
Romantik, Dram, Müzik

Francine Evans

Jimmy Doyle

Tony Harwell

Paul Wilson

Bernice Bennett

Nicky

Palm Club Owner

Horace Morris

Artie Kirks

Cecil Powell
1945 yılında, savaşın sona erdiği "V-J Day" kutlamaları sırasında ordu bando takımı saksafoncusu Jimmy Doyle, güzel ve yetenekli şarkıcı Francine Evans ile tanışır. İkilinin arasındaki çekim, sadece romantik bir bağdan ibaret değildir; her ikisi de müzik dünyasında zirveye çıkma arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Jimmy’nin agresif ve hırslı yapısı ile Francine’in yükselen yıldızı, zamanla ilişkilerini bir rekabet alanına dönüştürür.
Caz müziğin yükseldiği bir dönemde, büyük orkestralardan gece kulüplerine uzanan bu yolculukta evlenirler ve bir çocukları olur. Ancak sanatçı egoları ve kariyer hedefleri, evliliklerinin önündeki en büyük engel haline gelir. Film, birbirini seven ama bir arada yaşayamayan iki tutkulu insanın hikâyesini, klasik Hollywood müzikalleri tarzında ama modern bir sertlikle anlatıyor. New York, New York, başarının bedelini sorgulayan epik bir müzikal dram örneğidir.
Filmin başrolünde, saksafoncu Jimmy Doyle karakterine hayat veren Robert De Niro yer alıyor. De Niro, karakterin narsist, öngörülemez ve tutkulu doğasını "metot oyunculuğu" ile muazzam bir seviyeye taşımıştır. Rolü için gerçekten saksafon çalmayı öğrenen aktör, karakterin her bir notasındaki hırsı izleyiciye hissettiriyor.
Francine Evans rolünde ise müzikal sinemanın efsane ismi Liza Minnelli büyüleyici bir performans sergiliyor. Minnelli, sadece sesiyle değil, karakterinin dramatik dönüşümüyle de filmin duygusal ağırlığını omuzluyor. De Niro ile Minnelli arasındaki gergin ama tutkulu kimya, filmi sıradan bir aşk hikâyesinden öteye taşıyor. Kadronun bu devasa gücü, yapımı Martin Scorsese filmografisinde özel bir kült film konumuna yerleştiriyor.
Usta yönetmen Martin Scorsese, bu filmde 1940'ların ve 50'lerin yapay stüdyo estetiğine dayalı klasik Hollywood müzikallerine bir saygı duruşunda bulunuyor. Ancak yönetmen, bu parlak ve renkli görselliğin içine kendi imzası olan karanlık, gerçekçi ve sert karakter analizlerini yerleştiriyor. Devasa setler, canlı renkler ve stilize edilmiş New York sokakları, karakterlerin içsel karmaşasıyla tezat oluşturuyor.
Görüntü yönetimi ve sanat tasarımı, izleyiciyi savaş sonrası Amerika'nın nostaljik havasına sokarken, senaryo "mutlu sonlu müzikal" klişelerini yıkarak sarsıcı bir dürüstlük sunuyor. Filmle aynı adı taşıyan ve Frank Sinatra ile efsaneleşen "New York, New York" şarkısı aslında ilk kez bu film için bestelenmiştir. Yapım, görsel bir ihtişam ile ruhsal bir çöküşü aynı potada eriten benzersiz bir sanat filmi deneyimidir.
Caz müziğine hayran olanlar, klasik Hollywood müzikallerinin estetiğini sevenler ve Robert De Niro ile Martin Scorsese ortaklığının farklı bir yönünü görmek isteyenler bu filmi kaçırmamalıdır. Eğer büyük hayallerin peşinden koşarken yaşanan hayal kırıklıklarını anlatan derinlikli dramlardan hoşlanıyorsanız, bu yapım sizi etkileyecektir. Müzik ve sinemanın iç içe geçtiği festival filmleri tadındaki anlatımları sevenler için de ideal bir seçim.
Bu film, sinema tarihinin en ikonik şarkılarından biri olan "New York, New York"un doğuş hikâyesine tanıklık etmek için izlenmelidir. Scorsese'nin yönetmenlik dehasının teknik sınırlarını (set tasarımları ve ışık kullanımı) nasıl zorladığını görmek büyüleyicidir. Ayrıca Robert De Niro'nun alışılmışın dışındaki "romantik ama sorunlu adam" performansı ve Liza Minnelli’nin muazzam sahne enerjisi için bile izlenmeye değer.
Kariyer ve Aşk Dengesi: Sanatçı kimliğinin özel hayat üzerindeki yıkıcı etkisi.
Ego ve Rekabet: Aynı mesleği yapan iki insanın başarı hırsının aralarındaki bağı zayıflatması.
Nostalji ve Gerçekçilik: Eski Hollywood’un pırıltılı dünyası ile hayatın sert gerçeklerinin çatışması.
Bağımsızlık: Bir kadının kendi yetenekleriyle var olma çabası.
Bu görkemli ve hüzünlü müzikal atmosferi sevdiyseniz, şu önerilerimizi değerlendirebilirsiniz:
Bir Yıldız Doğuyor (A Star Is Born): Şöhret basamaklarını tırmanan bir kadın ve düşüşe geçen bir adamın sarsıcı hikâyesi.
La La Land: Hayaller ve aşk arasında seçim yapmak zorunda kalan bir çifti anlatan modern bir başyapıt.
Cabaret: Liza Minnelli’nin başrolde olduğu, müzik ve toplumsal değişimin iç içe geçtiği bir başka klasik.
Robert De Niro, Jimmy karakteri için Georgie Auld'dan ders alarak saksafon çalmayı profesyonel düzeye yakın bir şekilde öğrenmiştir.
Filmin orijinal kurgusu 4 saatin üzerindeydi ancak yapımcıların isteği üzerine sinema gösterimi için önemli ölçüde kısaltıldı.
Filmin finalinde çalınan meşhur şarkı, Liza Minnelli'nin sesinden sonra Frank Sinatra tarafından coverlanmış ve dünya çapında bir marş haline gelmiştir.
Scorsese, filmin duygusal yoğunluğu ve yapım sürecindeki zorluklar nedeniyle çekimler sırasında büyük bir ruhsal baskı altında kalmıştır.
Hayır, film kurgusal bir hikâyedir; ancak 1940'ların müzik dünyasındaki gerçekçi zorlukları ve büyük caz orkestralarının dönemini başarıyla yansıtır.
De Niro, parmak hareketlerini ve nefes tekniğini mükemmel şekilde öğrenmiştir; ancak filmdeki saksafon sesleri profesyonel bir müzisyen (Georgie Auld) tarafından kaydedilmiştir.
Scorsese klasiği olarak film, izleyiciyi şaşırtan, karakterlerin kendi yollarını seçtiği gerçekçi ve buruk bir sonla biter.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...