

Trish

Daniel

CIA Man

Costa Rican Cop

Subteniente

Vice-Minister

Head of Costa Rican Border

American Magazine Editor

Border Bartender
La Señora
Nikaragua’nın siyasi gerilimle kaynadığı bir dönemde, pasaportu elinden alınmış ve ülkede mahsur kalmış Amerikalı bir gazeteci olan Trish, hayatta kalabilmek için her yolu denemektedir. Bir yandan hükümet baskısıyla uğraşırken diğer yandan ülkeden kaçış biletini aramaktadır. Bir otel barında tanıştığı, gizemli ve şık bir İngiliz iş adamı olan Daniel, Trish için hem bir kurtuluş umudu hem de yeni bir tehlikenin habercisi olur.
İkili arasında hızla gelişen cinsel çekim ve tutku, onları Orta Amerika’nın nemli, terli ve tekinsiz sokaklarında bir kaçış yolculuğuna sürükler. Ancak Daniel’ın göründüğü kadar masum olmadığı ve peşinde hem yerel güçlerin hem de uluslararası ajanların olduğu kısa sürede anlaşılır. Komplo teorileri ve ihanetlerin ortasında kalan çift, güneşin en tepede olduğu o yakıcı öğle vaktinde, yıldızları görebilecek kadar derin bir karanlığın içinde birbirlerine tutunmaya çalışırlar.
Filmin başrollerini son dönemin en dikkat çeken genç yıldızlarından Margaret Qualley ve Joe Alwyn paylaşıyor. Qualley, her an patlamaya hazır, çaresiz ama bir o kadar da dirençli Trish karakterinde nefes kesici bir performans sergiliyor. Oyuncunun bedensel dili, filmin o yapış yapış ve gergin atmosferini izleyiciye doğrudan aktarıyor.
Joe Alwyn ise gizemli Daniel rolünde, karakterinin altındaki o tekinsizliği ve zayıflığı başarıyla dengeliyor. İkilinin arasındaki kimya, filmin anlatmak istediği "çaresizlikten doğan tutku" temasını besleyen en güçlü unsur. Ayrıca Benny Safdie’nin canlandırdığı CIA ajanı karakteri, hikayeye politik bir ağırlık ve tedirginlik katıyor.
Usta yönetmen Claire Denis, Denis Johnson’ın romanını sinemaya uyarlarken alışılagelmiş bir casusluk gerilimi yerine, son derece duyusal ve atmosferik bir anlatı tercih ediyor. Öğle Güneşinde Yıldızlar, hızıyla değil, yarattığı o yoğun, terli ve yavaş ilerleyen klostrofobik atmosferle izleyiciyi esir alıyor. 2022 Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül’ü (Grand Prix) kazanan yapım, politik bir arka planın önünde insani arzuların ve çürümenin nasıl el ele yürüdüğünü ustalıkla gösteriyor.
Atmosfer odaklı sinemayı seven, hikayenin aksiyondan ziyade karakterlerin ruh halleri üzerinden ilerlemesini tercih eden izleyiciler bu filme bayılacaktır. Eğer politik belirsizliklerin içindeki tutkulu ve karanlık aşk hikayelerini, yani editoryal bir dille işlenmiş nitelikli dram filmi örneklerini seviyorsanız, bu yapım tam size göre. Claire Denis’nin o kendine has, duyulara hitap eden yönetmenlik tarzını takip eden sinefiller için ise yılın en önemli işlerinden biri.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, sinemanın sadece bir hikaye anlatma aracı değil, aynı zamanda bir duygu ve atmosfer yaratma sanatı olduğunu kanıtlamasıdır. Film, Orta Amerika’nın o bunaltıcı sıcağını ve belirsizliğini odanıza kadar taşıyor. Ayrıca Margaret Qualley’nin kariyer zirvelerinden biri olan performansı ve Tindersticks grubunun hazırladığı o hipnotize edici müzikler için bile bu yapım izlenmeyi hak ediyor.
Yabancılaşma ve Mahsur Kalma: Bilmediği bir coğrafyada, sistemin dişlileri arasında ezilen bireyin çaresizliği.
Tutku ve Kaçış: Gerçek dünyadan ve tehlikeden kaçmak için sığınılan bedensel arzular.
Politik Yozlaşma: Devletlerin ve istihbarat örgütlerinin yerel halk ve bireyler üzerindeki görünmez baskısı.
Güven ve İhanet: Hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığı bir ortamda sevgiye duyulan açlık.
Egzotik mekanlarda geçen politik ve romantik gerilimlerden hoşlanıyorsanız, yine bir kaçış hikayesi olan The Year of Living Dangerously veya atmosferik yapısıyla dikkat çeken In the Mood for Love tarzı yapımlar ilginizi çekebilir. Eğer modern ve karanlık bir romantik film arayışındaysanız, Claire Denis’nin diğer işlerine de mutlaka göz atmalısınız.
Film, aslında Robert Pattinson ve Margaret Qualley ile çekilecekti ancak pandemi nedeniyle yaşanan ertelemeler sonucu Pattinson kadrodan ayrılmak zorunda kalmış ve rol Joe Alwyn’e geçmiştir. Çekimlerin Panama’da gerçekleştirilmesi, hikayenin Nikaragua’daki o otantik ve ham dokusunu korumasını sağlamıştır. Claire Denis, bu filmle Cannes’da kazandığı ödülle, günümüz sinemasının en önemli auteur yönetmenlerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Film, 1980’lerde geçen orijinal romanın aksine, pandemi döneminin ve modern teknolojinin izlerini taşıyan günümüze yakın bir tarihte geçmektedir.
Hayır, film bir aksiyon filminden ziyade karakterlerin psikolojisine ve içinde bulundukları tehlikeli atmosferin duygusal yüküne odaklanan bir dram-gerilimdir.
Daniel’ın kimliği film boyunca gizemini korur; ancak onun sadece bir petrol şirketi çalışanı olmadığı, çok daha derin politik ağların bir parçası olduğu hissettirilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...