
Suç, Dram

Ed Crane

Doris Crane

Frank

Big Dave Brewster

Ann Nirdlinger Brewster

Creighton Tolliver

Birdy Abundas

Walter Abundas

Freddy Riedenschneider

Officer Persky
Ed Crane, Santa Rosa’da küçük bir berber dükkanında çalışan, az konuşan ve hayatı sadece uzaktan izleyen bir adamdır. Karısı Doris’in, çalıştığı mağazanın müdürü "Big Dave" ile bir ilişkisi olduğundan şüphelendiğinde, bu durumu bir fırsata dönüştürmeye karar verir. Amacı, Doris’in patronuna isimsiz bir mektupla şantaj yaparak, yeni gelişen "kuru temizleme" işine girmek için ihtiyaç duyduğu parayı elde etmektir.
Ancak Ed’in kurduğu bu soğukkanlı plan, beklenmedik şiddet olaylarını ve bir dizi trajik hatayı beraberinde getirir. Ed, her ne kadar olayların merkezinde olsa da, çevresindeki dünya tarafından fark edilmemeye devam eder. Film, suçun doğasını, kaderin kaçınılmazlığını ve bir insanın kendi hayatındaki "yokluğunu" siyah-beyaz bir estetikle, varoluşçu bir perspektiften işliyor.
Billy Bob Thornton, Ed Crane rolünde kariyerinin en rafine performanslarından birini sergiliyor. Sürekli ağzında asılı duran sigarası, donuk bakışları ve minimal mimikleriyle, iç dünyasında fırtınalar kopan ama dışarıya buz kesmiş bir adamı muazzam bir derinlikle canlandırıyor. Frances McDormand, sert ve huzursuz Doris karakterinde her zamanki gibi kusursuz bir iş çıkarırken; James Gandolfini, "Big Dave" rolüyle gücün ve zayıflığın kırılgan dengesini yansıtıyor.
Scarlett Johansson, Ed’in hayatındaki tek masumiyet kırıntısı olan genç piyanist Birdy rolünde, karakterin melankolik yanını besleyen bir performans sunuyor. Tony Shalhoub ise hızlı konuşan, kibirli savunma avukatı Freddy Riedenschneider karakteriyle filme absürt bir mizah ve dinamizm katıyor.
Coen Kardeşler, bu filmle kara film (film noir) türüne duydukları hayranlığı bir sanat eserine dönüştürüyorlar. Roger Deakins’in büyüleyici siyah-beyaz görüntü yönetimi, ışık ve gölge oyunlarıyla 1940’ların atmosferini sadece bir dekor olmaktan çıkarıp filmin ana karakterlerinden biri haline getiriyor. Ağır temposuna rağmen her karesi editoryal bir titizlikle işlenmiş olan yapım, tesadüflerin ve kuantum fiziğinin (Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi) insan hayatındaki etkisine dair felsefi bir alt metin sunuyor. Coenlerin mizah anlayışı bu kez daha karanlık, daha sessiz ve daha hüzünlü.
Klasik polisiye kurgusundan ziyade atmosferik ve karakter odaklı psikolojik gerilim filmlerini sevenler için bu film bir başyapıttır. Coen Kardeşler sinemasının imza niteliğindeki absürt detaylarını ve felsefi derinliğini takdir eden izleyiciler, Ed Crane’in bu sessiz hikayesinde kendilerini kaybedeceklerdir. Estetik görselliğe önem veren ve bağımsız sinema ruhunu özleyen her sinemaseverin bu eseri mutlaka görmesi gerekir.
Bu film, sadece bir suç öyküsü değil, "hiç kimse" olmanın ve hayatta bir iz bırakamamanın hüzünlü bir manifestosudur. Sinema tarihinin en iyi siyah-beyaz kullanımına sahip modern yapımlarından biri olması, görsel hafızanızda kalıcı yer edinecektir. Ed Crane’in iç sesiyle anlatılan hikaye, modern insanın yabancılaşmasını ve kaderin ironisini o kadar zarif işler ki, bittiğinde sizi derin bir sessizliğe davet eder. Sinemanın edebi bir metin kadar derinleşebileceğini görmek için bu yapım izlenmelidir.
Varoluşsal Yabancılaşma: Bireyin kendi hayatında bile bir yabancı gibi, adeta "orada yokmuş gibi" yaşaması.
Kader ve Rastlantı: Küçük bir kararın veya tesadüfün hayatın akışını tamamen değiştirebilmesi.
Adaletin İronisi: İşlenmeyen suçlar için bedel ödenirken, gerçek suçların cezasız kalması.
Belirsizlik İlkesi: Bir şeyi ne kadar yakından izlerseniz, o kadar çok değiştirdiğiniz fikri üzerine kurulu kuantum teması.
Coen Kardeşlerin bu tarzını sevdiyseniz, yine bir suçun kontrolden çıkışını anlatan Fargo veya kader temasını işleyen İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men) filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca atmosferiyle öne çıkan bir başka siyah-beyaz modern klasik olan Körlük veya neo-noir türünün başarılı örneği L.A. Confidential da benzer filmler listenizde yer alabilir.
Film aslında renkli çekilmiş, ancak kurgu aşamasında Coen Kardeşlerin isteğiyle siyah-beyaza dönüştürülmüştür.
Billy Bob Thornton’ın karakteri Ed Crane, film boyunca sadece birkaç kez gülümser; bu da karakterin duygusal izolasyonunu vurgular.
Yönetmen Joel Coen, filmin senaryosunu yazarken 1940’ların ucuz polisiye romanlarından ve James M. Cain’in eserlerinden ilham almıştır.
Film, 2001 Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü David Lynch (Mulholland Drive) ile paylaşmıştır.
Yönetmenler, 1940'ların "film noir" estetiğini yakalamak ve hikayenin melankolik, zamansız atmosferini güçlendirmek için bu tercihi yapmışlardır.
"Orada Olmayan Adam", ana karakter Ed Crane'in hem çevresi tarafından fark edilmemesini hem de ruhsal olarak dünyadan kopuk, varoluşsal bir boşlukta yaşamasını simgeler.
Filmdeki avukat karakteri aracılığıyla değinilen Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi, olayların gözlemlendiğinde değiştiği fikrini savunur; bu, Ed'in hayatına müdahale etmeye çalıştıkça her şeyi daha da bozmasının felsefi bir yansımasıdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...