

Reynolds Woodcock

Alma Elson

Cyril Woodcock

Johanna

Countess Henrietta Harding

Dr. Robert Hardy

Barbara Rose

Princess Mona Braganza

Lady Baltimore
London Housekeeper
1950’li yılların savaş sonrası Londra’sında, titizliği ve yeteneğiyle İngiliz sosyetesini giydiren ünlü terzi Reynolds Woodcock, moda dünyasının merkezindedir. Kız kardeşi Cyril ile birlikte kurdukları House of Woodcock, kraliyet ailesinden film yıldızlarına kadar herkesin vazgeçilmez adresidir. Reynolds, hayatını her sabah içtiği çayın sıcaklığından dikeceği elbisenin dikiş payına kadar büyük bir kontrol ve düzen içinde yaşar. Ancak bu steril ve obsesif dünya, genç ve dik kafalı bir garson olan Alma ile tanışmasıyla altüst olur.
Alma, Reynolds’ın hayatına önce bir ilham perisi ve model olarak girer, fakat kısa sürede bu ilişkinin dinamikleri alışılagelmişin dışına çıkar. Reynolds’ın hayatındaki katı kurallar ve duygusal mesafesi, Alma’nın sevgisini kanıtlama biçimiyle çarpışır. Film, bir aşk hikayesinden ziyade, iki insanın birbirini evcilleştirme, kontrol etme ve en derin arzularını doyurma sürecindeki karanlık ve gotik bir mücadeleyi anlatır. Paul Thomas Anderson, dikilen her astarın içine gizlenen sırlar gibi, karakterlerin ruhsal derinliklerine de incelikli bir işçilikle sızıyor.
Daniel Day-Lewis (Reynolds Woodcock): Metot oyunculuğunun efsanesi Day-Lewis, emekli olmadan önceki bu son rolünde, karakterinin mükemmeliyetçiliğini ve kırılganlığını muazzam bir ciddiyetle yansıtıyor. Bir kumaşa dokunuşundaki zarafet ile bir akşam yemeğindeki huysuzluğu arasındaki geçişleri sinema tarihine geçecek niteliktedir.
Vicky Krieps (Alma): Dev bir oyuncunun karşısında ezilmek yerine, sessiz bir güçle hikayeyi domine etmeyi başarıyor. Alma’nın masumiyetten manipülasyona uzanan yolculuğunu, izleyiciyi şaşırtan bir kararlılıkla canlandırıyor.
Lesley Manville (Cyril Woodcock): Reynolds’ın koruyucu ve bir o kadar soğuk kız kardeşi rolünde Manville, filmin en güçlü figürlerinden biri. Az konuşan ama bakışlarıyla odayı yöneten tavrı, ona haklı bir Oscar adaylığı getirmiştir.
Paul Thomas Anderson, hem yönetmenliğini hem de görüntü yönetmenliğini üstlendiği bu yapımda, görsel bir şölen yaratıyor. Filmin dokusu, tıpkı karakterlerin diktiği elbiseler gibi lüks, ağır ve kusursuz. Jonny Greenwood’un piyano ve yaylılarla örülü barok tarzı müzikleri, sahnelerin altındaki tekinsiz gerilimi harika bir şekilde besliyor. Phantom Thread, klasik bir aşk filminin romantizmini taşırken, arka planda bir gerilim filminin huzursuzluğunu hissettiriyor. Duyguların bastırıldığı ama arzunun her dikişte kendini belli ettiği, sinemanın saf sanat halini temsil eden bir başyapıt.
Sanat yönetimi ve kostüm tasarımına ilgi duyanlar, ağır tempolu ama psikolojik derinliği olan filmleri sevenler ve Paul Thomas Anderson sinemasının hayranları için kaçırılmaması gereken bir eser. İlişkilerdeki güç dengeleri ve tutkunun karanlık yönleri üzerine düşünmeyi seven izleyiciler bu filmden büyük keyif alacaktır.
Daniel Day-Lewis gibi bir devin veda performansına tanıklık etmek için bile izlenmeye değer. Film, aşkın sadece paylaşmak değil, bazen bir diğerinin dünyasına sızmak ve orayı ele geçirmek olduğunu benzersiz bir metaforla (mantar sahnesi gibi) anlatıyor. Estetik kusursuzluğu ve alışılmadık finaliyle, izledikten sonra uzun süre zihninizde yer edecek bir deneyim sunuyor.
Mükemmeliyetçilik ve Obsesyon: Yaratıcı bir dehanın rutinlerine olan hastalıklı bağlılığı.
Güç ve Kontrol: İki karakterin birbirine hükmetme arzusu ve bu dengenin sürekli değişimi.
İlham ve Yaratıcılık: Sanatçı ile modeli arasındaki besleyici ama bir o kadar da tüketici ilişki.
Gizli Arzular: Sevginin en uç noktasında ortaya çıkan garip ve tekinsiz fedakarlıklar.
Rebecca: Alfred Hitchcock’un bir evin ve bir adamın geçmişinin genç bir kadını nasıl boğduğunu anlatan gotik dramı.
The Age of Innocence: 19. yüzyıl New York sosyetesindeki kısıtlamaları ve yasak arzuları işleyen estetik bir şölen.
Dangerous Liaisons: Duygusal oyunlar ve manipülasyon üzerine kurulu bir başka dönem filmi.
Daniel Day-Lewis, rolüne hazırlanmak için bir yıl boyunca terzilik eğitimi aldı ve Balenciaga’nın ikonik bir elbisesini sıfırdan dikecek seviyeye geldi.
Film, Paul Thomas Anderson’ın İngiltere’de çektiği ilk uzun metrajlı filmidir.
Filmin setindeki ışıklandırma teknikleri, 1950’lerin dergi çekimlerini andırması için doğal ışık ve özel lenslerle desteklenmiştir.
Hayır, hikaye tamamen kurgusaldır; ancak Reynolds Woodcock karakteri yaratılırken Cristobal Balenciaga ve Charles James gibi dönemin ünlü moda tasarımcılarından esinlenilmiştir.
"Hayalet İplik" (Phantom Thread), Viktorya dönemi terzilerinin yorgunluktan dolayı dikiş dikmedikleri halde ellerinin o hareketi yapmaya devam etmesi fenomeninden gelir; filmde ise bitmeyen bir takıntıyı ve görünmez bağları temsil eder.
Filmin büyük bir kısmı Londra'nın tarihi semtlerinde ve İngiltere'nin kuzeyindeki sahil kasabası Lythe'de çekilmiştir.
Film, bölgesel haklara göre değişiklik göstermekle birlikte Netflix, Apple TV+ ve MUBI gibi platformlarda periyodik olarak yer almaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...