castigliane

Luigi Castigliane

Dan

Detective Domgaard
Mulholland Çıkmazı, Hollywood’da yıldız olma hayalleri kuran saf ve neşeli Betty Elms’in Los Angeles’a gelmesiyle başlar. Teyzesinin dairesine yerleşen Betty, orada hafızasını kaybetmiş, gizemli bir kadınla karşılaşır. Kendisine Rita adını veren bu kadın, Mulholland Drive’da geçirdiği feci bir trafik kazasından sağ kurtulmuş ancak kim olduğuna dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Betty, bu gizemli kadına yardım etmeye karar verir ve ikili, Rita’nın çantasından çıkan yüklü miktarda para ile mavi bir anahtarın izini sürmeye başlar.
Bu arayış, onları Hollywood’un parıltılı stüdyolarından tekinsiz gece kulüplerine ve terk edilmiş apartman dairelerine sürükler. Ancak hikâye ilerledikçe gerçeklik algısı kırılmaya, zaman ve mekân bükülmeye başlar. Betty ve Rita’nın kimlikleri, bir rüya ile kabus arasındaki ince çizgide erirken, izleyici kendini çözülmesi imkansız görünen devasa bir yapbozun içinde bulur.
David Lynch, bu filmde doğrusal bir anlatımı reddederek bilinçaltının dilini kullanır. Bir tarafta hırslı bir yönetmenin filmine müdahale eden karanlık güçler, diğer tarafta ise her şeyin sessizliğe büründüğü "Silencio" kulübü vardır. Film, bir noktadan sonra her şeyin göründüğü gibi olmadığını ve tüm bu yaşananların dev bir illüzyon olabileceğini fısıldamaya başlar.
Naomi Watts, Betty ve Diane rollerindeki çift katmanlı performansıyla kariyerinin zirvesine çıkar. Bir sahnede aşırı saf ve heyecanlıyken, bir diğer sahnede derin bir yıkım ve kıskançlık içinde olan karakterini muazzam bir yetenekle sergiler. Watts, Hollywood’un acımasız çarkları arasında ezilen bir kadının ruh halini en çıplak haliyle yansıtır.
Laura Elena Harring, Rita (veya Camilla) rolünde klasik kara film (film noir) kadınlarının gizemini ve cazibesini başarıyla taşır. Hafızasız bir kadının savunmasızlığını ve ardından gelen güç değişimini etkileyici bir sessizlikle sunar. Justin Theroux ise sisteme boyun eğmek zorunda kalan yönetmen Adam Kesher karakteriyle filme modern bir hiciv katarken, performansıyla bu kaotik dünyaya ayak uydurur.
David Lynch, bu eseriyle izleyiciye bir hikâye anlatmak yerine bir "deneyim" yaşatmayı hedefler. Filmin temposu, bir rüyanın akışkanlığına sahiptir; bazen çok yavaş ve huzurlu, bazen ise aniden ortaya çıkan grotesk bir korku öğesiyle sarsıcıdır. Yönetmenlik başarısı, her karesine yerleştirilen ipuçları ve atmosferik derinlikle birleşince ortaya defalarca izlenmesi gereken bir kült film çıkar. Angelo Badalamenti’nin hipnotik müzikleri, filmin tekinsiz havasını her saniye canlı tutarak izleyiciyi ekran başına kilitler.
Zihni zorlayan, cevabı hazır sunulmayan ve sembollerle örülü hikâyeleri seven sinemaseverler için bu film bir zorunluluktur. Psikolojik gerilim ve gizem türünün en uç noktalarını merak eden, rüya mantığıyla ilerleyen sürrealist anlatımlara açık olan izleyici kitlesi için vazgeçilmez bir eserdir. Eğer filmin sonunda "Az önce ne izledim?" sorusunu sorup üzerine saatlerce düşünmekten keyif alıyorsanız, bu yolculuğa çıkmalısınız.
Mulholland Çıkmazı, sinema tarihinin en büyük bilmecelerinden biri olarak kabul edilir. Sadece bir suç veya gizem filmi değil, aynı zamanda Hollywood’un "hayal fabrikası"na yönelik en sert ve sanatsal eleştirilerden biridir. Renk paleti, çekim açıları ve karakter değişimleriyle sinematografik bir ders niteliğindedir. İzleyicinin kendi çıkarımlarını yapmasına izin veren yapısı, onu her izleyişte yeni bir keşfe dönüştürür.
Kimlik Karmaşası: Kişinin kendi benliği ile hayal ettiği benlik arasındaki çatışma.
Hollywood İllüzyonu: Başarı hırsının yarattığı yıkım ve endüstrinin acımasızlığı.
Bilinçaltı ve Rüyalar: Gerçekliğin bastırılan duygular tarafından manipüle edilmesi.
Kıskançlık ve Arzu: Karşılıksız aşkın ve hırsın insan ruhunu nasıl karanlığa sürüklediği.
Bu filmin yarattığı gerçeküstü havayı sevdiyseniz, yine David Lynch imzalı Kayıp Otoban (Lost Highway) sizin için doğru adres olacaktır. Kimliklerin iç içe geçtiği ve rüya atmosferinin hakim olduğu Düşman (Enemy) veya Bergman’ın efsanevi Persona filmi de benzer temaları işleyen yapımlardır. Ayrıca, gerçeklik algısıyla oynayan Siyah Kuğu (Black Swan) da psikolojik derinliğiyle listeye eklenebilir.
Film aslında bir dizi projesi olarak çekilmeye başlanmış, pilot bölümü beğenilmeyince Lynch tarafından ek sahneler çekilerek sinema filmine dönüştürülmüştür.
David Lynch, filmin DVD kutusuna hikâyeyi çözmeye yardımcı olacak "10 İpucu" eklemiş ancak hiçbir zaman kesin bir açıklama yapmamıştır.
Naomi Watts, bu filmdeki seçmelere katıldığında neredeyse oyunculuğu bırakmak üzereydi; film onun kariyerinde büyük bir kırılma noktası oldu.
Filmin en meşhur sahnelerinden olan Winkie’s Restoran sahnesi, pek çok izleyici tarafından sinema tarihinin en gergin sahnelerinden biri olarak kabul edilir.
Mavi kutu ve anahtar, genellikle rüya dünyasından gerçekliğe geçişin bir sembolü veya bastırılmış bir sırrın açığa çıkması olarak yorumlanır. Kutunun açılması, illüzyonun sona ermesini simgeler.
Kovboy, Lynch evreninde genellikle kaderi veya yöneten gücü temsil eden metaforik bir karakterdir. Diane’in zihnindeki bir uyarıcı veya vicdan azabının bir yansıması olarak da okunabilir.
Bu sahne, tüm filmin ana fikrini özetler: Her şey bir kayıttır, her şey bir illüzyondur. Duyduğumuz ve gördüğümüz şeyler aslında orada değildir; tıpkı sinemanın kendisi gibi.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...