
Dram, Komedi

Socorro
Siddartha
Esperanza

Jorge

Lucía

Candiani

-
-

-

-
Hiç Bir Yere Gitmiyoruz, Meksika tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan 1968 Tlatelolco Katliamı'nın gölgesinde yaşayan 67 yaşındaki Socorro’nun hikayesini odağına alıyor. Emekli bir avukat olan Socorro, katliam sırasında kaybettiği erkek kardeşinin yasını tutmak yerine, onu öldüren askerin kimliğini bulmayı hayatının tek gayesi haline getirmiştir. On yıllar geçse de sönmeyen bu intikam ateşi, karakterin şimdiki zamanını bir hapishaneye çevirir.
Bu saplantılı arayış, Socorro’nun oğlu Jorge ve kız kardeşi Esperanza ile olan bağlarını kopma noktasına getirir. Ancak elli yılın sonunda eline geçen somut bir ipucu, yaşlı kadını sonu belirsiz ve tehlikeli bir yolculuğa çıkarır. Film, bir intikam dramı olmanın ötesinde, geçmişin hayaletleriyle yaşamanın bir insanın sevdikleriyle kurduğu dünyayı nasıl yerle bir edebileceğini çarpıcı bir dille anlatıyor.
Filmin kalbinde, Meksika sinemasının devleşen ismi Luisa Huertas yer alıyor. Huertas, Socorro karakterinin hem sert hem de kırılgan yanlarını müthiş bir ustalıkla sergiliyor; adalet arayışının getirdiği yorgunluğu her bir jestinde hissettiriyor. Canlandırdığı karakterin içsel boşluğunu ve dinmeyen öfkesini izleyiciye geçirmedeki başarısı, filmin editoryal gücünü zirveye taşıyor.
Oğlu Jorge rolündeki José Alberto Patiño ve kız kardeşi rolündeki Gabriela Aguirre, Socorro’nun takıntısı karşısında çaresiz kalan aileyi büyük bir doğallıkla canlandırıyor. Oyuncular arasındaki gerilim ve sessizlikler, filmin duygusal ağırlığını dengeli bir şekilde paylaştırıyor.
Yönetmen Pierre Saint-Martin, ilk uzun metrajlı filminde siyah-beyaz sinematografiyi bir tercih değil, bir zorunluluk gibi kullanmış. Renklerin yokluğu, Socorro’nun dünyasındaki neşe eksikliğini ve geçmişin tozlu raflarında sıkışıp kalmışlığını simgeliyor. Film, şiirsel anlatımıyla tempoyu bilerek düşük tutarak, izleyicinin karakterin psikolojik derinliğine inmesine olanak sağlıyor.
Adalet arayışı ile ailevi sorumluluklar arasındaki o amansız çatışma, yönetmenin titiz kadrajlarıyla birleşince ortaya hem görsel hem de düşünsel bir şölen çıkıyor. 100 dakikalık bu siyah-beyaz film, Meksika’nın politik geçmişine kişisel bir pencereden bakmayı başarıyor.
Politik travmaların bireysel hayatlar üzerindeki etkisini merak edenler ve güçlü kadın performanslarına ilgi duyan sinemaseverler bu yapımı mutlaka izlemeli. Sanat sinemasından keyif alan, bağımsız sinema örneklerini takip eden ve adalet kavramını etik bir düzlemde sorgulamak isteyen izleyici kitlesi için oldukça doyurucu bir deneyim sunuyor.
Film, toplumsal bir katliamı büyük meydan sahneleriyle değil, bir evin içindeki sessiz yıkımla anlatması bakımından benzersizdir. Luisa Huertas’ın kariyerinin zirvesindeki performansı ve etkileyici görselliği, intikamın sadece karşı tarafa değil, insanın kendisine de nasıl zarar verdiğini görmek adına izlenmeye değer.
Geçmişle Hesaplaşma: Bitmek bilmeyen bir yas sürecinin ve faili meçhul cinayetlerin geride bıraktığı boşluk.
İntikam ve Adalet: Hukuki yolların tıkandığı noktada bireysel adaletin bir saplantıya dönüşmesi.
Aile Dinamikleri: Travmanın nesiller arası aktarımı ve bir annenin acısının çocuğuyla olan bağını nasıl zehirlediği.
Eğer bir kadının geçmişindeki sırların peşine düşmesini anlatan sert yapımları seviyorsanız, Denis Villeneuve imzalı Incendies (İçimdeki Yangın) filmini anımsayabilirsiniz. Ayrıca, siyah-beyaz estetiği ve politik arka planıyla Alfonso Cuarón’un Roma filmi de benzer bir görsel doku sunmaktadır.
Yönetmen Pierre Saint-Martin, bu projeyi hayata geçirirken Meksika'nın karanlık 1968 tarihine dair pek çok arşiv belgesinden yararlanmıştır. Film, renk paletinden arındırılarak izleyicinin tamamen duyguya ve karakterin yüzündeki derin çizgilere odaklanması hedeflenmiştir. 2024 yılında pek çok festivalde övgü toplayan yapım, Meksika sinemasının son yıllardaki en olgun eserlerinden biri kabul ediliyor.
2 Ekim 1968'de Meksika hükümetinin öğrenci ve sivil protestoculara yönelik gerçekleştirdiği, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği trajik bir olaydır; film bu olayın elli yıl sonrasındaki etkilerini işler.
Evet, film yönetmenin sanatsal tercihi doğrultusunda tamamen siyah-beyaz çekilmiştir; bu durum geçmişle bugün arasındaki kopukluğu vurgular.
Film bir polisiye kurgusundan ziyade psikolojik bir derinliğe sahiptir; Socorro’nun arayışındaki kritik ipucu hikayeyi sarsıcı bir sona doğru sürükler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...